İngiltere – Samdonmez http://samdonmez.com Samet Dönmez kişisel sayfası. Mon, 18 Dec 2023 09:18:56 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.6.2 http://samdonmez.com/wp-content/uploads/2023/12/infinity-150x150.png İngiltere – Samdonmez http://samdonmez.com 32 32 121659978 Natural History Museum http://samdonmez.com/natural-history-museum/ http://samdonmez.com/natural-history-museum/#respond Sun, 17 Dec 2023 23:51:07 +0000 http://samdonmez.com/?p=4378 Londra’nın merkezinde, bilimin ve keşfin büyülü dünyasına adım atmak için Doğa Tarihi Müzesi en uygun nokta. Charles Darwin’den Kaptan Cook’un botanikçisi Joseph Banks’a kadar ünlü isimlerin koleksiyonları, müzede bulunan 70 milyonun üzerinde parça ile ziyaretçilere benzersiz bir deneyim sunuyor. Etkileyici bir evrim serüveni, çocukların ilgisini çeken interaktif dinozor koleksiyonları ve devam eden bilimsel araştırmalarla, müze sadece geçmişe değil, aynı zamanda gelecekteki keşiflere de kapı aralıyor. Burası 300’den fazla bilim insanı ve kütüphanecisiyle araştırmaların hala sürdürüldüğü bir müzedir. Doğa Tarihi Müzesi, bilimle dolu bir serüvenin kapılarını aralayarak ziyaretçilerini eğitmek ve ilham vermek için tasarlanmış benzersiz bir mekan.

Hintze Hall: Doğa Tarihi Müzesi’nin Göz Alıcı Giriş Salonu

Hintze Hall, Londra’daki Doğa Tarihi Müzesi’nin karşılayıcı ve göz alıcı ana giriş salonudur. Sir Michael Hintze ve ailesi tarafından desteklenen cömert bir bağışla yeniden düzenlenmiş ve adını bu bağışçı aileden almıştır. Bu büyük salon, müzenin zengin tarihine ve modern tasarım anlayışına bir saygı duruşudur. Büyük bir kubbe tavanı, zarif sütunları ve geniş bir meydanıyla Hintze Hall, mimari detaylarıyla ziyaretçilere büyüleyici bir atmosfer sunar.

Hintze Hall, aynı zamanda dönemsel sergilere ev sahipliği yaparak müzenin geniş koleksiyonlarını vurgular. Ziyaretçiler, bu alanda farklı bilim ve doğa temalarını keşfetme fırsatı bulur. Ayrıca, müzenin sembolik bir odak noktası olarak, Doğa Tarihi’nin temel konuları ve zengin koleksiyonları hakkında bilgi edinmek için ideal bir başlangıç noktasıdır.

Hintze Hall, sadece sergilerin ev sahibi olmakla kalmaz, aynı zamanda özel etkinliklere de ev sahipliği yapar. Konserler, özel sergiler, etkileşimli gösteriler ve toplu ziyaretçi programları gibi çeşitli etkinlikler burada düzenlenir. Bu salon, ziyaretçilere Doğa Tarihi Müzesi’ne adım attıklarında unutulmaz bir deneyim sunarak, müzenin çeşitli yönlerini keşfetmeye teşvik eder. 29 Ekim 2023’te Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılında burada büyük bir balo verilmiştir.

Bu alanda, dünyanın en büyük canlısının, mavi balinanın 25 metrelik iskeleti etkileyici bir şekilde havada asılı durmaktadır. Aynı zamanda Amerikan mastodon, buz devri döneminden bir fil akrabası, deniz yosunları, mineral ve bitki örnekleri, dinozor fosilleri, mercanlar ve daha pek çok doğal harika öğe sergilenmektedir.

Burada dolaşırken, gezegenimizin 4.5 milyar yıllık tarihini temsil eden bu olağanüstü nesneler hakkında bilgiler edinebilir ve müzenin köklü geçmişi ve bilimsel ilerlemeleri hakkında keyifli bir öğrenme deneyimi yaşayabilirsiniz. Lorraine Cornish’in belirttiği gibi, “Bu güzel ve karmaşık doğa nesneleri, mavi balina gibi, doğal dünyamızın inanılmaz benzersizliğini ve çeşitliliğini sergileyen harika sanat eserleri gibidir.” Bu müze, ziyaretçilere doğal tarihin derinliklerine yolculuk yapma fırsatı sunan bir kapıdır.

Mavi Bölge: Dinozorlardan Memelilere, Dünya’daki Yaşamın Şaşırtıcı Çeşitliliğini Keşfedin.

Dinozorlar: Müzenin dinozorları dünya çapında ünlüdür. T. Rex’in gerçek büyüklüğündeki animatronik modellerinden biri olan eser her zaman kalabalığın ilgisini çeken bir parça olmuştur. Dinozorlar galerisinde T. Rex’in yanında fosiller ve dinazor yumurtaları arasında dolaşabilirsiniz. Triceratops’un kafatasını görebilir ve dinozorların yaşadığı farklı zaman dilimlerini keşfedip, neden soyları tükendiği konusundaki gerçekleri efsanelerden ayırabilirsiniz.

Doğanın Görüntüleri – Images of Nature: Doğa Tarihi Müzesi koleksiyonundan gelen 100’den fazla görüntü ile sanatçıların ve bilim adamlarının doğal dünyayı nasıl gördüğünü Images of Nature galerisinde keşfedin. Galeride, 350 yılı aşkın (17. yüzyıldan itibaren) bir süreyi kapsayan tarihi baskılar, suluboya tablolar ve resimler, bilim adamları, görüntüleme uzmanları, fotoğrafçılar ve mikro-CT tarayıcıları tarafından oluşturulan modern görüntülerle bir arada sergilenmektedir.

Memeliler (Mavi Balina Modeli): Yerde, soyu tükenmiş mamutları ve dev boynuzlu geyikleri ile onların yaşayan akrabalarını, aynı zamanda zürafaları, hipopotamları ve atları inceleyebilirsiniz. Başınızı kaldırıp mavi balina maketini gördüğünüzde; sanki tavanın asılı duran diğer balina iskeletleri ve replikleriyle yüzüyormuş gibi bir izlenim bıraktığını hissedeceksiniz. Misk Sığırı, Dall yaban koyunu, Kirk Dikdiki gibi sergi nesneleri de ayrıca dikkat çekicidir.

Mavi balina iskeletini görmek için Hintze Hall’ı ziyaret edebilirsiniz. Bu galeri, Mart 2024’e kadar devam edecek olan koruma çalışmaları nedeniyle şu anda kapalıdır.

Balıklar, Kurbağalar ve Sürüngenler: Balıklar, Kurbağalar ve Sürüngenler galerisinde, su altında yaşayan en garip ve harika türlerden bazılarını keşfedebilirsiniz.

Deniz Omurgasızları: Deniz Omurgasızları galerisinde, okyanus sakinlerinin yaşamlarını inceleyebilirsiniz.

Memeliler: Memeliler galerisinde kutup ayılarından cüce yarasalara kadar memelilerin zengin çeşitliliğini keşfedebilirsiniz. Bu galeride, soyu tükenmiş hayvanların fosillerini ve iskeletlerini, yaşayan akrabalarının örnekleriyle birlikte görebilirsiniz. Soyu tükenmiş kılıç dişli kedi ile, benzersiz ördek gagalı ornitorinksi incelebilir ve bir atın anatomisini bir insanınkiyle karşılaştırabilirsiniz.

Yeşil Bölge: Kuşlar, Böcekler Gibi Sergilerin Yanında Mineralleri, Fosilleri ve Hatta Hazineleri Keşfedin.

Kuşlar: Kuşlar galerisinde, soyu tükenmiş bir dodo, tarihi bir kuşcuk dolabı ve Viktorian kuş anatomisi sergisi gibi birçok sergi bulunmaktadır.

Archaeopteryx, fosil kayıtlarına göre, yaklaşık 150 milyon yıl önce Geç Jura Dönemi’nde yaşamış olan bir kuşa benzeyen dinozor türüdür. Adı, “eski kanat” anlamına gelir ve bu tür, kuşların evriminde önemli bir kilometre taşı olarak kabul edilir.

Archaeopteryx’in özellikleri, hem kuşlara hem de dinozorlara benzer özellikleri bir araya getirir. Tüylü bir yapıya sahip olması, hafif kemiklere, uçma yeteneğine işaret eden özelliklere sahip olması, ancak aynı zamanda dişli bir gagaya ve uzun bir kuyruğa sahip olması, dinozor özelliklerini yansıtır.

Bu fosil, Charles Darwin’in evrim teorisini destekleyen önemli kanıtlardan biri olarak kabul edilir. Arkeopteriks’in ortaya çıkması, kuşların dinozorlardan evrimleştiğini gösteren bir bağlantı noktası sunar. Archaeopteryx fosili, Hazine odasında sergilenmektedir.

Karınca, Böcek ve Örümcekler: Bu galeride, böcekler, yengeçler, yüzgeçliler ve örümcekler konusundaki merakınızı tatmin edebilirsiniz ve arthropodlarla ilgili her şeyi keşfedebilirsiniz.

Mineraller: Mineraller galerisinde, müzenin 1881’deki orijinal meşe vitrin dolaplarında minerallerle bir zaman yolculuğuna çıkabilirsiniz.

The Vault: Vault galerisinde, doğanın en benzersiz ve değerli hazinelerinden bazıları sergileniyor. İngiltere’de 30 yıl devam eden göktaşı düşüşünün ilk göktaşı düşüşünden kalma Winchcombe göktaşının bir parçası Müze’de sergilenmektedir.

Fosil Deniz Sürüngenleri: Fosil Deniz Sürüngenleri galerisinde, dinozorların karada hüküm sürdüğü dönemde denizlerde neler yaşandığını öğrenebilirsiniz. Bu galeride, ichthyosaur ve plesiosaur gibi ön tarihli deniz hayvanlarının bazı en komple fosillerini inceleyebilir ve öncü paleontolog Mary Anning’in çalışmalarını keşfedebilirsiniz.

Ayrıca dev karasal memeli olan ‘Dev Ağaç Ayısı’ iskeletinin kopyasına dikkat edin, bu sıkça dinozorlarla karıştırılan bir kara memelisidir.

Hazineler: Hazineler galerisinde, Dünya tarihinin 4.5 milyar yılını kapsayan 22 obje gözler önüne serilir. Her sergi eseri, bilimsel, tarihi ve kültürel öneminden dolayı seçilmiş olan olağanüstü bir hikayeyi anlatmaktadır.

4.6 Milyar Yılın Tarihine Ait 22 Nesneden Bazıları:

  • Alfred Russel Wallace tarafından toplanmış güzel kelebekler.
  • Charles Darwin’in Türlerin Kökeni kitabının nadir bulunan bir ilk baskısı.
  • John James Audubon’un Birds of America kitabından orijinal görüntüler.
  • Sir Hans Sloane’ın güzelce oyulmuş nautilus kabuğu.
  • Robert Falcon Scott’ın Antarktika seferi sırasında toplanan bir imparator penguen yumurtası.
  • Ziyaretçilerin favorisi olan Guy adlı goril.
  • Birleşik Krallık’ta bulunan barbar aslanın eski kafatası.

Dev Sekoya: Müze’de sergilenen dev sekoya ağacı gövdesinin dilimi, 1891’de kesilen bu muazzam ağacın tarihine çarpıcı bir bakış sunuyor. Bu olağanüstü sergi, ziyaretçilere 1891’de Kaliforniya’da kesilen bu görkemli ağaçlardan birinin gövdesinin bir bölümünü görmelerine olanak tanır. Sekoya diliminin yanında, ağacın yaşını detaylandıran ve zengin tarihini 1,300 yıl boyunca özetleyen bir zaman çizelgesi bulunmaktadır.

Zaman çizelgesi, ağacın yaşamına ve uzun süreli varlığı boyunca meydana gelen olaylara dair içgörüler sunan kronolojik bir kayıt olarak hizmet eder. Ziyaretçiler, sergiyle etkileşimde bulundukça, ağacın imparatorluklardan savaşlara, bilimsel keşiflere ve icatlara kadar çeşitli dönemleri yaşadığına dair keşiflerde bulunabilirler. Zaman çizelgesi aynı zamanda her yüzyıl için insan nüfus rakamlarını da içerir, bu da insan faaliyetlerinin bu eski devin yaşamıyla nasıl iç içe geçtiğini vurgular.

Bu büyüleyici sergi, yalnızca doğal tarihin elle tutulur bir parçasını sergilemekle kalmaz, aynı zamanda zamanın akışı ve dev sekoyanın kalıcı mirası üzerine benzersiz bir perspektif sunar.

Kırmızı Bölge: Muazzam Dünya Heykeliyle Yolculuğa Çıkabilir ve Gezegenimizi Şekillendiren Muazzam Etkileri Keşfedebilirsiniz.

İnsan Evrimi: Türümüzün kökenini ve evrimini izleyebilir ve bizi insan yapan özellikleri görebilirsiniz. Hominini tanımlayan şeyleri ve modern insanların diğer insan türleriyle ne kadar ortak olduğunu, aynı zamanda bizi diğerlerinden ayıran şeyleri keşfedebilirsiniz. Modern insanları şekillendiren fiziksel özellikler, beslenme, yaşam tarzları ve çevrelerdeki değişiklikleri gözlemleyebilirsiniz.

