Cağaloğlu Hamamı – Samdonmez http://samdonmez.com Samet Dönmez kişisel sayfası. Mon, 09 May 2022 20:18:13 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.6.1 http://samdonmez.com/wp-content/uploads/2023/12/infinity-150x150.png Cağaloğlu Hamamı – Samdonmez http://samdonmez.com 32 32 121659978 Sarayburnu http://samdonmez.com/sarayburnu/ http://samdonmez.com/sarayburnu/#respond Mon, 15 Mar 2021 18:19:08 +0000 http://samdonmez.com/?p=483

Sarayburnu

1. Topkapı Sarayı ve Avlusu

Saray gezimize sarayın bugün dış avlusu olarak kullanılan bölümünden başlıyoruz. Saray surları, zarif oranlarıyla dikkat çeken ahşap evler ve göğe yükselen bir Bizans kilisesi Topkapı Sarayı’nın dış avlusunu çarpıcı bir atmosfer kazandırır. Eskiden bir darphane, hastane, medrese ve fırının bulunduğu alan Yeniçeriler’in toplanma yeriydi. Günümüzde avlu duvarının hemen dışında yer alan Caferağa Medresesi ve Fatih Büfesi gezip görmekten yorulanlar için güzel bir dinlenme fırsatı sunar. Gülhane Parkı, bu anıtlar kentinin az sayıdaki gölgelik dinlenme alanlarından biridir.

  1. Arkeoloji Müzesi: Klasik heykeller, göz alıcı oymalarla süslü lahitler, Osmanlı çinileri ve imparatorluğun dört bir yanından gelen hazineler dünyanın en büyük arkeoloji koleksiyonlarından birini oluşturur.
  2. Darphane-i Amire: İstanbul’un tarihine ilişkin sergileri barındırır.
  3. Aya İrini Kilisesi: 6. yüzyıl tarihli Bizans kilisesi, genel uygulamanın aksine camiye dönüştürülmemiştir.
  4. III. Ahmet Çeşmesi: İstanbul’un en güzel Rokoko yapılarından biri olan çeşme, 18. yüzyılın başından kalmadır. Çeşmede, burayı cennet çeşmelerine benzeten yazıtlar dikkat çeker.
  5. Soğukçeşme Sokağı: Bu dar sokak boyunca geleneksel ahşap evler sıralanır.
  6. Caferağa Medresesi: Eski medresenin avlusunda sakin bir kafe vardır. Avlu kuyumcular, hattatlar ve diğer zanatkarların dükkanlarının bulunduğu revaklarla çevrilidir.
  7. Gülhane Parkı: Bir zamanlar gül bahçesi olan ağaçlıklı park sarayın hemen dışında yer alır ve kentin sıcağından kaçmak isteyenlere serin bir gölgelik sağlar.
  8. Bab-ı Ali: Bir zamanlar Osmanlı sadrazamlık binasının girişi ve simgesi olan eski Bab-ı Ali’nin yerinde Rokoko bir kapı vardır.
  9. Topkapı Sarayı bilet gişesi
  10. Zeynep Sultan Camisi: Bir Bizans Kilisesini andıran cami 1769 yılında III. Ahmet’in kızı Zeynep Sultan tarafından yaptırılmıştır.

 

 

topkapigarden

Fatih Sultan Mehmet tarafından resmi ikametgah olarak yaptırılan Topkapı Sarayı, kentin fethinden kısa bir süre sonra, 1459-1465 yılları arasında inşa edilmiştir. Saray, tek bina yerine, Osmanlı’nın göçebe günlerindeki çadır kentlerin taş benzeri olarak, dört büyük avluyla çevrili köşkler biçiminde tasarlanmıştır. 400 yıl boyunca yönetim merkezi olan sarayda, asker ve memur yetiştirilen Enderun okulu bulunuyordu. Hükümetin 18. yüzyılda Bab-ı Ali’ye taşınması ve Abdülmecit’in 1853 yılında Dolmabahçe Sarayı’na yerleşmesiyle saray halkı Topkapı’yı terk etti. Saray 1924 yılında müzeye dönüştürülerek halka açılmıştır.

