Yaklaşık bir aydır Romanya’da öğretmenlik mesleğini tecrübe etmekteyim ve bununla ilgili ulusal farkları anlamak için bu denemeyi yazıyorum. Romanya’nın üç yüz bin nüfuslu, aslında Romanya’ya göre büyük, bize göre ise bir ilçe nüfusuna sahip bir ilinde (Galaţi, okunuşu; Galats) gerçekleştirilen bu proje, köy okullarındaki çocuklara İngilizce öğretmeyi ve tabii ki bunun yanında kendi kültürümüzü ve ülkemizi tanıtmayı amaçlamaktadır. Projeye başlarken bize haftalık ve belirli konulara ait müfredat verildi. Çocuklar 0–8. sınıf (0: Anaokulu, 8: Ortaokul son) arasında olsa da müfredatta beni bile aşan konular mevcuttu. “Dünya vatandaşı olabilme”, “Küresel ısınmadaki sorumluluğumuz” ve “Ben ve diğerleri” başlıkları bunlara örnek olabilir. Yani anlayacağınız üzere, bizim ilkokulda, lisede hatta üniversitede gereken ilgiyi gösteremediğimiz konular.

Galaţi’ye gelmeden önce “Discover Community” projesini, bizdeki öğretmenler için zorunlu şark hizmetine benzetiyordum. Ama buraya gelip projeye dahil olduktan sonra gerçekten öyle olmadığını anladım. Öncelikle buradaki okulların imkânları bizdeki şehir okullarıyla yarışır seviyede. Her köyde bir okul mutlaka bulunuyor. Bu okullarda iki şube veya on şube olabilir, fakat fark etmeksizin hepsinde kütüphane ve bilgisayar laboratuvarı mutlaka mevcut. Özellikle ilk gittiğim okul beni bir hayli şaşırtmıştı. Daha sonra oraya birkaç kere daha gitmeme rağmen şaşırmaya devam ettim. Okul sadece iki katlı olmasına rağmen ve okulda sadece iki tane derslik olmasına rağmen üst katta bir kütüphane ve bir bilgisayar laboratuvarı olması, Romanya’da eğitimin neden ilerlediğinin bir göstergesiydi adeta benim için. Kendim çok büyük, köklü hatta kalabalık bir ilkokul ve lisede okumama rağmen, bu tür imkânlarla karşılaşmamıştım.

Bir diğer değinmek istediğim konu sekülerizm. Bizim yıllardır aşamadığımız konu Romanya’da gayet aşılmış. Öğrenciler ve öğretmenler bunları tartışıp üzerine gitmek yerine doğrudan uygulamaya geçmişler. Nasıl mı? Her okulda hatta ve hatta her sınıfta Hz. İsa’ya ait resimler bulunmaktadır. Bunun yanında Hıristiyanlığa ait haç ve bu dine ait birçok nesne mevcut. Onların da bizim gibi Din Kültürü dersleri bulunuyor elbette. Hatta bir okulda Din Kültürü dersi kitabını inceleme şansım oldu ancak içinde İslam ve Müslümanlığa dair veya Hıristiyanlık harici herhangi bir dine ait bir şeye rast gelmedim. Yani derse Din Kültürü dersi demek yerine “Hristiyanlık” dersi diyebiliriz. Biz hala Din Kültürü dersi kalksın mı kalkmasın mı diye tartışaduralım. Avrupa’nın en kötü iki ülkesinden (diğeri kendi vatandaşı olduğum ülke olan Bulgaristan) biri olan Romanya bunu aşmış ve bunun üzerine aktiviteler bile yapıyorlar. Acaba bizdeki Din Kültürü öğretmenleri çocuklarla sınıf dışı aktiviteler yapsa kaç veliden şikayet alır merak ediyorum.