Sergiler arasında, müze koleksiyonundaki en eski hominin fosili olan 3.5 milyon yıllık Laetoli köpek dişi, ilk yetişkin Neandertal kafatası olan Gibraltar 1 kafatası, yakın zamanda keşfedilen Homo naledi insan türünün kafatası ve el dökümleri, bilimsel olarak doğru ölçekli Neandertal ve erken Homo sapiens modelleri, dünyanın en eski korunmuş odun mızrağı olan 420,000 yıllık Clacton mızrağı ve Britanya’daki erken modern insanların kültürel uygulamalarına dair ilginç içgörüler sunan Cheddar Man iskeleti ve model kafa rekonstrüksiyonu bulunmaktadır, bunlar arasında insan kafatasının bir fincan şekline getirilmiş olanı da bulunmaktadır.

Başlangıçtan Beri: Gezegenimizdeki yaşamın evrimini From the Beginning galerisinde gözlemleyebilirsiniz. Erken deniz canlılarından, dinozorlardan, memelilere ve eski fosillere kadar bir çok eser bu sergide bulunmaktadır. Büyük patlamadan günümüze kadar zaman içinde bir yolculuğa çıkıp geleceğe göz atma şansı yakalayabilirsiniz. Güneş sisteminin nasıl oluştuğunu, gezegenimizde yaşamış çeşitliliği, insanların dünya sahnesinde ne kadar yeni olduğunu anlayabilirsiniz.

Dünya’nın Hazinesi: Dünya’nın Hazinesi galerisinde mineralleri, değerli taşları ve kayaları keşfedebilirsiniz.

Hareketli Yüzey: Hareketli yüzey galerisinde rüzgar, su ve diğer hava olayları Dünya’nın şekillenmesinde nasıl bir rol oynuyor? Ve bu ne kadar süredir devam ediyor? Hareketli Yüzey galerisinde dramatik kaya ve dağ oluşumlarını, dev bir dikit sarkıtı görebilir ve bunların nasıl oluştuğunu öğrenebilirsiniz. Taşların nasıl şekil değiştirdiğini keşfedip ve Rüzgarlı Yüzey galerisindeki etkileşimli sergileri inceleyebilirsiniz.

Volkanlar ve Depremler: Volkanlar ve Depremler galerisinde dramatik film görüntüleri, sergiler, etkileşimli oyunlar ve ünlü deprem simülatörü aracılığıyla, içerideki güçlerin dünyamızı nasıl şekillendirdiğini keşfedebilirsiniz.

Deprem simülatöründe 1995 Kobe, Japonya depremi sırasındaki atmosfer gösterilmektedir. Bu deprem simülatörüne girip o zamanlara gidebilirsiniz.

Kalıcı İzler: Lasting Impression galerisinde uzak geçmiş olaylara ait dikkat çekici fosil kanıtları incelenebilir. 200 milyon yıl önce plaj kumlarında oluşan dalga izlerinden taşlaşmış bir ağaç kütüğüne, dinozor ayak izlerine ve dev bir amoniteye kadar, geçmiş, tüm bu galeri numunelerine işlenmiştir.

Earth Hall ve Stegosaurus: Şimdiye kadar bulunan en sağlam Stegosaurus fosil iskeleti olan inanılmaz dinozor örneği burada sergilenmektedir. Üç metre boyunda ve neredeyse altı metre uzunluğunda olan bu eser, Earth Hall’a dramatik bir giriş yapmanızı sağlar.

Galeri duvarlarındaki göksel harita etrafında, ay kayası parçası dahil olmak üzere mücevherler ve mineraller bulunmaktadır. Yürüyen merdiven sizi üst katta bulunan Kırmızı Bölge galerilerine götürür. Bu yürüyen merdivene bindiğinizde adeta dünyanın içine giriyormuş gibi hissedip, galerilerin güzelliklerinin fragmanını yaşamış gibi olabilirsiniz.

Turuncu bölge: Darwin Merkezi’nde bilim insanlarını çalışırken gözlemleyebilir ve spirit içinde saklanan ilginç örnekleri hayranlıkla inceleyebilirsiniz.

Zooloji Spirit Koleksiyonu: Müze, spirit koleksiyonunda alkol içinde 23 milyonun üzerinde örneği barındırmaktadır. Bunlar arasında bazılarını bizzat Charles Darwin kendi toplamıştır. Spirit koleksiyonunun bir kısmını Attenborough Stüdyosu’nun yanında ziyaret edebilirsiniz.

Attenborough Studio: Darwin Centre’nin yanında giriş katında yer alan Attenborough Studio 64 koltuklu mükemmel bir görsel-işitsel stüdyo olarak düzenlenmiştir. Burada, yaşamın tüm yanlarına ve bilimsel gelişmelere adanmış etkinliklerin yanı sıra, film gösterimleri ve konuşmalar düzenlenir.

The Cocoon (Şu anda kapalı): Darwin Merkezi’nin Kokon bölümünde bilim ve doğayı keşfedebilirsiniz. Merkezin en ilgi çekici bölümlerinden biri, devamlı bir sergi alanı olan bu bölümdür. Burada olağanüstü böcek türlerinin yanı sıra dünyanın sayılı bilim insanlarını çalışırken görebilirsiniz.


]]>
http://samdonmez.com/natural-history-museum/feed/ 0 4378
National Portrait Gallery http://samdonmez.com/national-portrait-gallery/ http://samdonmez.com/national-portrait-gallery/#respond Fri, 15 Dec 2023 23:24:40 +0000 http://samdonmez.com/?p=4264 National Portrait Gallery, 1856 yılında kurulmuş ve Londra’nın St. Martin’s Place bölgesinde yer alan önemli bir sanat müzesidir. Bu galeri, portre sanatına odaklanmış olup İngiliz tarihinde ve kültüründe önemli bir rol oynamış kişiliklere ait portreleri içerir. Kraliyet ailesi üyeleri, sanatçılar, yazarlar, politikacılar gibi birçok ünlü ismin portreleri bu galeride bulunur. Hans Holbein, Joshua Reynolds, Thomas Gainsborough gibi ünlü portre sanatçılarının eserleri de koleksiyonda yer alır. National Portrait Gallery genellikle ücretsiz ziyaret edilebilir, ancak özel sergiler ve etkinlikler için bilet ücreti alınabilir.

Londra’nın en güzel galerilerinden biri olan Ulusal Portre Galerisi büyüleyici güzellikteki eserleriyle dikkate değerdir. National Galeri’nin yanında bulunan galeri 1856 yılında açılmıştır. Tudor döneminden bugüne kadar uzanan ünlü simaların yanı sıra, az bilinen kişiliklerin portrelerini de burada görebilirsiniz. II. Richard’dan (1367-1400) Kraliçe II. Elizabeth’e kadar kraliyet ailesinin portreleri, 1554 minyatür ve İngiltere’deki en eski yağlı boya otoportreler görülmeye değerdir. Bu kapsamlı koleksiyon dönüşümlü olarak sergilenir.

Kraliçe I. Elizabeth

I. Elizabeth’in (1533-1603) galeride çok sayıda bulunan portrelerinden biri olan bu eserin yaratıcısının kimliği bilinmiyor. Tudor odaları galerinin en ilgi çekici bölümleridir, buralarda dönemin en gözde türü olan minyatürleri de görebilirsiniz.

Kat 3 – Oda 1

Kral VII. Henry

Bu etkileyici portre, Ulusal Portre Galerisi koleksiyonundaki en eski tablodur. Yazıt, portrenin 29 Ekim 1505’te Kutsal Roma İmparatoru I. Maximilian’ın ajanı Herman Rinck’in emriyle yapıldığını kaydeder.

Kat 3 – Oda 1.

Whitehall Duvar Resmi

Hans Holbein’in (1537) VII. Henry ve oğlu VIII. Henry resmi Whitehall Sarayı’ndaki duvar için yaptırmıştı. Ne yazık ki, 1698 yılındaki saray yangınında hasara uğramıştır.

Kat 3 – Oda 1.

William Shakespeare

İngiltere’nin yetiştirdiği en ünlü oyun yazarı olan Shakespeare’in (1564-1616) hayattayken yaptırdığı tek portresi buradadır.

Kat 3 – Oda 3.

Kral II. Charles

İngiliz portre ressamı Thomas Hawker tarafından 1680 civarında yapılan bu resim, ömrünün son yıllarını sürmekte olan İngiltere Kralı II. Charles’ı asık suratlı biçimde tasvir eder.  Tasvirin çok etkileyici olduğu söylenemez ancak portrenin çok önemli olduğuna şüphe yoktur.

Kat 3 – Oda 6.

Sir Isaac Newton

Sir Isaac Newton (1642-1727), Matematik bilimcisi.

Kat 3 – Oda 9.

Sir Hans Sloane

Sir Hans Sloane, (1660-1753), Hekim ve koleksiyoncu. Bu portrede Sloane, Batı Hint Adaları hakkındaki kitabından bir Jamaika bitkisinin çizimini elinde tutuyor.

Kat 3 – Oda 9.

John Locke (üstte) – Thomas Hobbes (altta)

John Locke (1632-1704), Filozof. Michael Dahl (1659-1743), Portre ressamı.
Thomas Hobbes (1588-1679), Sosyal filozof. John Michael Wright (1617-1694), Ressam.

Kat 3 – Oda 9.

Benjamin Franklin

Bu portrenin orijinal versiyonu, Franklin Paris’teyken, Fransızlardan askeri yardım sözünü alırken yapılmıştır.

Kat 3 – Oda 10.

Sir Walter Raleigh

Bu portre, İngiliz komutan, yazar, politikacı ve kaşif Raleigh’in kraliçe I. Elizabeth’in yeniden gözüne girmeyi başardığı 1602 yılında yapılmıştır. Kime ait olduğu bilinmeyen resim, Raleigh’i oğluyla birlikte tasvir eder.

Lord Byron

Thomas Phillips’in eseri olan bu portrede, Romantik İngiliz şairi ve hiciv ustası Lord Byron (1788-1824) yerel Arnavutluk giysileriyle görülmektedir. Byron Yunan bağımsızlık Savaşı’nda ölmüştü.

Kat 3 – Oda 17.

George Gordon Byron

George Gordon Byron, 6. Baron Byron (1788-1824), Şair.

Kat 3 – Oda 17.

Horatio Nelson

1799 tarihli bu portrede Nelson’ı Nil Savaşı’ndan hemen sonra betimlemiştir. Sanatçı, Kraliçe Victoria ve Wellington Dükü gibi tarihte öne çıkan ünlü İngilizler’in portrelerini de yapmıştır.

Kat 3 – Oda 18.

Mai (Omay)

Mai (Omai) (1753 dolaylarında-1780 dolaylarında), İngiltere’yi ziyaret eden ilk Tahiti’li. Sir Joshua Reynolds tarafından çizilmiştir.

Kat 3 – Oda 18.

Charles Robert Darwin

Büyük bilim adamı ve Türlerin Kökeni’nin yazarı Charles Darwin’in bu portresi, John Collier tarafından Linnean Society için yapılan bir portrenin ressam tarafından yapılmış bir kopyasıdır.

Kat 2 – Oda 19.

Buckingham Sarayı’ndaki Kraliyet Ailesi

Bu çarpıcı aile portresinde Kral V. George ve Kraliçe Mary, iki çocukları Windsor Dükü Prens Edward (daha sonra Kral VIII. Edward) Prenses Mary (daha sonra Harewood Kontesi), Buckingham Sarayı’ndaki gösterişli Beyaz Salonda.

Kat 2 – Oda 19.

Bronte Kardeşler

1914 yılında bir çekmecede bulunan portrede, Charlotte, Emily ve Anne Bronte kız kardeşler, arkalarında soluk bir figür olarak betimlenmiş erkek kardeşleri Branwell ile birlikte görülmektedir.

Kat 2 – Oda 21.

Mary Jane Seacole

Mary Jane Seacole (kızlık soyadı Grant) (1805-1881), Girişimci, hemşire, maceracı ve yazar. Albert Charles Challen (1847-1881), Sanatçı.

Kat 2 – Oda 21.

Lucian Freud

Bu, 1963’te art arda yapılan üç otoportrenin sonuncusu. Bu zamana kadar, sanatçının tekniği titizlikle detaylandırılmış olmaktan daha geniş, etkileyici bir stile dönüşmüştü.

Kat 2 – Oda 26.

Sir Tim Berners-Lee

Bronz döküm ve boyalı olarak yapılan heykel, Berners-Lee’nin ayakta duran, üçte ikisi oranında gerçek boyutunda tasvir edildiği, bir kaide üzerinde sergileniyor. Sanatçı Henry, Berners-Lee ile Boston’da iki gün geçirdi, onu çalışırken izledi ve evinde ziyaret etti.

Kat 2 – Oda 28.

Kraliçe II. Elizabeth

Ulusal Portre Galerisi’nin mütevelli heyeti, İtalyan sanatçı Pietro Annigoni’yi 1969’da Kraliçe’nin yeni bir portresini yapması için görevlendirdi. Kraliçe, kendisini daha önce 1954’te bir kez yapmış olan sanatçıyı tercih ettiğini belirtmişti; taç giyme töreninden iki yıl sonra.

Kat 2 – Oda 28.

Diana, Galler Prensesi

Bu portre, Galler Prensi ile nişanlandığı sırada yapılmış ve onu Buckingham Sarayı’nın Sarı Çizim Odası’nda gösteriyor.

Kat 2 – Oda 28.

Germaine Greer

Galerinin ilk sürekli sanatçısı olan Portekizli ressam Paula Rego’nun İğdiş edilmiş Kadın’ın feminist yazarını betimlediği portre çok çarpıcıdır.

Kat 2 – Oda 28.