Babüsselam

divanıhümayun

 

topkapipalace

  1. Saray girişi olan Babüsselam
  2. Divan-ı Hümayun: Padişah, vezirlerin bir araya geldiği Divan-ı Hümayun toplantılarını bazen kafes arkasından izlerdi.
  3. Harem: Padişahların eşleri ve cariyelerin yaşadığı odalardan oluşan labirent yapı aynı zamanda bir okuldur.
  4. Babüssade: Ak Ağalar kapısı olarak da bilinir.
  5. Kutsal Emanetler Odası
  6. Hazine ve Saltanat Giysileri Sergisi
  7. III. Ahmet Kütüphanesi: Zarif mermer yapı 1719 yılında inşa edilmiştir. Ana girişin altındaki duvarda gösterişli bir çeşme bulunur.
  8. Bağdat Köşkü: IV. Murad tarafından Bağdat’ın fethi onuruna 1639 yılında yaptırılmıştır. Mavi-beyaz renkli çiniler görülmeye değer.
  9. Sünnet Köşkü

babüssade

kutsalemanetlerodası

Osmanlı sultanları 600 yıllık saltanatları boyunca göz alıcı bir hazine oluşturdular. 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra imparatorluk koleksiyonları kamulaştırıldı ve hazinelerin büyük bölümü Topkapı Sarayı’nda sergilenmeye başlandı. Koleksiyonlarda diplomatik hediyeler ve saray atölyelerinde çalışan zanaatkarların eserlerinin yanı sıra, askeri seferlerde ele geçirilmiş ganimetler de yer alır. Bunların büyük kısmı Osmanlı İmparatorluğu’nun genişleme döneminde Suriye, Arabistan ve Mısır’ı fetheden Yavuz Sultan Selim’in hükümdarlığından kalmadır.

Seramik Cam ve Gümüş İşleri:

Mutfaklarda sarayın seramik, cam gümüş işleri koleksiyonu sergilenir. Osmanlı ve Avrupa eserleri, geniş Çin ve Japon porselenlerinin gölgesinde kalır. Bunlar Türkiye’ye Avrupa ve Uzakdoğu arasında uzanan İpek Yolu üzerinden getirilmiştir. Topkapı, Çin’den sonra, dünyanın en güzel Çin porselenleri koleksiyonuna ev sahipliği yapar.

Sergilenen zarif Çin porselenleri Sung, Ming ve Çing hanedanlarından kalmadır. Çin estetiğinin Osmanlı zanaatkarları üzerindeki büyük etkisi, özellikle İznik’te gelişmeye başlayan çini endüstrisinin tasarımlarında kendini göstermiştir. Topkapı Sarayı koleksiyonunda İznik çinileri bulunmaz, ancak saray duvarlarını süsleyen çinilerin çoğu İznik’te üretilmiştir. Burada aynı zamanda 12 bini bulan saray sakini ve konuk için yemek yapılan devasa kazanlar ve diğer mutfak gereçleri sergilenir.

ııı.ahmetçeşmesi

itfaiyekameriyesi

Silahlar ve Zırhlar:

İmparatorluğun dört bir yanından toplanan vergi ve haraçlar bir zamanlar İç Hazine olarak bilinen bu hazinede saklanırdı.

Sergilenen silahlar arasında süslü kılıçlar ve sultanlar tarafından özellikle II Beyazıt çok yetenekli bir zanaatkardı, yapılan bir kaç yay vardır. Koleksiyonda ayrıca 15. yüzyıldan kalma zincir zırhlar ve renkli kalkanlar bulunur. Kalkanların metal merkezleri çiçek boyalı ve sıkıca örülmüş hasırlarla sarılmıştır.

Padişah Giysileri:

Padişah Giysileri koleksiyonu, padişahın kıyafetlerini düzenlemekle görevli saray memurlarının yaşadığı İç Oğlanlar Salonu’nda sergilenir. Padişahın ölümünden sonra kıyafetlerinin özenle katlanıp mühürlü sandıklarda saklanması bir saray geleneğiydi. Bu uygulama sayesinde Fatih Sultan Mehmet’in mükemmel biçimde korunmuş bir kaftanını görebilirsiniz. II Mahmut döneminde yapılan reformlar giyim tarzında da yenilikler getirmiştir.