Bir diğer öz eleştiri de dil öğretebilme ve dil öğrenebilme kapasitemiz. Anadolu Lisesinden mezun olduktan sonra yaklaşık dört sene İngilizce eğitimi aldım. Liseden sonra iki sene İngilizce hazırlık okuyup üç senedir de yüzde yüz İngilizce bir programda okuyorum. İlköğretimde dördüncü sınıftan sekizinci sınıfa kadar aldığım dört sene temel İngilizce eğitimimi saymazsak, dokuz senedir İngilizce ile haşır neşirim. Ama buraya geldikten sonra acı bir gerçekle yüzleşmek zorunda kaldım. Buraya gelmeden önce her bir gönüllüye birer ‘Buddy’ adını verdiğimiz ve bize Romanya’ya gelmeden önce ve geldikten sonraki süreçte yardımcı olacak Romanyalı lise öğrencisi atanmıştı. Genellikle 17–18 yaş aralığındaki “Buddy”ler, biz Türklerin çoğundan daha iyi İngilizce biliyorlar. Yanlış anlamayın, bizim ülkemizdeki lise öğrencilerinden bahsetmiyorum. Buraya gelmiş üniversite mezunu veya öğrencisi diğer Türk arkadaşlarımdan bahsediyorum. Çocuklar, liseyi bitirmemiş olmalarına rağmen İngilizce seviyeleri özellikle ‘Speaking’ konusunda gerçekten çok başarılılar. Ama tabii ki bunu bizim projemize ve bunun gibi diğer illerde yapılan benzer projelere bağlıyorum. Bu ve bunun gibi projelerin ülkemizde de başlayıp yaygınlaşmasını temenni ediyorum.

Her şey bizden kötü olacak değil ya, bizim de iyi özelliklerimiz var. Bir aylık sürede yaklaşık 10–15 farklı köye gittim ve her gittiğim köyde en az 30–40 farklı öğrenciyle tanışma veya birebir sohbet etme fırsatım oldu. Yani yaklaşık 300–400 öğrencinin adını, yaşını, hobilerini ve ileride ne olmak istediğini öğrendim. Öncelikle vizyon çok düşük, şu ana kadar sıklıkla Traktör Şoförü, Tır Şoförü, Taksici, Makeup Artist gibi bilimsel herhangi bir gereklilik gerektirmeyen meslek adlarıyla karşılaştım. Küçücük çocuklar, onlar ne anlasın diyebilirsiniz. Ama bunları isteyen 20 yaşındaki arkadaşlarımız da var. Bizde ise genellikle hayal gücüyle seçilen meslekler tercih edilir, astronot gibi veya gerçekten bilimsel bir aktivite ve üniversite bitirmek gerektiren, doktor gibi. Ben buna kısaca vizyonsuzluk diyorum.

Bir diğer olumsuzluk, bozulmuş aile yapıları. Burada lisede ve üniversitede okuyan birçok arkadaşım bulunuyor. Neredeyse kiminle konuştuysam hepsi büyükannesi veya büyükbabasıyla yaşıyor. Anne ve babalar ise genellikle ayrı veya birlikte Avrupa’nın görece daha zengin ülkelerinde yaşıyor (Belçika, Fransa, İtalya, Birleşik Krallık) sadece birkaç örnek. Tabii bundan dolayı çoğu öğrencinin hayali, anne veya babasının yanına Avrupa’nın zengin ülkelerine kendilerini atabilmek oluyor. Ayrıca ülkede genel manada iş gücü çok düşük ve bu yüzden işsizlik düşük gözüküyor. Örneğin, çalışabilir yaştaki insanların çoğunu (25–45 yaş arası) sokakta görmek çok zor. Genellikle sokak nüfusu ya çok küçük (10–23) ya da çok yaşlı (55–70 gibi). Avrupa’nın Bulgaristan ve Romanya’yı Avrupa Birliğine genç ve çalışabilir iş gücü sağlamak adına aldığı çok bariz dışarıdan gözlemlenebilir, ancak buradan birebir gözlemlemek çok farklı oluyor.
Samet Dönmez
Yazım: 2017
Edit: 2023
§

Bir yanıt yazın