Malala Yusufzay

Bu, İran doğumlu sanatçı ve film yapımcısı Shirin Neshat’ın bir çift portresinden biri. Şirin Neshat (1957-), Fotoğrafçı.

Kat 1 – Oda 30.

Francis Bacon

Yaşam maskesi, doğrudan Francis Bacon’ın yüzünden bir ölçü alınarak oluşturuldu.

Kat 1 – Oda 32.

David Robert Joseph Beckham

David Beckham’ın tek bir uzun çekimde yaratılan samimi bir portresidir. Bir antrenman seansından sonra Madrid’de çekilen film, tek bir ışık kaynağından aydınlatılıyor. Bu çalışması için, uluslararası bir futbol ikonunun savunmasız bir görüntüsünü sunmak için Michelangelo’dan Andy Warhol’a kadar çeşitli etkilerden yararlanıldı.

Kat 1 – Oda 30.

Amy Winehouse (“Amy-Mavi”)

Bu portre, Winehouse’un ölümünden sonra yapılmış bir hatıra çalışmasıdır ve şarkıcının medyada yer alan birçok fotoğrafından birinden alınmıştır. Yarı saydam mavi renkler, Winehouse’un sıkıntılı hayatına ve ayrıca müzikal etkilerine atıfta bulunur.

Kat 1 – Oda 30

Kraliçe II. Elizabeth ve Prens Philip

Prens Philip, Edinburgh Dükü (1921-2021), II. Elizabeth’in Eşi.

Kraliçe II. Elizabeth (1926-2022), 1952-2022 yılları arasında hüküm sürdü.

Sanatçı Thomas Struth (1954-), Fotoğrafçı.

Kat 1 – Oda 30

Kral III. Charles

Anıtsal büyüklükte, yakından kırpılmış ve karanlık bir arka plana yerleştirilmiş bu Kral III. Charles’ın etkileyici portresi. Charles, hem muhteşem soğukkanlılığın hem de insan savunmasızlığının yoğun bir ifadesini önerir.

Kat 0 – Oda 33.

Andy MurrayMarcus RashfordLucy Bronze

Andy Murray (üstte)
Sir Andrew Barron (‘Andy’) Murray (1987-), Tenis oyuncusu; Olimpiyat ve Wimbledon şampiyonu.
Marcus Rashford (sol alt)
Marcus Rashford (1997-), Futbolcu.
Lucy Bronze (sağ alt)
Lucia (‘Lucy’) Roberta Bronze (1991-), Futbolcu.

Kat 0 – Oda 33.

Prens William ve Prens Harry

Galler prenslerinin birlikte resmedildiği ilk portre 2009 yılında Nicola Jane Philipps tarafından yapılmıştır. Prensler, seçkin Household Cavarly’ye bağlı Blues and Royals birliğinin üniformasıyla resmedilmişlerdir.

Ed Sheeran

Edward Christopher (‘Ed’) Sheeran (1991-), Şarkıcı ve söz yazarı.

Kat 0 – Oda 33.


]]>
http://samdonmez.com/national-portrait-gallery/feed/ 0 4264
National Gallery http://samdonmez.com/national-gallery/ http://samdonmez.com/national-gallery/#respond Tue, 18 Jul 2023 18:34:16 +0000 http://samdonmez.com/?p=3237 1824 yılında kurulan National Gallery, Londra’nın Trafalgar Square bölgesinde konumlanan önemli bir sanat müzesidir. Koleksiyonu, İngiliz sanatının 13. ile 19. yüzyılları arasındaki önemli eserleri, erken Rönesans’tan Empresyonistlere kadar geniş bir zaman dilimi ile birlikte dünya sanatının çeşitli dönemlerine ait yaklaşık 2300 tabloyu içermektedir. Leonardo da Vinci, Vincent van Gogh, Claude Monet, Michelangelo, Raphael ve Rembrandt gibi ünlü sanatçıların eserleri burada sergilenir. Genellikle ücretsiz olan müze, özel sergiler ve etkinlikler için ayrıca ücret alabilir.

1824 yılında John Julius Angerstein’dan satın alınan eserlerle oluşturulan koleksiyon, 1838 yılında şu anki binasına taşınmıştır. National Portrait Gallery de aynı binada bulunmaktadır. 1991 yılında eklenen Sainsbury Kanadı, özellikle erken Rönesans eserleri ile dikkat çeker. Her yıl milyonlarca ziyaretçiye kapılarını açan Ulusal Galeri, sanatseverlere benzersiz bir kültürel deneyim sunar.

Müzenin 9-29 numaralı odalarında Ortaçağ, Rönesans, Hollanda ve Flaman tablolarını inceleyebilirsiniz. 30-45 numaralı odalarda ise 17., 18. yüzyıl ve Empresyonist tablolarını görebilirsiniz. 1-8 numaralı odalar genellikle özel sergiler için ayrılmıştır ve çeşitli zamanlarda farklı temalarda sergileri ziyaret edebilirsiniz. Bu özel sergiler için bilet almanız gerekebilir, bu nedenle ziyaretinizden önce müzenin resmi web sitesinden bilgi almanızı öneririm. Ulusal Galeri, sanatseverlere farklı dönemlere ait çeşitli eserleri bir arada görme şansı sunarak eşsiz bir deneyim sağlar.


Rokeby Venüsü

Rokeby Venüsü, İspanyol ressam Diego Velázquez’in (1599-1660) ünlü eserlerinden biridir. Bu tablo, Velázquez’in kariyerinin erken dönemlerine tarihlenmektedir. Velázquez, IV. Felipe’nin saray ressamı olarak görev yapmış ve bu eseri sanatçının tek nü çalışması olarak öne çıkmaktadır.

“Rokeby Venüsü,” adını İngiltere’deki Rokeby Park’tan alır, çünkü resim, önce bu mekânda yer alıyordu. Ancak, şu anda resmin kaybolduğu ve yerine başka bir Venedik resminin koyulduğu düşünülmektedir.

Bu eser, Venüs mitolojisinin klasik bir temsilini içerir ve Velázquez’in ustalığı, nü figürüne getirdiği özgün ve etkileyici yaklaşımıyla öne çıkar. “Rokeby Venüsü,” ressamın olağanüstü yeteneklerini ve döneminin sanat anlayışını yansıtan önemli bir eser olarak bilinir. Günümüzde Ulusal Galeride Oda 30’da sergilenmektedir.

Madame de Pompadour Tef Çerçevesinde

“Madame de Pompadour Tef Çerçevesinde,” ressam François-Hubert Drouais tarafından 1753-64 yılları arasında yapılan bir tablodur. Bu eser, Madame de Pompadour’un nakış işlemesini gösterir. Tablo, sanatçının o dönemde popüler olan portre türüne bir örnektir.

Madame de Pompadour, XV. Louis’nin metresi olarak tanınan ve Fransız sarayındaki etkili konumuyla bilinen bir figürdü. Drouais, bu tablo aracılığıyla Madame de Pompadour’u daha özel ve samimi bir anı yakalamaya çalışmıştır. Sanatçı, Pompadour’u tef (nakış çerçevesi) işlerken tasvir ederek, onun sanatsal ve zarif yanını vurgular.

Tablo, Ulusal Galeri’de Oda 33’te sergilenmektedir ve ziyaretçilere sanat tarihindeki önemli bir dönemin atmosferini yansıtan bir eser sunulmaktadır.

Hasır Şapkalı Otoportre

“Hasır Şapkalı Otoportre” ünlü Fransız ressam Élisabeth Vigée Le Brun tarafından 1782’den sonra keten üzerine yağlı boya ile yapılmış bir otoportredir. Tablo, 97,8 x 70,5 santimetre boyutlarındadır ve Ulusal Galeri koleksiyonunda Oda 33’de sergilenmektedir.

Élisabeth Vigée Le Brun, 18. yüzyılın sonlarına doğru yaşamış olan öncü bir kadın ressamdı. Bu tablo, sanatçının kendini portrelediği otoportre türündedir. Vigée Le Brun, tabloda hasır şapkasıyla ve dönemin moda tarzlarına uygun zarif kıyafetleriyle tasvir edilmiştir.

Tablo, sanatçının dönemindeki moda, tarz ve sosyal normlara dair önemli birer belge niteliğindedir. Aynı zamanda, Vigée Le Brun’un yetenekleri ve sanatsal etkisi açısından da dikkat çekicidir. Ziyaretçilere, 18. yüzyıl Fransız resim geleneğinin önde gelen bir temsilcisinin işlerini inceleme fırsatı sunar.

Savaşan Temeraire

“Savaşan Temeraire” (The Fighting Temeraire) adlı eser, ünlü İngiliz ressam Joseph Mallord William Turner tarafından 1838 yılında tamamlanan bir tablodur. Turner, İngiliz romantik resminin önde gelen temsilcilerinden biridir ve pek çok deniz manzarası tablosuyla tanınır. “Savaşan Temeraire” ise Turner’ın en ünlü eserleri arasında yer alır.

Tablo, Napolyon Savaşları’nda önemli bir rol oynamış olan HMS Temeraire adlı savaş gemisinin, çekildiği son yolculuğunu gösterir. 98 tabyaya sahip olan bu savaş gemisi, 1805 yılında Trafalgar Muharebesi’nde gösterdiği kahramanlık ile ünlüdür. Ancak “Savaşan Temeraire” tablosu, 1838 yılında Thames Nehri’nde çekilen Temeraire’in emekli edilip sökülmesini tasvir etmektedir.

Tablo, güneşin batışını ve aydınlığın karanlığa üstünlüğünü vurgulayan simgesel bir anlam taşır. Aynı zamanda endüstri devriminin etkilerini ve eski çağın sonunu temsil eder. Turner, eserini yaparken romantizmin yanı sıra manzara resmi ve tarihi resim tarzlarını birleştirmiştir.

“Savaşan Temeraire,” sanat tarihinde önemli bir yer tutar ve Turner’ın sanatındaki özgün tarzı ile bilinir. Eser, günümüzde Londra’daki Ulusal Galeri’de Oda 34’te sergilenmektedir ve ziyaretçiler tarafından büyük ilgi görmektedir.

Whistlejacket

“Whistlejacket” 18. yüzyıl İngiliz sanatçısı George Stubbs tarafından yapılan bir tablodur. Tablo, yaklaşık 1762 tarihine tarihlenir ve Marquess of Rockingham’ın ünlü yarış atını gösterir. Stubbs, özellikle at ressamlığı konusundaki uzmanlığıyla tanınan bir sanatçıdır.

“Whistlejacket” tablosu, düz bir arka plana karşı şahlanan, tek başına tasvir edilmiş gerçek boyutlu bir atı gösterir. Atın adı Whistlejacket’tir ve o dönemde büyük bir üne sahiptir. Tablo, detaylı anatomi ve atın hareketini başarıyla yansıtan Stubbs’un ustalığını sergiler.

Marquess of Rockingham, Stubbs’a atının portresini yapması için bir görev verdiğinde, sanatçı bu görevi geleneksel bir portre yerine atın tamamını gösteren bir tasarımla tamamlamıştır. Bu, Stubbs’un at ressamlığındaki özgün yaklaşımını yansıtan bir örnek olarak kabul edilir.

Bugün, “Whistlejacket” tablosu, Stubbs’un sanatındaki önemli eserlerden biri olarak kabul edilir ve İngiliz sanat tarihindeki önde gelen at ressamlarından biri olarak hatırlanır. Tablo, Londra’daki Ulusal Galeri’de Oda 34’te sergilenmektedir ve sanatseverler tarafından ziyaretçilere sunulan önemli eserler arasında yer almaktadır.

Saman Arabası

“Saman Arabası” (The Hay Wain), ünlü İngiliz ressam John Constable tarafından 1821 yılında tamamlanan bir tablodur. Bu tablo, Constable’ın doğayı ve kırsal yaşamı resmetme konusundaki ustalığını sergileyen önemli eserlerinden biridir.

“Saman Arabası,” Suffolk ve Essex ilçeleri arasındaki Stour Nehri üzerindeki Dedham köyü yakınlarındaki Flatford Mill civarında çizilen bir kırsal manzarayı gösterir. Tablo, bir saman arabasının nehirde ilerlerken çevresindeki doğal güzellikleri detaylı bir şekilde yansıtır. Constable, resminde gerçekçilik ve doğadan esinlenme konularına odaklanarak, zamanının resim geleneğinden farklı bir yaklaşım benimsemiştir.

Tablonun adı, merkezde yer alan saman arabasından gelmektedir. Constable, eserinde çiftçilik faaliyetleri, suyun yansımaları ve doğanın huzur veren atmosferini başarıyla bir araya getirir. Bu tablo, Constable’ın doğal ışık ve gölge kullanımındaki becerisi ve detaylı doğa tasvirleriyle tanınan romantik resim tarzının güzel bir örneğini sunar.

“Saman Arabası,” Constable’ın sanatındaki özgün tarzı ve İngiliz romantik resmindeki etkisi nedeniyle önemli bir yere sahiptir. Tablo, günümüzde Londra’daki Ulusal Galeri’de Oda 34’de sergilenmektedir ve sanatseverler tarafından büyük bir ilgi görmektedir.

Tiger in a Tropical Storm ya da diğer adıyla Surprised!

“Tiger in a Tropical Storm” ya da diğer adıyla “Surprised!” Henri Rousseau’nun ünlü tablolarından biridir. 1891 yılında tamamlanan bu eser, Rousseau’nun egzotik doğa ve vahşi yaşam konularına olan ilgisini yansıtan bir örnektir.