Minyatürler, El Yazmaları ve Saatler:

Topkapı Sarayı’nda bulunan 13 bini aşkın minyatür ve el yazmasının tamamını bir arada sergilemek olanaksızdır. Bu koleksiyonun bir çok önemli parçası bulunmaktadır. Bunlardan bazıları, Göçebe Yaşamındaki Şeytanlar ve Canavarlar olarak bilinen bir dizi minyatürdür.

17. yüzyıldan sonra kentte duvar ve cep saati yapan büyük ustalar bulunmasına rağmen Topkapı Sarayı’nın saat koleksiyonu sultanlara hediye edilen ya da onların aldığı Avrupa saatlerinden oluşur.

Kutsal Emanetler Dairesi:

İslam’ın başlıca kutsal emanetlerinden bazıları Müslümanlar için önemli bir ziyaret mekanı olan Kutsal Emanetler Dairesi’nin (Hırka-i Saadet Dairesi olarak da bilinir) beş odasında sergilenir. Kutsal  emanetlerin büyük bölümü, Yavuz Sultan Selim’in 1517 yılındaki Mısır ve Arabistan seferleri sonucu halife sıfatını almasıyla kente getirilmiştir. 

Koleksiyondaki en önemli hazine peygamberin hırkasıdır (Hırka-i Şerif). Ziyaretçiler hırkanın bulunduğu odaya giremezler ve sadece giriş odasındaki açık bir kapıdan içeriye bakabilirler. Hafızlar hırkanın saklandığı altın kaplama sandığın başında gece gündüz Kuran-ı Kerim okurlar. Sandığın hemen önünde peygamberin iki kılıcını görebilirsiniz. Giriş odasındaki bir camekanda peygamberin Sakal-ı Şerif olarak bilinen sakalından bir parça, bir dişi, onun tarafından yazılmış bir mektup ve yine ona ait bir ayak izi vardır. 

Diğer odalarda, sonraki padişahlarca Kabe’de kullanılmak üzere Mekke’ye gönderilmiş işlemeli kilitler ve anahtarlar sergilenir.

kaşıkçıelması

Hazine Dairesi:

Binlerce değerli taşın bulunduğu hazine dairesi dört bölümden oluşur ve sarayın en etkileyici sergilerine ev sahipliği yapar. Sultanların ve vezirlerin mücevherleri aslında hazineye aitti ve sahiplerinin ölümünden sonra saraya iade edilirdi. Saray kadınlarının mücevherleriyse tamamen kendilerine ait olduğundan burada pek az kadın mücevheri sergilenmektedir. İlk salonda, III. Mustafa’nın resmi törenlerde giymesi için hazırlanmış elmas kakmalı bir zincir zırh bulunur. Diplomatik hediyeler arasında, Hindistan’dan Sultan Abdülaziz’e gönderilen inci heykelcik yer alır. Koleksiyonun önemli parçaları ikinci salonda görülebilir. Bu bölümün yıldızı, I. Mahmut tarafından saray atölyesinde yaptırılan Topkapı Hançeri’dir. İran Şahı Nadir’e hediye edilmek üzere tasarlanan hançer İran’a ulaştırılamadan, şah yaşamını yitirmişti. 

Üçüncü salonda Hazine Dairesi’nin en çok bilinen eseri 86 karatlık Kaşıkçı Elması söylentiye göre 17. yüzyılda İstanbul’da çöp yığınları arasında bulunmuş ve bir hurdacıdan üç kaşık karşılığında satın alındığı rivayet edilir. 

Dördüncü salondaki taht İran şahının hediyesidir ve Topkapı Hançeri gibi büyük öneme sahiptir.

2. Arkeoloji Müzesi

19. yüzyılın ortalarında oluşturulmaya başlanan arkeoloji koleksiyonu, Osmanlı valilerinin imparatorluğun dört bir yanında eserler yollamasıyla kısa sürede genişlemiş ve böylece müze dünyanın en zengin klasik dönem koleksiyonlarından birine sahip olmuştur. Müzede daha erken dönemden eserlerde sergilenir. Ana bina, Osman Hamdi Bey’in gün ışığına çıkardığı buluntuların sergilenmesi için yaptırılmıştır. Ünlü arkeolog ve ressam, Lübnan’daki Sayda kentinin kral mezarlığında göz alıcı lahitler keşfetmiştir. Müzeye 1992 yılında eklenen kanattaysa Çocuk Müzesi bulunur.