Tablo, ormanın derinliklerinde bir fırtına sırasında avına saldırmaya hazırlanan bir kaplanı gösterir. Şiddetli rüzgarlar, yağmur ve aydınlatan şimşeklerle çevrili bu sahne, Rousseau’nun doğa üzerine yaptığı fantastik ve stilize resimlerin bir örneğidir. Sanatçı, gerçekçilikle stilize edilmiş unsurları bir araya getirerek kendi benzersiz tarzını oluşturmuştur.

Eser, Rousseau’nun resimlerindeki egzotik atmosfer, yoğun renk kullanımı ve çizgisel stil gibi özellikleri içerir. “Tiger in a Tropical Storm,” sanatçının orman sahneleriyle ün kazanmasına ve post-empresyonist ve modern sanat akımlarına etki etmesine yardımcı olan önemli bir eserdir. Bu tablo, Londra’daki National Gallery’de Oda 41’de sergilenmektedir ve Rousseau’nun sanatının önemli bir örneği olarak kabul edilmektedir.

Hasat: Le Pouldu

“Hasat: Le Pouldu,” ünlü Fransız ressam Paul Gauguin tarafından yapılmış bir tablodur. Gauguin, 1889’dan 1890’a kadar Le Pouldu’da yaşamış ve bu dönemde bir dizi tablo üretmiştir. Le Pouldu, Brittany bölgesinde yer alan küçük bir sahil kasabasıdır.

Bu tablo, Gauguin’in Le Pouldu dönemindeki çalışmalarından biridir ve sanatçının o dönemdeki temalarını yansıtır. Gauguin, Brittany bölgesindeki kırsal yaşamın günlük sahnelerine ve yerel halkın portrelerine ilgi duymuştur. “Hasat: Le Pouldu” tablosu, bu dönemdeki Gauguin’in temalarından birini sergilemiş olabilir.

Sanatçı, Pont-Aven ekolünden etkilenmiş ve bu bölgedeki diğer sanatçılarla bir araya gelerek farklı bir resim tarzı geliştirmişti. Daha sonra, Gauguin basit bir yaşam tarzı arayışıyla Le Pouldu’ya taşınmıştı. Gauguin’in çalışmaları, post-empresyonizm ve erken dönem modern sanatın gelişimine katkıda bulunmuş ve Fauvizm ve Die Brücke gibi gelecekteki sanat akımlarına öncülük etmiştir.

“Hasat: Le Pouldu” tablosu Ulusal Galeride Oda 43’de sergilenen ve, Gauguin’in renk kullanımı, stilize edilmiş formlar ve yerel halkın günlük yaşamını tasvir etme konularındaki özgün yaklaşımını yansıtması bakımından önemli eserlerindendir. Bu eser, Gauguin’in sanatındaki dönüşümü gösteren önemli bir örnektir.

Günebakanlar

Sanatçı Vincent van Gogh’un “Günebakanlar” tablosu, 1888 yılında Arles, Fransa’da yapılmıştır. Bu dönemde Van Gogh, resim yapmaktan duyduğu büyük bir heyecan ve iyimserlik içindeydi. Aynı zamanda bu dönemde, Paul Gauguin ile olan dostluğu ve işbirliği önemli bir rol oynamıştır.

“Günebakanlar” tablosu, Van Gogh’un özgün renk kullanımı ve güçlü fırça darbeleriyle bilinen stilini yansıtmaktadır. Tablo, güneşin altında açan günebakanları gösteren canlı ve renkli bir kompozisyon içerir. Van Gogh’un bu dönemdeki eserleri, parlak renkler ve güçlü kontrastlarla karakterizedir.

Arles’teki zamanında, Van Gogh birçok önemli eser üretti ve bu dönemde Gauguin ile birlikte çalışma fırsatı buldu. Ancak, bu işbirliği sona erdikten sonra Van Gogh’un zihinsel sağlığı bozuldu ve 1888 sonlarında ünlü “Kulak Kesme Olayı” yaşandı.

Van Gogh’un “Günebakanlar” tablosu Ulusal Galeride Oda 43’de sergilenmekte olup, sanatçının duygusal durumunu yansıtan bir eserdir. Tablonun içerdiği canlı renkler ve enerji, Van Gogh’un resim yaparken hissettiği iyimserliği ve doğanın güzelliği karşısındaki hayranlığını ifade edebilir. Bu tablo, Van Gogh’un öne çıkan eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Van Gogh’un Sandalyesi

“Van Gogh’un Sandalyesi,” ünlü Hollandalı ressam Vincent van Gogh’un 1888 yılında yaptığı bir tablodur. Bu tablo, Van Gogh’un kendi kişisel eşyalarını tasvir ettiği serilerinden birine aittir. Van Gogh, birçok farklı nesne ve manzara üzerinde çalışarak benzersiz bir sanat tarzı geliştirmiş ve bu süreçte kendi eşyalarını resmetmiştir.

Bu tabloda, bir sandalye üzerinde bir pipo ve bir torba pipo tütünü gösterilmiştir. Van Gogh, bu tür objeleri resmederek sıradan nesneleri güçlü renkler ve kalın fırça darbeleriyle ifade etmeye çalışmıştır. Sanatçının bu dönemdeki eserleri, Post-Empresyonizm tarzının özelliklerini taşır ve renk kullanımıyla dikkat çeker.

Van Gogh’un kendi eşyalarını resmettiği tablolar, onun sanatındaki kişisel ifadenin bir yansımasıdır. Bu eserler, sanatçının içsel dünyasını ve hissettiklerini gösterir. “Van Gogh’un Sandalyesi,” sanatçının özgün stilini ve renk paletini yansıtan önemli bir eser olarak kabul edilir.

Bu tablo, Ulusal Galeride Oda 43’de sergilenmekte olan ressamın öne çıkan eserlerinden biri olup, günümüzde birçok sanat koleksiyonunda bulunmaktadır.

Asnières’te Yıkananlar

“Asnières’te Yıkananlar” (Bathers at Asnières), Fransız ressam Georges-Pierre Seurat tarafından 1884 yılında tamamlanan önemli bir yağlı boya tablodur. Bu eser, Seurat’ın büyük boyutlarda yaptığı ilk iki başyapıtından biridir ve aynı zamanda Neo-Impresyonizm akımının öne çıkan örneklerinden biri olarak kabul edilir.

Tablo, Paris’in banliyölerinden biri olan Asnières’de, Seine Nehri kıyısında yüzücülerin ve güneşlenenlerin tasvir edildiği bir sahneyi gösterir. Seurat, bu eserinde özellikle renk noktalarını ve küçük renk lekelerini kullanarak, izlenimci bir teknik olan pointillizmi benimsemiştir. Tablodaki renk noktalarının bir araya gelmesi, uzaktan bakıldığında resmin bütünsel bir izlenimini oluşturur.

“Asnières’te Yıkananlar,” Seurat’ın “Pazar Öğleden Sonra, Grande Jatte Adasında” adlı diğer önemli eseriyle birlikte, sanatçının Neo-Impresyonist tarzının ve izlenimci tekniğin zirvesini temsil eder. Seurat, bu eserleriyle modern sanatın evrimine ve izlenimciliğin ötesinde bir resim anlayışının gelişimine katkıda bulunmuştur.

Bu tablo, sanat tarihinde önemli bir yer tutar ve günümüzde Ulusal Galeride Oda 43’de sergilenmektedir.

La Grenouillère’de Yıkananlar

“La Grenouillère’de Yıkananlar” (Les Baigneurs à la Grenouillère), Empresyonist ressam Claude Monet’in 1869 yılında tamamladığı bir tablodur. Bu resim, Monet ve Auguste Renoir’un Seine Nehri’ndeki La Grenouillère adlı bir eğlence mekanında resim yaparken ortaklaşa yaptıkları çalışmalardan biridir.

La Grenouillère, Seine Nehri üzerindeki küçük bir adacıkta yer alan popüler bir eğlence mekanıydı. Monet ve Renoir, bu bölgeyi sıkça ziyaret eder ve bu ortamı resimlemek için bir araya gelirlerdi. “La Grenouillère’de Yıkananlar” tablosu, su üzerinde yüzen yüzen tekneler, insanlar ve su yansımalarını içeren canlı bir sahneyi tasvir eder.

Bu tablo, Empresyonist hareketin temel özelliklerini taşır. Monet, ışık ve renk etkilerini yakalamak için kısa ve kalın fırça darbeleri kullanır. Suyun yüzeyindeki yansımalar ve doğal ışığın resmedilişi, Monet’in Empresyonist tarzının bir örneğidir. Sanatçının izlenimci tekniği, resmin izleyiciye tam bir sahne atmosferi sunmasını sağlar.

“La Grenouillère’de Yıkananlar,” Monet’nin ve Empresyonizm’in genel anlamda yaz atmosferini, doğal ışığı ve dış mekan etkilerini resmetme konusundaki ustalığını sergileyen önemli bir eseridir ve Ulusal Galeride Oda 43’de sergilenmektedir.

Meyve Tabağı, Şişe ve Keman

“Meyve Tabağı, Şişe ve Keman” (Fruit Dish, Bottle and Violin), Pablo Picasso’nun 1914 yılında tamamladığı kubist bir tablodur. Bu dönemde Picasso, kubizmin zirvesine ulaşmış ve sanatında büyük bir dönüşüm yaşamıştır.

Bu eser, Picasso’nun Sentetik Kübizm döneminin bir örneğidir. Sentetik Kübizm, analitik kübizmin bir devamı olarak ortaya çıkmıştır. Analitik kübizmde nesneler, farklı açılardan bir araya getirilen küçük geometrik şekillerle analiz edilmişti. Sentetik kübizmde ise sanatçılar, gerçek nesnelerin parçalarını kullanarak yeni, sentezlenmiş kompozisyonlar oluşturmuşlardır.

Picasso’nun “Meyve Tabağı, Şişe ve Keman” adlı tablosu da bu sentetik kübizmin bir örneğidir. Sanatçının renk ve dokuyu sentezleme yöntemini kullanarak, nesneleri zihinsel olarak parçalara ayırmış ve bunları yeni bir bütün haline getirmiştir. Bu tablo, Picasso’nun dönemindeki yenilikçi sanat anlayışını ve kübizmin evrimini temsil eder.

Picasso’nun kubist dönemi, sanat tarihinde önemli bir dönemeçtir ve modern sanatın evrimine önemli katkılarda bulunmuştur. Bu tablo, sanatçının kübist tarzının güçlü bir örneği olarak kabul edilir ve Ulusal Galeride Oda 43’de sergilenmektedir.

Sürahi ile Natürmort

Paul Cézanne natürmort kompozisyonları üzerinde yoğunlaşmış ve aynı nesneleri farklı açılardan defalarca resmetmiştir. Bu, sanatçının görsel algısını yakalamanın yeni yollarını arayarak izlenimci ve post-empresyonist hareketlere katkıda bulunan bir özelliktir. Bu eseri “Sürahi ile Natürmort” adlı eseridir.

Cézanne, tek bir bakış açısının dünyanın gerçek doğasını tam olarak ifade etmediğine inanıyordu. Bu nedenle, nesneleri farklı açılardan inceleyerek, onları bir araya getirerek ve perspektifin klasik kurallarını esneterek, nesnelerin hacmini ve formunu daha kompleks bir şekilde ifade etmeye çalıştı.

“Sürahi ile Natürmort” tablosunda, şişman karınlı bir sürahi ve meyve gibi tanıdık nesneleri bir araya getirerek, farklı bakış açılarını birleştirmiştir. Bu, Cézanne’un natürmortlarında sıkça kullandığı bir temadır. Sanatçının eserlerindeki bu yeni yaklaşım, modern sanatta perspektifin evrimine katkıda bulunmuştur.

Birçok Cézanne eseri gibi, bu tablo da tamamlanmamış gibi görünüyor. Cézanne, birçok eserini bitirmeksizin bırakmış ve bu özelliği, sanatında bir tür hızlı vuruş ve izlenim yaratma arayışının bir yansıması olabilir.

Kayaların Bakiresi

Leonardo da Vinci’nin “Kayaların Bakiresi” adlı iki tablosu, “Madonna of the Rocks” (Kayaların Bakiresi) adı altında bilinir. Bu iki tablo benzer bir konuyu işlemekle birlikte, farklı koleksiyonlarda bulunmaktadır. Bir tanesi Paris’teki Louvre Müzesi’nde, diğeri ise Londra’daki Ulusal Galeri’de Oda 9’da sergilenmektedir.

  1. Louvre’daki Versiyon (Madonna of the Rocks): Leonardo’nun 1483-1486 yılları arasında tamamladığı bu tablo, İtalya’daki bir kilise için yapılmıştır. Kompozisyon, Bakire Meryem’in, Çocuk İsa’nın ve Vaftizci Yahya’nın bir arada olduğu bir manzarayı tasvir eder. Bu versiyon, detaylı manzarası, dengeli kompozisyonu ve karakterlerin zarif hareketleri ile dikkat çeker.
  2. Ulusal Galeri’deki Versiyon (Madonna of the Rocks): Londra’daki Ulusal Galeri’de sergilenen diğer versiyon ise 1495-1508 yılları arasında tamamlanmıştır. Bu versiyon, Paris’teki tabloya benzer bir kompozisyonu paylaşır ve aynı temel unsurları içerir: Bakire Meryem, Çocuk İsa, Vaftizci Yahya ve bir melek. Ancak, detaylarda ve renk paletinde farklılıklar bulunmaktadır.

Her iki versiyon da, Leonardo’nun sanatsal ustalığını, anatomik detaylara olan ilgisini ve atmosferik perspektif konusundaki yeteneklerini sergiler. “Kayaların Bakiresi” adlı bu iki tablo, Leonardo da Vinci’nin İtalyan Rönesansı’nda yaptığı önemli eserlerden birer örnektir.

Gömme

“Gömme” adlı eser, Michelangelo Buonarroti’ye atfedilen bir İtalyan Rönesans eseridir. Ancak, Michelangelo’nun sanatı genellikle heykeltıraşlığı ve mimarlığıyla daha çok bilinse de, bu tablonun gerçekliği konusunda belirsizlikler bulunmaktadır.

“Gömme”, İsa’nın cenazesini tasvir eden bir tablodur. Eğer bu tablo gerçekten Michelangelo’nun eseri ise, o dönemin sanatçıları arasında nadir rastlanan bir resmi eseridir. Sanatçının daha çok heykeltıraşlık ve freskolarla öne çıktığı bilinmektedir.

Bazı sanat tarihçileri, “Gömme” tablosunun Michelangelo’nun öğrencilerinden biri veya dönemin diğer sanatçıları tarafından yapıldığını öne sürmüşlerdir. Bu tür eserlere atfetme konusunda belirsizlikler sıklıkla karşılaşılan durumlardır. Eser Ulusal Galeride “Oda 9” sergilenmektedir.

Sefirler

Hans Holbein the Younger’ın “Sefirler” (The Ambassadors) adlı tablosu, 1533 yılında tamamlanmış ve Holbein’in en ünlü eserlerinden biri olarak kabul edilir. Tablo, genellikle memento mori (ölümü hatırlatma) temalarını içeren ve zengin simgelerle dolu olan dikkat çekici bir Rönesans eseridir.

“Sefirler,” Fransız diplomatlar Jean de Dinteville ve Georges de Selve’i tasvir eder. Ancak, tablonun en çarpıcı özelliklerinden biri, tablonun alt kısmında yer alan distorsiyonlu bir kafatasıdır. Bu kafatası, perspektiften doğru bakıldığında düzelir ve bir anlam ifade eder. Memento mori unsuru, izleyiciye yaşamın geçiciliğini ve ölüm gerçeğini hatırlatır.

Ayrıca, tablonun üst kısmında yer alan zengin detaylı objeler ve semboller de dikkat çeker. Bu objeler, astronomi, müzik, geometri, matematik ve din gibi birçok farklı alanı temsil eder. Tablo, Rönesans dönemi zenginlikleri, bilgisi ve düşüncesi ile ilgili önemli bir anlam taşır.

Tablo günümüzde Londra’daki Ulusal Galeri’nin Oda 12’sinde sergilenmektedir. Holbein’in “Sefirler” tablosu, sanat tarihi açısından önemli bir eser olarak kabul edilir ve izleyicilere zengin sembolizmi ve detaylarıyla düşündürücü bir deneyim sunar.

İsa’nın Vaftizi

Piero della Francesca’nın “İsa’nın Vaftizi” adlı tablosu, İtalyan Rönesans döneminin önemli eserlerinden biridir. Sanatçı, Vaftiz sahnesini klasik ve matematiksel bir hassasiyetle resmederek dini anlamı vurgular. İsa’nın Vaftizi olayında, Vaftizci Yahya’nın İsa’yı vaftiz ettiği sahnede, gökyüzünden gelen bir melek tarafından kutsanması detaylı bir şekilde işlenmiştir. Piero della Francesca’nın bu eseri, sadece dini bir anlam taşımakla kalmayıp aynı zamanda geometrik düzenlemeler, perspektif bilgisi ve detaylı figür çalışmalarıyla sanat tarihindeki önemini koruyan bir yapıttır.

Tablonun yapım tarihi konusundaki belirsizliklere rağmen, genel olarak 1439 ile 1460 yılları arasında yapıldığı düşünülmektedir. Sanatçının teknik becerileri, yumurta temperası ve kavak ağacı panellerinin kullanımı ile ortaya çıkar. Bu eser, Londra’daki Ulusal Galeri’nin Oda 14’ünde sergilenmekte olup, Rönesans sanatının ve Piero della Francesca’nın üstün yeteneklerinin bir örneği olarak izleyicilere sunulmaktadır.

Kralların Hayranlığı

Jan Gossaert’in “Kralların Hayranlığı” adlı tablo, 1510-1515 yılları arasında yapılmış büyük bir yağlı boya eserdir. Bu tablo, ünlü üç bilge adamın (Magi) İsa’nın doğumunu kutladığı olayı tasvir eder. Jan Gossaert, aynı zamanda Mabed Ziyareti olarak da bilinen bu sahneyi detaylı ve zengin bir şekilde resmetmiştir.

Tabloda, üç bilge adamın, yani Gaspar, Melkior ve Baltazar’ın, Yeni Ahit’te anlatılan İsa’nın doğumunu kutlamak üzere getirdikleri hediye sunumu görülmektedir. Sanatçı, zengin renk paleti ve detaylı figür çalışmalarıyla bu dini olayı canlı bir şekilde yansıtmıştır.

“Kralların Hayranlığı” tablosu, Jan Gossaert’in İtalyan Rönesansı’nın etkisi altında kalarak geliştirdiği stilde önemli bir örnektir. Sanatçının detaylı figürleri, zengin renk kullanımı ve dini temaları işleme yeteneği, onu Rönesans döneminin önemli ressamlarından biri haline getirir.

Tablo günümüzde Londra’daki Ulusal Galeri’nin Oda 15’inde sergilenmektedir. Bu eser, Rönesans dönemi sanatının zenginliklerini ve dini içerikli sanatın gücünü yansıtan önemli bir yapıttır.

Klavsenin Başında Duran Genç Kız

Jan Vermeer’in “Klavsenin Başında Duran Genç Kız” sanatçının karakteristik stili ve içsel dinginliği yansıtan önemli eserlerinden biridir. Jan Vermeer, 17. yüzyılın ünlü Flaman ressamlarından biridir ve iç mekan sahneleri ile tanınır.

Bu tabloda, bir genç kız bir klavsenin başında durmaktadır. Vermeer, özenle düzenlenmiş kompozisyonları, detaylara verdiği önem ve özel ışık kullanımı ile tanınır. Resmin dingin atmosferi ve genç kızın sakin güzelliği, Vermeer’in iç mekan sahnelerindeki ustalığını gösterir.

Modellerin kimliği hakkında çok az bilgi olduğu için, genellikle Vermeer’in kendi ailesinden veya atölyesinde çalışan kişilerden seçtiği düşünülmektedir. Bu eserde de modelin kimliği net bir şekilde belirlenememektedir.

“Klavsenin Başında Duran Genç Kız” tablosu, Londra’daki Ulusal Galeri’nin Oda 16’sında sergilenmektedir. Vermeer’in resimleri, zamanının sessiz güzelliklerini, içsel odaklanmayı ve detaylara verilen önemi yansıtarak öne çıkar ve sanat tarihinde önemli bir yer tutar.

Vazoda Çiçekler

Rachel Ruysch’un “Vazoda Çiçekler” adlı eseri sanatçının doğayı ve çiçekleri detaylı bir şekilde tasvir etme konusundaki ustalığını sergileyen bir örnektir. Rachel Ruysch, 17. yüzyılın Hollandalı ressamlarından biri olarak tanınan, özellikle çiçek resimleriyle ün kazanmış bir sanatçıdır.

Tabloda, bir vazo içinde bulunan çeşitli çiçekler ve bitkilerin detaylı bir kompozisyonu gözlemlenir. Armut çiçeği, şakayık, hanımeli ve zambaklar gibi çiçek türleri tablonun odak noktasını oluşturur. Rachel Ruysch’un tablolarında göze çarpan özelliklerden biri, çiçeklerin canlı renkleri ve doğanın detaylı tasviriyle meydana gelen gerçekçiliğidir.

Tablo, sonbahar atmosferini yansıtan renk paleti ve çiçeklerin yaşam döngüsünü temsil eden detaylarla dikkat çeker. Çiçeklerin yanında yer alan zambakların yanık turuncusu ve koyu yeşil renkleri, tablonun zenginliğini artırır. Ayrıca, olgun buğday ve kuru, damarlı yapraklar gibi öğelerle tablo, doğanın çeşitli evrelerini bir araya getirir.

“Vazoda Çiçekler” tablosu, Londra’daki Ulusal Galeri’nin Oda 17’sinde sergilenmektedir. Rachel Ruysch’un çiçek resimleri, detaycı bakış açısı ve renk paleti ile tanınan önemli eserler arasında yer almaktadır.

Aziz Anne ve Vaftizci Yahya ile Bakire ve Çocuk

Leonardo da Vinci’nin “Aziz Anne ve Vaftizci Yahya ile Bakire ve Çocuk” adlı çizimi, bazen “Burlington Evi Karikatürü” olarak da adlandırılır. Leonardo da Vinci, İtalyan Rönesansı’nın önemli sanatçılarından biri olarak, resim, çizim ve bilim alanlarındaki çalışmalarıyla tanınmaktadır.

“Aziz Anne ve Vaftizci Yahya ile Bakire ve Çocuk” çizimi, sekiz yaprak kağıt üzerine yapılmış bir karakalem ve siyah beyaz tebeşir çalışmasıdır. Bu çizimde, Bakire Meryem, çocuk İsa, Aziz Anne ve Vaftizci Yahya bir arada tasvir edilmiştir. Leonardo da Vinci’nin eserlerinde sıkça rastlanan dini temalar, detaylı figür çalışmaları ve anatomi bilgisi bu çizimde de kendini gösterir.

Çizim, bir kompozisyon hazırlığı veya önceki bir çalışmanın bir parçası olarak düşünülebilir. Leonardo’nun notları ve çizimleri, genellikle dini figürlerin anatomi, perspektif ve kompozisyonunu incelediği detaylı çalışmalar içerir.

Tablo, Londra’daki Ulusal Galeri’nin Oda 17a’sında sergilenmektedir. “Burlington Evi Karikatürü” olarak da adlandırılan bu eser, Leonardo da Vinci’nin sanatsal yeteneklerini ve dini konulardaki derinlemesine ilgisini yansıtan önemli bir çizimdir.

Samson ve Delilah

“Samson ve Delilah,” Flaman Barok ressamı Peter Paul Rubens’e atfedilen ve Londra’daki Ulusal Galeri’de sergilenen önemli bir tablodur. Eser, Barok döneminin büyük ustalarından biri olan Rubens’in yeteneklerini ve sanat anlayışını yansıtan bir örnektir. “Samson ve Delilah,” ressamın etkileyici figür çalışmaları, dramatik kompozisyonu ve zengin renk paleti ile tanınan bir eser olarak öne çıkar.

Tablo, Samson’un Delilah tarafından güçsüzlüğüne neden olan sahnede odaklanır. Rubens, figürlerin dramatik ifadeleri, vücut hareketleri ve duygusal yoğunluğuyla izleyiciyi olayın içine çeker. Tablonun renk paleti ve ışık kullanımı, Barok sanatının tipik özelliklerini taşır ve eseri dinamik kılar.

Çalışmanın tarihlendirilmesi yaklaşık olarak 1609-1610’a uzanmaktadır. Bugün, eserin kağıt üzerine mürekkep ve yıkama çizimi ile ahşap panel üzerine yağlı boya eskiz olmak üzere iki ön kopyası bulunmaktadır. Bu çeşitlilik, Rubens’in çalışmalarının evrimini ve sanatsal sürecini anlamak için önemli ipuçları sunar.

“Samson ve Delilah” tablosu, Londra’daki Ulusal Galeri’nin Oda 18’inde sergilenmektedir. Bu eser, Peter Paul Rubens’in Barok sanatındaki etkileyici ve güçlü temsilini yansıtan önemli bir resim olarak bilinir.

I. Charles’ın Binicilik Portresi

Anthony van Dyck tarafından yapılan “I. Charles’ın Binicilik Portresi” adlı büyük yağlı boya tablo. Bu tablo, I. Charles’ı at sırtında tasvir eden etkileyici bir portre çalışmasıdır. Anthony van Dyck, İngiltere kralı olan I. Charles’ın Baş Ressamı olarak atanmış ve bu dönemde birçok önemli portre çalışması yapmıştır.

Tablo, I. Charles’ın babası I. James’in ölümünden sonra 1625’te İngiltere, İskoçya ve İrlanda Kralı olmasının ardından yapılmıştır. Van Dyck, kralın portrelerini çizerken zarafet, güç ve krallık temalarını ustalıkla işlemiştir. I. Charles’ın at sırtında gösterilmesi, liderlik ve krallık otoritesini vurgular.

Sanatçının bu portre çalışması, Barok döneminin etkileyici ve özgün eserlerinden biridir. Tablo, I. Charles’ın karakterini ve hükümdarlık gücünü yansıtan detaylı bir portre olarak bilinir. “I. Charles’ın Binicilik Portresi,” Londra’daki Ulusal Galeri’nin Oda 21’inde sergilenmektedir ve van Dyck’in kraliyet portreleri koleksiyonunun önemli bir parçasını oluşturur.

34 Yaşında Otoportre

“34 Yaşında Otoportre,” Rembrandt’ın 1640 yılında yaptığı ve şu anda Londra’daki Ulusal Galeri’de sergilenen bir otoportresidir. Bu eser, ünlü Hollandalı ressamın kendi portresini yansıttığı bir örnektir ve Rembrandt’ın kariyeri boyunca gerçekleştirdiği birçok otoportreden sadece biridir.