Arkeoloji müzesi’nin ana binasında çok değerli eserler yer almaktadır.

İskender Lahti: MÖ. 4. yüzyıl sonlarından kalma mermer oyma lahtin Sayda Kralı Abdalonymus için yapıldığı sanılmaktadır. Lahitte Makedonyalı Büyük İskender’in Persler’e karşı kazandığı zafer tasvir edilmiştir; lahtin adı buradan gelmektedir.

Kadeş Anlaşması: Bu tablet MÖ 1269 yılında Mısırlılar ile Hititler arasında yapılmış olan dünyanın ilk yazılı barış anlaşmasıdır. Çok sayıdaki maddesi arasında, siyasi mültecilerin iadesini dair hükümlerde vardır.

Takdim Mozaik İkonu: MS. 6.-7. yüzyıl tarihli zarar görmüş pano Kalerderhane Camisi’nden getirilmiştir. İkon Bizans’ın ikon kırıcılık döneminden kurulan tek dinsel figüratif mozaiktir.

 

arkeolojimüseiplanı

kadesantlamısı

arkeolojimüzesibahçesi

çiniliköşk

Çinili Köşk, Topkapı Sarayı’nın dış surlarının içinde yer alan, 1472 yılından kalma bir köşktür. Osmanlı sultanı II. Mehmed tarafından yazlık saray ya da köşk olarak yaptırılmıştır. Mimarı kesin olarak belli olmasa da bazı kaynaklar Mimar Atik Sinan tarafından yapıldığını belirtmektedir. Sırça Köşk ya da Sırça Saray olarak da adlandırılır.

1875 ile 1891 yılları arasında Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) olarak hizmet vermiştir. 1953 yılında Türk ve İslam Sanatları Müzesi olarak kamuya açılmıştır. Daha sonra İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin bünyesine katılmıştır. Müzede Selçuklu ve Osmanlı devirlerinden kalma İznik çinisi ve seramik örnekleri sergilenmektedir. (kaynak: vikipedi)

3. Darphane-i Amire

Osmanlı darphanesi 1727 yılında açılmıştır, ancak bugünkü yapıların büyük bölümü, kompleksin genişletildiği II. Mahmut döneminden kalmadır. 1967 yılında yeni binasına taşınan darphanenin yerinde günümüzde Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne bağlı çeşitli birimler hizmet vermektedir. Çalışma saatleri içinde avlu ziyaret edilebilir.

darphaneiamire

4. Aya İrini

 

ayairini

Bugünkü bina 6. yüzyılda inşa edilmiş olsa da, Aya İrini kilisesi, İstanbul’un ilk Hıristiyan bölgesi olduğu sanılan yerde yapılan  üçüncü yapıdır. Kilise kentin 1453 yılında fethedilmesinden sonraki on yıl içinde Topkapı Sarayı’na dahil edilmiş ve daha sonra silah deposu olarak kullanılmıştır. İyi bir akustiğe sahip olan kilisede bugün İstanbul Müzik Festivali kapsamında çeşitli konserler düzenlenmektedir.

İç mekanda, kentteki diğer Bizans kiliselerinden günümüze ulaşamayan üç etkileyici bölüm bulunur. Apsise yerleştirilmiş yarım daire şeklindeki beş kademeli sıradan oluşan synthronon’da ayini yöneten rahipler bir arada otururdu. Apsisin üzerinde, altın yaldızlı zemin üstünde basit, siyah bir mozaik haç dikkat çeker. Haç figüratif imgelerin yasaklandığı ikonkırıcılık döneminden kalmadır. Kilisenin hemen arkasında bulunan revaklarla çevrili avluda, bir zamanlar Bizans imparatorlarının yattığı somaki mermerinden lahitler bulunuyordu. Lahitlerin büyük kısmı, günümüzde Arkeoloji Müzesi’ndedir.

5. III. Ahmet Çeşmesi

İstanbul’daki en güzel çeşmelerden biri olan III. Ahmet Çeşmesi 1729 yılında yapılmıştır. Çeşme, iki yıl sonra patlak veren ve III. Ahmet’in tahttan indirilmesiyle sonuçlanan isyanlardan kurtulabilen az sayıdaki eser arasındadır. Lale Devri’nde sultan tarafından yaptırılan anıtların çoğu bu dönemde tahrip edilmiştir. Türk Rokoko üslubunun güzel bir örneği olan yapı beş küçük kubbesi, mihrap şeklindeki nişleri ve çiçek desenli rölyefleriyle görülmeye değer.

Osmanlı çeşmeleri fıskiyeli değildi ve daha çok kamuya açık gösterişli musluklar olarak içme suyu ihtiyacını karşılıyordu. Bunlar bazen soğuk içeceklerin sunulduğu sebil olarak da kullanılırdı.

III. Ahmet Çeşmesi’nin dört kenarındaki mermer paneller üzerinde birer musluk bulunur. Her musluğun üzerinde 17. yüzyıl Osmanlı şairi Seyit Vehbi Efendi Efendi tarafından hatla yazılmış beyitler dikkat çeker. Kitabede, mavi-yeşil renkli zemin üzerine altın yaldızlı harflerle çeşmenin ve onu yaptıranın isimleri yazılıdır. Yapının dört köşesinde, kafes işi mermer oymalarla süslenmiş üç pencere ve onların hemen altında birer sebil vardır. Burada, diğer çeşmelerdeki buzlu su yerine gümüş kadehlerde şerbet ve tatlandırılmış su sunulurmuş.

Brunnen_Sultan_Ahmet_III

6. Soğukçeşme Sokağı

Topkapı Sarayı’nın dış duvarlarıyla Ayasofya’nın yüksek minareleri arasında sıkışıp kalmış olan parke taşlı dar ve dik sokağın iki yanında etkileyici tarihi ahşap konaklar sıralanır. Bunlara benzer geleneksel evler 18. yüzyıl sonlarında inşa edilmeye başlanmıştır.

Soğukçeşme Sokağı üzerinde yer alan evler Türk Turing ve Otomobil Kulübü tarafından 1980’lerde restore edilmiştir. Ziyaretçilerin gözdesi olan pastel renklerdeki Ayasofya Konakları dokuz binaya yayılmıştır. Tarihi evlerden biri de TTOK tarafından İstanbul’a ilişkin tarihsel yazılar, gravürler ve fotoğraf arşivinin bulunduğu bir kütüphaneye dönüştürülmüştür. Sokağın aşağı ucunda yer alan eski Roma sarnıcı günümüzde Sarnıç Lokantası olarak hizmet vermektedir.

soğukçeşme

soğukçeşmesokağı

7. Caferağa Medresesi

caferağamedresesi

Dar bir sokağın sonunda yer alan huzur dolu mekan, 1559 yılında Mimar Sinan tarafından dönemin harem ağası için medrese olarak inşa edilmiştir. Sinan’ın büstü avluya hakimdir; burada ayrıca masaları avluya çıkarmış bir kafe bulunur. Bir zamanlar öğrencilerin barındığı odalarda mücevher, ipek baskı, seramik ve hat sanatı gibi el sanatlarından örnekler sergilenmektedir.

8. Gülhane Parkı

Gülhane Parkı bir zamanlar Topkapı Sarayı’nın arazisinin aşağı kısmını oluşturuyordu. Bugün bakımlı ve hafta sonları ziyaretçi akınına uğrayan park, gölgelik yollarıyla, kafelerdeki harika manzaralarıyla ve gölgelik gezinti yollarıyla hoş bir doğal güzellik olarak İstanbulluları kucaklamaktadır.

Eski ahırlardan dönüştürülmüş bir binada yer alan İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’nde İslam tarihi boyunca Müslüman bilginlerin keşifleri ve çeşitli icatlar sergilenir. Parkın sonunda, 3. yüzyıl tarihli iyi korunmuş bir zafer anıtı olan Gotlar Sütunu yükselir.

Parkın kuzeydoğusu boyunca uzanan Kennedy Caddesi’nden, Haliç sularının Boğaziçi’ne karıştığı işlek noktanın manzarası görülmeye değer güzelliktedir.