Resim, Rembrandt’ın 34 yaşında olduğu döneme aittir ve sanatçı kendisini süslü bir kostüm içinde tasvir etmiştir. Rembrandt, otoportrelerinde genellikle farklı kostümler ve ışık kullanımıyla dikkat çekerken, bu özel eserde önceki yüzyıldan esinlenen bir giyim tarzını tercih etmiştir.

“34 Yaşında Otoportre,” Rembrandt’ın sanatının zirvesinde olduğu döneme denk gelir ve ressamın ustalığını, detaylı figür çalışmalarını ve kendine özgü ışık-gölge efektlerini sergiler. Bu eser, Rembrandt’ın otoportrelerindeki derin düşünce ve içsel keşif temasını taşıyan önemli bir örnektir.

Tablo, Londra’daki Ulusal Galeri’nin Oda 22’sinde sergilenmektedir. Rembrandt’ın otoportreleri, sanat tarihindeki önemli eserler arasında sayılmakta ve ressamın kendi portresini farklı yaşlarda ve farklı stillerde yansıtarak izleyiciye kişisel bir içgörü sunmaktadır.

Derede Yıkanan Kadın

Rembrandt’ın “Derede Yıkanan Kadın” adlı tablosu Rembrandt’ın teknik ustalığının zirvesini temsil eden bir eser olarak bilinir. Sanatçının doğal renk paleti ve canlı fırça darbeleri, tabloyu öne çıkaran özellikler arasında yer alır.

Rembrandt’ın bu dönemdeki eserleri, özellikle 1630’lar ve 1640’lar, sanatçının kariyerindeki zirve dönemleridir. “Derede Yıkanan Kadın” tablosu da bu döneme aittir ve Rembrandt’ın ustalığını, duygusal derinliğini ve dramatik atmosfer yaratma yeteneğini sergiler.

Tabloda, bir kadın bir dere veya nehirde yıkanırken tasvir edilmiştir. Rembrandt’ın portrelerinde sıkça rastlanan yoğun ışık-gölge kontrastları ve figürlerin dramatik halleri, izleyiciye olaya duygusal bir bağ kurma fırsatı verir.

“Derede Yıkanan Kadın” tablosu, Londra’daki Ulusal Galeri’nin Oda 22’sinde sergilenmektedir. Rembrandt’ın eserleri, sanat tarihinde önemli bir yer tutar ve bu tablo da ressamın gerçekçi ve etkileyici sanatının bir örneği olarak kabul edilir.

Kafatası Tutan Genç Adam (Vanitas)

“Kafatası Tutan Genç Adam (Vanitas),” Hollandalı ressam Frans Hals tarafından yapılmış bir tablodur. Bu eser, geleneksel bir “vanitas” tablosu olarak kabul edilir ve hayatın geçiciliği, ölümün kaçınılmazlığı ve dünyevi zevklerin boşluğu gibi temaları içerir.

Tabloda, bir genç adamın kafatasını tutarken tasvir edildiği görülmektedir. Bu tür temsil biçimleri, izleyiciye yaşamın geçiciliğini ve maddi dünyanın sonluluğunu düşündürmeyi amaçlar. Başlangıçta bu tür bir tasvirin, Shakespeare’in Hamlet’inin Yorick’in kafatasını tutan bir tasviri olarak düşünüldüğü ancak şimdi genel olarak “vanitas” türüne ait bir eser olarak kabul edildiği belirtilmiştir.

“Vanitas” terimi, özellikle Barok döneminde popüler olan bir sanat türünü ifade eder. Bu türdeki eserlerde, genellikle semboller, saat kumları, solmuş çiçekler ve kafatasları gibi nesneler kullanılarak, izleyiciye dünyevi zevklerin geçici ve ölümün kaçınılmaz olduğunu hatırlatma amacı güden bir mesaj iletilir.

“Kafatası Tutan Genç Adam (Vanitas)” tablosu, Londra’daki Ulusal Galeri’nin Oda 23’ünde sergilenmektedir ve Frans Hals’ın bu tematik içerikli eseri, vanitas türünün örneklerinden biri olarak değerlendirilmektedir.

Wilton Diptiği

“Wilton Diptiği” gotik bir kraliyet resmidir. Ancak, resmin bilinmeyen bir sanatçı tarafından yapıldığı ve detaylı olarak kim tarafından oluşturulduğunun bilinmediği belirtilmektedir.

“Wilton Diptiği,” Vaftizci Yahya, Edward ve Edmund tarafından Bakire’ye sunulurken tasvir edilen bir kraliyet diptiğidir. Gotik sanat, özellikle Orta Çağ’da yaygın olan bir sanat tarzıdır ve genellikle dini ve kraliyet temalarını içerir. Bu diptiğin hangi tarihlerde ve hangi bağlamda oluşturulduğuyla ilgili daha fazla bilgiye sahip olmamış olabiliriz.

Tablo, Londra’daki Ulusal Galeri’nin Oda 25’inde sergilenmektedir. Gotik sanatın örnekleri genellikle dini figürleri ve kraliyet temalarını işlerken, bilinmeyen sanatçıların eserleri de bu dönemin önemli yapıtları arasında yer almaktadır.

Arnolfini Portresi

“Arnolfini Portresi” olarak bilinen Jan van Eyck’in ünlü yağlı boya tablosu Flaman resim geleneğinin en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilir ve sanatçının ustalığı ve detaylı çalışmalarıyla tanınır. Bu eser, zengin renk paleti ve alışılmadık kompozisyonuyla dikkat çeker.

“Arnolfini Portresi,” İtalyan bankacı Giovanni di Nicolao Arnolfini ve eşi Giovanna Cenami’yi tasvir eder. Portre, Arnolfini çiftinin evlilik törenini temsil edebilecek birçok sembol içerir. Oda, zengin bir halı, lüks tekstil ürünleri ve diğer detaylarla dikkatlice düzenlenmiştir. Tablonun aynasında sanatçının yansıması, Jan van Eyck’in ustalığını gösteren ince bir detaydır.

Bu eser, sanat tarihinde perspektif, ışık ve detay konularında öne çıkan bir tablo olarak kabul edilir. Jan van Eyck’in “Arnolfini Portresi,” Londra’daki Ulusal Galeri’nin Oda 28’inde sergilenmektedir ve Flaman Rönesans sanatının önemli bir örneğidir.

Diana ve Actaeon

“Diana ve Actaeon,” İtalyan Rönesans ustası Titian’ın 1556-1559 yılları arasında tamamladığı bir tablodur. Bu eser, Titian’ın en önemli çalışmalarından biri olarak kabul edilir ve sanatçının ustalığını, dramatik kompozisyonunu ve renk paletini sergiler.

Tablo, avcı Actaeon’un, tanrıça Diana ve perilerinin yıkandığı yerde patladığı anı tasvir eder. Mitolojik bir hikayeden esinlenilen bu tablo, Titian’ın o dönemdeki yenilikçi yaklaşımını ve resimsel yeteneklerini yansıtmaktadır. Titian’ın tablolarındaki canlı renkler, figürlerin dramatik duruşları ve derinlik hissi, Rönesans sanatının önemli özelliklerindendir.

“Diana ve Actaeon,” Londra’daki Ulusal Galeri’nin Oda 29’unda sergilenmektedir. Titian’ın mitolojik ve tarihi konuları işlediği eserleri, Rönesans sanatının zirvesindeki yapıtlar arasında sayılır. Tablo, sanat tarihindeki büyük ustalıklardan biri olarak değerlendirilir.

Bacchus ve Ariadne

“Bacchus ve Ariadne,” ünlü İtalyan Rönesans ressamı Titian tarafından yapılmış bir yağlı boya tablodur. Bu tablo, Ferrara Dükü Alfonso I d’Este için özel olarak üretilen mitolojik konulu bir dizi resmin bir parçasıdır ve Ferrara’daki sarayındaki Camerino d’Alabastro odası için tasarlanmıştır. Tablo, Titian’ın mitolojik temalara olan ilgisini ve resimsel ustalığını gösteren önemli bir eser olarak bilinir.

“Bacchus ve Ariadne” tablosu, mitolojik hikayelerden esinlenen bir dizi resmin bir parçasıdır. Tablo, antik mitolojide tanrı Bacchus (Dionysus) ile Ariadne’nin karşılaşmasını tasvir eder. Bu hikaye, Ariadne’nin, hayal kırıklığına uğradıktan sonra tanrı Bacchus tarafından sevgiyle kucaklanmasını anlatır.

Tablo, Titian’ın resimsel yeteneklerini ve renk kullanımını sergileyen canlı bir kompozisyona sahiptir. Titian’ın figürlerin dramatik duruşlarını ve çevresel detayları işlemedeki ustalığı, Rönesans sanatının önemli örneklerinden biri olarak kabul edilir.

“Bacchus ve Ariadne,” Londra’daki Ulusal Galeri’nin Oda 29’unda sergilenmektedir ve Titian’ın eserlerinin sanat tarihi içindeki etkileyici yerini temsil eder.


]]>
http://samdonmez.com/national-gallery/feed/ 0 3237
British Museum http://samdonmez.com/british-museum/ http://samdonmez.com/british-museum/#respond Mon, 10 Jul 2023 15:30:08 +0000 http://samdonmez.com/?p=3187 British Museum, dünyanın en eski ve en büyük müzelerinden biridir. Sir Hans Sloane’un bağışlarıyla temelleri atılmış ve zaman içinde birçok gezginin katkılarıyla zenginleşmiştir.

Müzenin koleksiyonu, 1.8 milyon yılı aşan bir zaman dilimine yayılan, 6 milyon parçadan oluşan muazzam bir öğe yelpazesine sahiptir. Bu koleksiyon, Kaptan James Cook, Lord Elgin, Lord Curzon ve Charles Towenly gibi 18. ve 19. yüzyılın gezginlerinin dünyanın dört bir yanından topladığı hazinelerle genişlemiştir.

Müzenin mimari yapısı, 1850 civarında inşa edilen klasik tarzdaki bir binadır. Müzenin merkezindeki Great Court, Avrupa’nın en büyük üstü kapalı avlularından biridir.

Great Court’taki danışma masası ve mağazalarda ücretsiz haritalar bulabilir ya da rehber kitap satın alabilirsiniz. Eğer koleksiyonları haritasız dolaşmak istiyorsanız, ana girişin solundan başlayarak Asur, Mısır, Yunan ve Roma galerilerini gezebilirsiniz. Müzenin Kuzey Kanadı’nda etnografya ve Klasik dönem Asya galerileri bulunur. Doğu bölümünde ise, erken İngiliz, Ortaçağ ve Rönesans eserleri sergilenir.

British Museum haritasına linkten ulaşabilirsiniz.

Antik Yakındoğu: Yaklaşık 6000 yıl önce, Asur Ninive sarayındaki büyüleyici rölyeflerle başlayan bu bölüm, Antik Yakındoğu’nun zengin tarihini temsil eder.

Antik Mısır ve Sudan Sanatı: Mumyalar ve skarabeler gibi eşsiz eserlerden oluşan bu 70,000 parçalık koleksiyon, Antik Mısır ve Sudan sanatının güzelliklerini sergiler.

Antik Yunan ve Roma Dönemi: Parthenon heykelleri, Yunan ve Roma vazoları gibi Klasik dünyanın göz alıcı koleksiyonu, bu dönemin eserlerini İÖ 3000-İS 400 arasında sergiler.

Japon ve Doğu Sanatı: Hindistan’dan Buda rölyefleri, Antik Çin eserleri, İslami seramikler ve çeşitli Japon sanat eserlerinden oluşan bu koleksiyon, Doğu sanatının çeşitliliğini gözler önüne serer.

Etnografya: Dünyanın dört bir yanından gelen 350,000 parçalık bu zengin koleksiyon, Afrika galerisindeki sanat ve el sanatlarıyla öne çıkar.

Tarihöncesi ve Avrupa: Tarihöncesi mağara yerleşimlerinden günümüze uzanan bu koleksiyon, Lindow Man gibi ilginç eserleri içerir. Sutton Hoo gemi enkazı, Ortaçağ mücevherleri ve Rönesans saatleri de dikkat çeker.

Sikkeler ve Madalyonlar: İÖ 7. yüzyıldan günümüze uzanan bu etkileyici koleksiyon, 750,000’den fazla sikke ve madalyon içerir.

Baskılar ve Çizimler: Rönesans döneminden kalma çok değerli baskılar ve çizimler, bu koleksiyonun önemli bir parçasını oluşturur.

Aydınlanma Dönemi: Dünyanın dört bir yanından getirilmiş 18. yüzyıl eserlerini içeren bu koleksiyon, Aydınlanma Dönemi’nin önemli örneklerini sergiler.

Joseph Hotung Great Court Gallery: Bu küçük galeri genellikle geçici sergilere ev sahipliği yapar, özel koleksiyonları ve sergileri ziyaretçilere sunar.

Parthenon Heykelleri (Elgin Mermerleri)

Parthenon, Atina’da bulunan antik bir tapınak olup, Antik Yunan mimarisinin ve sanatının önemli bir örneğidir. İÖ 5. yüzyılda, Perikles döneminde inşa edilmiştir ve Athena’ya adanmıştır. Parthenon’un frizi, tapınağın dış cephesini süsleyen bir kabartma frizdir ve Athena’nın Panathenaea Festivali’ni anlatır.

Panathenaea Festivali, Athena’ya adanmış büyük bir şenliktir ve her dört yılda bir düzenlenirdi. Festival sırasında, Atina halkı Athena’ya sunular getirir, müsabakalara katılır ve çeşitli törenler düzenlerdi. Parthenon frizi, bu festivalin bir parçası olan büyük bir geçit törenini tasvir eder.