gülhane

9. Cağaloğlu Hamamı

1741 yılında I. Mahmut tarafından yaptırılan Cağaloğlu Hamamı kentin en görkemli hamamlarından biridir. Buradan sağlanan gelir Ayasofya’da bulunan Mahmut Kütüphanesi’ne aktarılıyordu. Daha küçük hamamlarda kadınlar ve erkeklere farklı günler tahsis edilirken burası gibi büyük hamamlarda iki ayrı bölüm vardır. Cağaloğlu Hamamı’nın kadın ve erkek bölümleri birbirine dik açı yapacak biçimde inşa edilmiş ve girişleri ayrı sokaklardan verilmiştir. Cağaloğlu Hamamı yabancı ziyaretçilerin gözdesidir ve personeller çalışma yöntemleri hakkında bilgi vermekten memnuniyet duyarlar. Terlemek istemiyorsanız, erkekler bölümünün giriş koridoruna ve camekanına göz atabilirsiniz. Burada Osmanlı hamam geleneğinin izleri görülebilir. Bunların arasında, eskiden kadınların çoğu için evlerinden çıkıp gidebilecekleri tek yer olan hamamların simgesi haline gelmiş olan tahta nalınlar vardır. Yıkandıktan sonra huzur dolu camekandaki süs havuzunun yanında oturup bir şeyler içebilirsiniz.

10. Bab-ı Ali

Osmanlı hükümetini ifade eden Bab-ı Ali terimi “yüce kapı” anlamına gelir. Sadrazamın sarayına ve hükümet dairelerine açılan bu anıtsal kapının yapılmasından sonra, İstanbul’da görevli yabancı elçiler Bab-ı Ali Elçileri olarak anılmaya başlamıştı. Bab-ı Ali kurumu zaman zaman sultanların kaprislerini dengeleyen etkili bir unsur olarak Osmanlı toplumunda önemli bir rol oynamıştır.

Bugünkü göz alıcı Rokoko kapı 1840’larda inşa edilmiştir. Bu korunaklı anıtın arkasındaki resmi binalar cumhuriyetin ilanından sonra vilayet konağı olarak kullanılmaktadır.

babıali

11. Sirkeci Garı

Göz alıcı vir yapı olan Sirkeci Garı Avrupa’dan gelişi dört gözle beklenen Şark Ekspresi için yapılmıştır. Lüks tren, garın resmen hizmete girdiği 1890’dan bir öncesinde İstanbul seferlerine başlamıştı. Alman mimar August Jasmund tarafından tasarlanan garın pencere, kemer ve taş işçiliği gibi özellikleri kentin mimari geleneklerinin çeşitliliğini yansıtır.

Bölgede yürütülen kültürel gelişim projesinin bir parçası olarak Topkapı Sarayı’nın bazı hazineleri garın ana salonunda sergilenmektedir.

Gar lokantası kentin karmaşasından uzaklaşıp biraz dinlenmek için idealdir. Sirkeci Garı’ndan Trakya’ya ve çeşitli Avrupa ülkelerine düzenli seferler yapılır. İstanbul’un diğer büyük tren istasyonu Anadolu Yakası’ndaki Kadıköy’de yer alan Haydarpaşa Garı’dır. 

sirkeciharı

orient express

Dünyaca Ünlü Şark Ekspresi:

İlk seferini 1899 yılında Paris’ten İstanbul’a 2.900 km kat ederdi. Sirkeci Garı ve Pera Palas Oteli bu özel trende seyahat eden yolcular için yapılmıştır. “Kralların treni, Trenlerin Kralı”nın varlıklı ve ayrıcalıklı konuklar arasında devlet başkanları, siyasetçiler, aristokratlar ve oyuncuların yanı sıra, krallar da bulunuyordu. Hatta Bulgar Kralı III. Boris, tren ülkesinden geçerken makinistten trenin idaresini alırmış.

Adı hep “egzotik” ve “romantik” sözcükleriyle anılan Şark Ekspresi, İstanbul’un casus diplomatların ve silah tacirlerinin cirit attığı tehlikeli bir kent olarak gören oryantalist bakış açısıyla değerlendirilirdi. Ekspres altı film ve bir müzikal eserin yanı sıra, en az 19 kitaba esin kaynağı olmuştur; bunlar arasında İngiliz yazar Agatha Christie’nin Şark Ekspresi’nde Cinayet ve Graham Greene’in İstanbul Treni romanları okunmaya değerdir. Soğuk Savaş döneminde lüksünden çok şey kaybeden tren, bir restoran vagonu bile olmaksızın, 1977 yılına kadar haftada iki kez İstanbul’a gelmeyi sürdürmüştür.

]]>
http://samdonmez.com/sarayburnu/feed/ 0 483