Parthenon frizi, Lord Elgin’in 1801-1805 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu’ndan (günümüzde Yunanistan) getirilen ve günümüzde Britanya Müzesi’nde sergilenen Elgin Marbles olarak da bilinen bir koleksiyonun parçasıdır. Lord Elgin, Parthenon’un bazı heykellerini ve kabartmalarını Atina’dan İngiltere’ye taşımıştır. Lord Elgin’in bu eseri müzeye armağan etmesi, Antik Yunan eserlerinin korunması ve günümüze taşınması açısından önemli bir adımdı, ancak aynı zamanda tartışmalı bir konu olarak da bilinir. Yunanistan, Elgin Marbles’in iadesini talep etmektedir.

Hayvan Mumyaları

Antik Mısır kültüründe hayvanlar, özellikle kedi ve kutsal inek gibi, önemli dini ve spiritüel sembollerdi. Kediler, Mısır mitolojisinde birçok tanrısal özellikle ilişkilendirilmiş ve özel olarak saygı görmüş hayvanlardı. Bu nedenle, ölen kedilerin mumyalanması, onları öte dünyada korumak ve özel bir ritüel ile saygı göstermek amacıyla yapılırdı.

Antik Mısır’da, ölülerin öte dünyada rahat bir geçiş yapabilmesi için bedenlerinin korunması büyük bir öneme sahipti. Bu nedenle, mumyalama sadece insanlar için değil, aynı zamanda kutsal sayılan hayvanlar için de uygulanırdı. Mumyalar, özel tapınaklarda veya mezar alanlarında bulunan çok sayıda farklı hayvan türünü içerebilirdi.

İÖ 30 yılına tarihlenen kedi mumyasının Abydos’tan gelmiş olması, bu bölgenin antik dönemde önemli bir dini merkez olduğunu gösteriyor. Duvar resimlerinde görülen hayvan biçimindeki betimlemeler, Mısır mitolojisindeki tanrıları temsil edebilir ve bu figürlerin ölümden sonraki hayata olan inançlarına dair ipuçları sağlayabilir.

Fundalıktaki Koç

“Fundalıktaki Koç” olarak bilinen antik eser Sümer sanat eserini ifade etmektedir. Bu eser, genellikle bir kabartma panosu üzerinde betimlenen bir koçu temsil eder ve antik Sümer şehri Ur’dan gelmiştir.

Ur, antik Sümer medeniyetinin önemli bir şehriydi ve zengin kültürel mirası ile bilinirdi. Fundalıktaki Koç, denizkabukları ve altın varaklarla süslenmiş bir sanat eseridir. Bu tür eserler genellikle tapınaklarda veya zengin ailelerin evlerinde kullanılmış, dini ve ritüel amaçlar için yapılmıştır.

Sümerler, sanatta genellikle doğayı, hayvanları ve tanrıları betimlerdi. Fundalıktaki Koç da bu temel temalardan birine odaklanmış gibi görünüyor. Ayrıca, müzik enstrümanları gibi ilginç detaylar da bu eserde yer aldığı belirtilmiştir.

Bu tür eserler, arkeologlar ve tarihçiler için antik medeniyetlerin yaşam tarzları, inançları ve sanat anlayışları hakkında önemli bilgiler sağlar. Fundalıktaki Koç gibi eserler, günümüze kadar ulaşan antik Sümer sanatının önemli örneklerindendir.

Mildenhall Hazinesi

Mildenhall Hazinesi, İngiltere’nin Suffolk bölgesinde, Mildenhall köyü yakınlarında 1942 yılında bir çiftçi tarafından tesadüfen keşfedilmiş olan önemli bir Roma dönemi hazinesidir. Bu hazine, 4. yüzyıla tarihlenir ve 34 adet muazzam gümüş tabak içerir.

Tabaklar genellikle büyük ve orta boyda olup, üzerlerinde yüksek kabartma tekniğiyle işlenmiş mitolojik sahneleri tasvir eder. Deniz perileri, satyr’ler, tanrı ve tanrıçalar gibi mitolojik figürler ve diğer dekoratif unsurlar bu tabaklarda bulunmaktadır. Bu figürler, Roma mitolojisi ve Yunan mitolojisinin etkileşiminden kaynaklanan karma bir sanat anlayışını yansıtmaktadır.

Mildenhall Hazinesi’nin tam olarak kim tarafından ve niçin gömüldüğü konusunda kesin bilgiler olmasa da, tahminlere göre, bu tabaklar zengin bir Roma ailesine ait olabilir ve belki de bir tür dini veya ritüel kullanım için yapılmış olabilir. Mildenhall Hazinesi, Roma dönemi sanatının önemli bir örneğini temsil eder.

Rosetta Taşı ya da Reşit Taşı

Rosetta Taşı, Mısır’da 1799 yılında Fransız askerleri tarafından bulunan ve üzerinde aynı metni üç farklı yazı sistemiyle içeren önemli bir antik yazıtı ifade eder. Bu üç yazı sistemi şunlardır: Yunanca, Mısır hiyeroglifi ve Demotik (halkın yazısı).

Rosetta Taşı, Mısır’ın kuzeyindeki Rosetta şehri yakınlarında, Fransız Napolyon Bonaparte’un ordusu tarafından keşfedildi. Üzerindeki metin, aynı mesajı üç farklı yazı sistemiyle içerdiği için bilginin çözümlenmesi açısından büyük bir öneme sahiptir.

Yunan alfabesi, çözümlenmiş ve bilim insanları, Mısır hiyerogliflerini anlamak için kullanılan bir dizi sembolü tanımlayabilmişlerdir. Bu çözümleme, Jean-François Champollion tarafından 1822 yılında başarıyla tamamlandı. Rosetta Taşı’nın çözümlenmesi, Mısır hiyerogliflerinin anlaşılmasında büyük bir ilerleme sağladı ve antik Mısır kültürü ve yazı sistemi hakkındaki bilgilerimizi derinleştirmemize olanak tanıdı.

Portland Vazosu

Portland Vazosu, Napoli Büyükelçisi Sir William Hamilton tarafından satın alındıktan sonra, Portland Düşesi’ne satılan ve 1. yüzyıldan kalma antik bir mavi-opak cam vazodur. Vazo, Roma dönemine ait olup, Pompeii’de bulunan bir mezardan gelmektedir. Genellikle “Portland Vazosu” olarak adlandırılır, ancak başka adlandırmalar da kullanılabilir.

Vazo, antik Yunan zanaatçıları tarafından yapılmış olduğuna inanılan bir eserdir. Üzerinde, Yunan mitolojisinin kahramanlarından olan Meleagros’un ölümünü tasvir eden bir dizi kabartma bulunur. Vazonun alt kısmında ise başka bir kabartma daha yer alır. Bu antik eser, cam işçiliğindeki zarif detayları ve özenli işçiliği ile bilinir.

Portland Vazosu, 18. yüzyılın sonlarında Avrupa’da antik eser ilgisinin arttığı bir dönemde önemli bir koleksiyon parçası haline geldi. Bu vazo, özellikle Neoklasik tarzdaki sanat ve tasarıma olan etkisiyle bilinir.

Firavun II. Ramses

İtalyan kaşif Giovanni Battista Belzoni, mühendis ve Mısır arkeolojisinin öncülerinden biridir. Mısır’da çalışmalarına başladığında, antik kentlerde kazılar yaparak ve eserleri taşıyarak tanınmıştır. Belzoni’nin Mısır’daki çalışmaları arasında II. Ramses’e ait eserleri keşfetmesi önemli bir yer tutar. Bu dönemde, özellikle II. Ramses’e ait eserleri keşfetmiş ve birkaç önemli eseri Avrupa’ya taşımıştır.

Abu Simbel Tapınağı – Güney Mısır
Antonio Beatoc. 1860s

Belzoni’nin en bilinen keşiflerinden biri, Abu Simbel Tapınağı’nın girişindeki dev Ramses heykellerini yeniden keşfetmesidir. Ayrıca, II. Ramses’in anıtsal tapınaklarından bazılarında da kazılar yapmış ve bu eserleri Avrupa’ya getirmiştir. Onun çalışmaları, o dönemde Avrupa’da Mısır arkeolojisinin popülerleşmesine ve antik Mısır sanat ve kültürü hakkında daha fazla bilgi edinilmesine katkı sağlamıştır.

Bu heykel, On Dokuzuncu Hanedan firavunu II. Ramses’i tasvir etmektedir ve başında Nemes başlık bezi ile üstünde bir kobra taç bulunmaktadır. Bu hasar görmüş heykel, sonradan üst gövdesinden ve başından ayrılmıştır. Heykelin geri kalan kısmı Mısır’da kalmıştır. Başlangıçta Ramesseum’un kapısının yanında duran heykel sırasının bir parçasıydı. Diğer heykeller hala tapınakta bulunmaktadır.

Mikstek-Aztek Mozaik Maskesi

Mikstek-Aztek mozaik maskesi, 15. yüzyılda Mikstek kültürüne ait zanaatçılar tarafından üretilmiş ve Meksika’daki Aztek kraliyet sarayı için yapılmıştır. Bu mozaik maskesi, tanrı Quetzalcoatl’a adanmıştır.

Quetzalcoatl, Meksika mitolojisinde önemli bir tanrıdır ve tüyleri renkli bir kuş olan quetzal kuşuyla ilişkilendirilir. Quetzalcoatl, bilgelik, rüzgar, gezegen Venüs ve hayatın yaratıcısı olarak kabul edilir. Aztek kültüründe önemli bir yer tutan bu tanrı, aynı zamanda Mikstek kültüründe de önemli bir parçasıdır.

Mozaik maskeler, Meksika’nın antik kültürlerinin sanatındaki önemli örneklerden biridir. Bu maskeler genellikle tanrı ve tanrıçalara adanmış ritüel objelerdir. Mozaik teknikleri, renkli taş, kabuk, obsidyen ve diğer malzemelerin bir araya getirilmesiyle oluşturulur. Bu mozaik maskeler, dönemin sanat anlayışını, dini inançları ve ritüel uygulamalarını yansıtan önemli kültürel eserlerdir.

Kwakwaka’wakw – Fırtına Kuşu

Kwakwaka’wakw, kendi kültürleri ve sanatları ile tanınan Kuzey Amerika yerli halklarından biridir. Kanada’nın Britanya Kolombiyası’nda yaşamaktadırlar.

Fırtınakuşu, Kwakwaka’wakw kültüründe önemli bir simge ve totem hayvanıdır. Kwakwaka’wakw sanatı, genellikle bu tür sembollerle süslenmiş olan büyük ve renkli ahşap heykelleri içerir. Bu heykeller genellikle potlatch törenlerinde kullanılan önemli objeler arasındadır.

Potlatch, Kwakwaka’wakw kültüründe öne çıkan bir gelenektir. Bu törenlerde, kabile şefleri ve zengin aileler, davetlilere hediyeler dağıtarak sosyal statü ve zenginliklerini gösterirlerdi. Bakır, potlatch törenlerinde önemli bir role sahipti ve bazen büyük bakır plakalar veya bakır dövmeye yarayan örsler gibi metal objeler bu törenlerde kullanılırdı.

Bu objelerin üzerindeki oymalar ve süslemeler, Kwakwaka’wakw kültürünün zenginliğini ve sanatsal ustalığını yansıtır. Fırtınakuşu heykelleri, bu kültürün sembolizminde önemli bir yer tutar ve genellikle soyun veya klanın sembolü olarak kullanılır.

Amitabha Buda Heykeli

Amitabha Buda heykeli, Çin Sui Hanedanı dönemine, yani İS 585 yılına tarihlenmektedir. Amitabha Buda, Budizm’in Mahayana geleneğinde önemli bir figürdür ve özellikle Batı Cenneti (Sukhavati veya Pure Land) olarak bilinen cennet bölgesinin hükümdarı olarak kabul edilir.

Bu dönemde, Çin’de Budizm resmi din olarak kabul edildi ve sanat ve mimari bu dönemde büyük bir gelişme gösterdi. Amitabha Buda’nın heykelleri ve tasvirleri, Çin sanatında ve Budist ibadet yerlerinde sıklıkla görülen önemli temsillerden biridir.

Amitabha Buda’nın çoğu tasviri, onun meditasyon halinde, huzurlu bir duruşta veya el işaretleriyle betimlenmiş şekillerdedir. Bu tür heykeller ve tasvirler, Budist ibadet yerlerinde veya tapınaklarda kullanılarak inananlara meditasyon ve huzur gibi öğretiler sunar. İS 585 yılına tarihlenen bir Amitabha Buda heykeli, o döneme ait sanatsal ve dini anlayışın bir yansıması olabilir.

Kutsal Emanet Reliği

“Kutsal Emanet Reliği,” Orta Çağ dönemine ait bir sanat eseri olup, British Museum koleksiyonunun önemli parçalarından biridir. Fransa’da 1390 civarında yapılmıştır. Bu dönem, Orta Çağ’ın sonlarına denk gelir. Altın malzeme, dönemin lüks sanat eserlerinde sıkça kullanılan bir unsur olup, bu eserde de öne çıkmaktadır.

Eserin en çarpıcı özelliklerinden biri, detaylı süsleme işçiliğidir. Altın yüzey, emaye ve çeşitli değerli taşlarla özenle süslenmiştir. Bu süslemeler, o döneme ait zanaat becerilerini, sanatçının ustalığını ve dini temaları yansıtmaktadır. İkonografik unsurların kullanımı, “Kutsal Emanet” ifadesiyle muhtemelen İsa’nın çarmıha gerilmesi sırasında taşıdığı tacın bir parçasını temsil etmektedir.

Tang Hanedanı Figürleri

Tang Hanedanı figürleri, Çin tarihindeki Tang dönemine (M.Ö. 618 – M.S. 907) ait sanat eserlerini ifade eder. Tang dönemi, Çin sanatının altın çağlarından biri olarak kabul edilir ve bu döneme ait figürler genellikle estetik açıdan zarif, detaylı ve gerçekçi olarak bilinir. Tang figürleri, seramik, bronz veya diğer değerli malzemelerden yapılmış olabilir. Bu figürler genellikle hanedan döneminin kültürel, dini ve sosyal özelliklerini yansıtarak o dönemin sanatsal zenginliğini gösterir.

Şiva Natarāja

Şiva Natarāja, Hindu mitolojisinde önemli bir tanrı olan Şiva’nın “Dansçı” veya “Dans Eden Şiva” formunu temsil eder. Bu figürde, Şiva’nın saçları arasından akan Ganj Nehri ve sağ ayağının altındaki cüce şeytani varlık Apasmara, cehaletin simgesi olarak resmedilmiştir. Tanrı, evrenin döngülerini temsil eden bir dans olan “anandatandava”yı gerçekleştirir. Dans eden Tanrı’nın bu tasviri, Hindu kültüründe evrensel döngülerin ve yaratılışın sürekli yenilenmesini sembolize eden derin bir anlam taşır.

Bu figürde, Ganj Nehri’nin Şiva’nın saçları arasından akması, yaşamın kaynağını ve Ganga’nın kutsal suyunun gücünü sembolize eder. Apasmara’nın Şiva’nın sağ ayağının altında olması, Tanrı’nın cehaleti nasıl yok ettiğini gösterir. Figür, bir döngünün sonunu ve diğerinin başlangıcını simgeler, evrensel döngülerin devamlılığını ve yeniden doğuşu yansıtır.

Şiva Natarāja’nın sol omuzunun üzerindeki kırık kemer, evrenin döngüsünün sonsuzluğunu ve Tanrı’nın egemenliğini temsil eder. Bu detay, sınırları aşan evrensel bir kuvvetin varlığını ifade eder. Figür, bakır alaşımında dökülmüştür, bu malzeme geleneksel olarak dini ve sanatsal eserlerde kullanılmaktadır.

Hoa Hakananai’a

Hoa Hakananai’a, Paskalya Adası’ndan getirilen ve şu anda British Museum’da sergilenen önemli bir moai heykeli olarak öne çıkar. Heykel, 1868 yılında bir İngiliz gemisi mürettebatı tarafından Paskalya Adası’ndaki Orongo bölgesinden alınarak Londra’ya getirilmiştir. Bu moai, Rapa Nui dilinde “uzaklıktaki arkadaş” veya “uzaktaki arkadaş getirdi” anlamına gelen bir isimle anılmaktadır.

British Museum’da sergilenen Hoa Hakananai’a, Paskalya Adası’nın gizemli tarihini ve yerel kültürünü anlamak için önemli bir kaynaktır. Heykel, adanın taş oyma geleneğinin en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilir. Sanatsal detayları ve kültürel sembollerle süslenmiş olması, Paskalya Adası yerlilerinin sanatındaki üstün yetenekleri yansıtmaktadır.

Bu moai, British Museum koleksiyonları içinde özel bir konuma sahiptir ve “şaheser” olarak nitelendirilmiştir. Bu tanımlama, eserin hem sanatsal hem de kültürel açıdan önemli bir değere sahip olduğunu vurgular. Hoa Hakananai’a, Paskalya Adası kültürünün nadir ve değerli bir örneği olarak, müze ziyaretçilerine adanın mistik atmosferini ve tarihini keşfetme fırsatı sunar.

Ashurbanipal’ın Aslan Avı Kabartması

Ashurbanipal’ın Aslan Avı kabartması, British Museum’un sergilediği Nineveh Kuzey Sarayı’ndan çıkartılan, öne çıkan Asur saray kabartmaları arasında yer almaktadır. Bu kabartmalar genellikle Asur sanatının en mükemmel örnekleri olarak kabul edilmektedir. M.Ö. 7. yüzyılda hüküm süren Asur İmparatorluğu’nun kralı Ashurbanipal’ın hükümdarlığı dönemine ait olan bu kabartma, sanatsal ve kültürel bir zenginliği temsil etmektedir.

Sahnedeki ana tema, Ashurbanipal’ın aslan avını tasvir etmektedir. Kralın av sırasında aslanı öldürme anı canlı bir şekilde betimlenmiştir. Kabartma, detaylı anlatımı ve göz alıcı sanatsal ifadesiyle dikkat çeker. Nineveh Kuzey Sarayı’ndaki bu kabartmalar, Asur sanatının zirvesini temsil eder ve Asur İmparatorluğu’nun gücünü, zenginliğini ve hükümdarlığının görkemini anlatan önemli belgelerdir.

British Museum, bu tür eserleri geniş kitlelere sunarak Asur İmparatorluğu’nun kültürel mirasını ve sanatsal değerini koruma görevini üstlenmiştir. Ashurbanipal’ın Aslan Avı kabartması, müzenin koleksiyonları içinde öne çıkan eserlerden biri olarak ziyaretçilere antik Mezopotamya’nın etkileyici geçmişine dokunma fırsatı sunmaktadır.

Nereidler Anıtı

Nereidler Anıtı, günümüz Muğla ili, Fethiye’ye yakın olan Ksanthos bölgesinde bulunan bir heykel mezarıdır. Yontulmuş frizlerle süslü bir kaide üzerine yerleştirilmiş olan bu anıt mezar, Yunan tapınağı planına sahiptir. MÖ 4. yüzyılın başlarına, yaklaşık olarak MÖ 390 civarına tarihlenen anıt mezar, Ksanthos kralı Arbinas’a ait olduğuna inanılarak inşa edilmiştir.

Mezarın inşa edildiği dönemden Bizans dönemine kadar ayakta kaldığı düşünülmektedir. Ancak zaman içinde harap olmuş ve kalıntıları 1840’ların başında İngiliz gezgin Charles Fellows tarafından keşfedilmiştir. Charles Fellows, keşfettiği kalıntıları British Museum’a taşımıştır. Müze, anıtın doğu cephesini yeniden inşa ederek bu önemli eseri koruma altına almıştır. Nereidler Anıtı, hem Yunan mimarisi hem de Likya bölgesinin tarihine dair önemli bir arkeolojik örnek olarak British Museum koleksiyonlarında sergilenmektedir.

Lewis Satranç Figürleri

Lewis Satranç Figürleri, toplamda 78 satranç figüründen oluşan tarihi bir koleksiyondur. Bu figürler, Hebrides adalar grubunun en büyük adası olan Lewis adasında keşfedilmiştir. Lewis Satranç Figürleri, İskoç Hebridler’de, özellikle Lewis adasında bulunmuştur ve tarihsel olarak Norveç’te üretildikleri tahmin edilmektedir. Bu satranç takımı, ortaçağ oyun taşları olarak büyük bir öneme sahiptir ve sanat tarihindeki önemli eserlerden biridir.

Lewis Satranç Figürleri, 12. yüzyılın sonlarına veya 13. yüzyılın başlarına tarihlenmektedir ve genellikle piyon, kale, at, fil, vezir ve şah gibi standart satranç figürlerini içermektedir. Bu figürler, Ortaçağ döneminin sanatını ve oyun kültürünü yansıtarak, satranç oyununun tarihi evrimine ışık tutmaktadır.

British Museum, bu tarihi satranç figürlerinin önemini ve değerini anlamak amacıyla Lewis Satranç Figürleri’ni koleksiyonlarına eklemiş ve bu eserleri ziyaretçilerine sergilemektedir. Bu figürler, satranç tarihine ve kültürüne ilgi duyanlar için benzersiz bir arkeolojik hazinedir.

Usturlap (Astrolabe)

Bu olağanüstü büyük, çok hassas ve zarif bir şekilde oyulmuş alet, Sir Hans Sloane’e aitti ve dolayısıyla 1753 yılında British Museum’un kurucu koleksiyonlarının bir parçasıydı. Orta Çağ’dan günümüze ulaşan en eski ve en büyük İngiliz astrolabidir, ancak Arap astronomisi ve enstrümantasyonu konusundaki bilgiyi de yansıtmaktadır. Arka tarafındaki listede özellikle İngiliz kültürü için önemli üç aziz (Dunstan 19 Mayıs, Canterbury’li Augustine 26 Mayıs, Edmund 20 Kasım) bulunması ve Londra için işaretlenmiş bir plakanın varlığı, İngiliz kökenini muhtemel kılmaktadır. Bir plaka da, Paris’in enlemi olan 48º 30′ için işaretlidir.

Oxus Hazinesi

Oxus Hazinesi, Altın ve gümüşten yapılmış yaklaşık 180 metal işçiliği parçası ve Ahameniş İmparatorluğu dönemine ait 200 sikkeyi içeren bir koleksiyondur. Bu eserler, Oxus Nehri çevresinde 1877-1880 yılları arasında bulunmuştur. Buluntu yerinin kesin yeri belirsiz olmakla birlikte genellikle Kobadiyan civarında olduğu düşünülmektedir. Hazineye ait birçok parçanın muhtemelen mücevher yapımında eritildiği tahmin edilmektedir. Metal işçiliği M.Ö. 6 ila 4. yüzyıllara tarihlenirken, sikkelerin bazıları M.Ö. 200 civarından olabilir. Hazinenin olası kökeni, uzun bir süre boyunca süren adak sunumlarının olduğu bir tapınak olduğu düşünülmektedir.

Bu hazine, Ahameniş İmparatorluğu dönemindeki değerli metal işçiliğinin büyük bir bölümünün en önemli sağ kalan kısmı olarak kabul edilir. Altın adak plakalarının birçoğu genellikle basitçe yapılırken, diğer nesneler mahkeme tarafından beklenen mükemmel kaliteye sahiptir. British Museum, hayatta kalan metal işçiliğinin neredeyse tamamına sahip olup, bunları Victoria ve Albert Museum’dan ödünç alınan griffin başlı bileziklerle birlikte 52. Odada sergilemektedir. Bu eserler, farklı yollarla müzeye ulaşmış olup, birçoğu Augustus Wollaston Franks tarafından bağışlanmıştır. Sikkeler ise daha geniş bir alana yayılmış ve doğrudan hazineyle bağlantı kurmak daha zordur. Bir kısmı, Saint Petersburg’daki Hermitage Müzesi’nde bulunmaktadır ve diğer koleksiyonlarda da örnekler mevcuttur.

Benin Bronzları

‘Benin Bronzları’ (pirinç ve bronz heykeller), süslü dökme plakalar, anıtsal başlar, hayvan ve insan figürleri ile kraliyet simgeleri ve kişisel süs eşyalarını içeren bir sanat eserleri koleksiyonunu oluşturur. En az 16. yüzyıldan itibaren Batı Afrika’nın Benin Krallığı’nda, Benin Şehri’ndeki Oba’nın (kral) sarayı için çalışan uzman loncalar tarafından yaratılmışlardır. Krallık, ayrıca fildişi, deri, mercan ve ahşap gibi diğer malzemelerle çalışan loncaları desteklemiştir, ve ‘Benin Bronzları’ terimi bazen bu diğer malzemeler kullanılarak üretilen tarihi nesneleri kapsamak için de kullanılır.


British Museum’un merkezine yerleşik olan büyük avlu, etkileyici bir cam çatı ile çevrili, daha çekici bir görünüme sahiptir. Sir Norman Foster tarafından tasarlanan Great Court, Aralık 2000’de hizmete açılmıştır. Avlunun ortasında yer alan Reading Room, 1857 yılında inşa edilmiştir. Dünyanın en önemli kitaplarını ve el yazmalarını içeren bu okuma salonu, eskiden Londra’da yaşayan entelektüellerin çalışma mekanıydı. Günümüzde ise, önemli sergilere ev sahipliği yapmaktadır.

Kütüphanenin Ünlü Okurları:

  • Mahatma Gandhi (1869-1948): Hintli Lider
  • Oscar Wilde (1854-1900): İrlandalı oyun yazarı
  • Virginia Woolf (1882-1941): İngiliz Romancı
  • W.B. Yeats (1865-1939): İrlandalı şair ve oyun yazarı
  • Thomas Hardy (1840-1928): İngiliz Romancı
  • George Bernard Shaw (1856-1950): İrlandalı oyun yazarı
  • E.M. Forster (1879-1970): İngiliz Romancı
  • Rudyard Kipling (1865-1936): Şair, romancı ve imparatorluk tarihçisi
  • Leon Trotsky (1879-1940): Rus Devrimci

Great Court, başkentin üzeri kapatılmış en büyük avlusudur. Avluda, çeşitli mağazalar, kafeler, danışma bölümü ve bilet gişeleri gibi olanaklar bulunmaktadır. Aynı zamanda, müzede sergilenen eserlerle ilgili detaylı bilgiler alabileceğiniz bir alan sunar. Avlunun atmosferi ve mimarisi, ziyaretçilere benzersiz bir deneyim sunmaktadır.

Great Court’un çatısından çevredeki çatılara bakıldığında, Reading Room’un geniş kubbesi dikkat çeker. Kentin tam kalbinde bulunan bu kubbe, adeta etkileyici cam çatıyı delip çıkmış izlenimi verir. Great Court’un mimarisi ve çatı tasarımı, çevresindeki çatılardan farklı bir atmosfer yaratır, ziyaretçilere görsel bir şölen sunar.

]]>
http://samdonmez.com/british-museum/feed/ 0 3187