Phaselis
İlkbaharda çiçeklerle kaplanan Phaselis kalıntıları, yatların gözde mola yerlerindendir. Bu Lykia liman kenti, bir çoban tarafından İÖ 7. yüzyılda Helenler’e satılmıştır. Arazinin yeni sahipleri burun üzerindeki bir akropolis çevresinde üç limanlı büyük bir kent kurmuşlardır. Ticari yetenekleriyle tanınan kurnaz Phaselisliler, İÖ 333 yılında kentlerine davet ettikleri Büyük İskender’e altın bir taç sunmuşlar, karşılığında da onun himayesini kazanmışlardır.
Phaselis İS 43 yılında Roma İmparatorluğu’nun Lykia-Pamphylia eyaleti haline gelmeden önce, bir süre korsanların kalesi olmuş, Selçuklu döneminde ise gelişen Antalya’nın gölgesinde kalmıştır. Çoğu Roma döneminden olan kalıntılar arasında, bir tiyatro, iki hamam, Olympos Dağı’ndan gelen bir su kemeri ve İmparator Hadrianus’un onuruna yapılmış bir kapı görülmeye değerdir.
Çıralı
Çıralı, kilometrelerce uzanan sahiliyle çekici bir turizm beldesidir. Sahil boyunca küçük ve çardak lokantalar, pansiyonlar, kamp alanları vardır. Kumsalın kuzey ucunda, Çıralı’yı geçtikten sonra 300 m yükseklikte, yüzeye çıkan doğalgazın beslediği sönmeyen ateşleriyle volkanik kayalık bulunur. Buraya 1200 adım tırmandıktan sonra Khimaira antik kenti kalıntıları ve biraz ötede sağdan soldan çıkan alev demetlerinin etkileyici görüntüsü vardır. Burası Yanartaş adıyla anılır.
Antik Çağ’da ateş yukarıya doğru yöneltilerek denizdeki gemilere herhangi bir tehlike durumu haber verilirmiş. Burada Bizans kilisesinin de bir zamanlar Vulcain tapınağı olduğu sanılmaktadır.Efsaneye göre, bu dağ, kanatlı at Pegasos’a binmiş kahraman Bellerophontes’in üç başlı ejder Khimaira’yı ağzının içinde erimiş kurşun dökerek öldürdüğü yerdir.
Adrasan
Kalabalıktan kaçan gezginler için 2 kilometre uzunluğunda kumsalı bulunur. Çardak lokantalar size evinizdeymiş hissi verir. Yine evinizdeymiş hissi veren pansiyonlar ve oteller gezginleri ağırlarlar. Adrasanda mutlaka kumsalda ve ormanda yürüyüş yapılmalıdır. Çevrede dalından portakal yiyebileceğiniz ağaçlar varken aynı zamanda çevre koylara ve adalara tekne gezisiyle keşfe çıkabilirsiniz.
Suluada, Sazak ve Ceneviz koyları günübirlik tekne gezilerinin uğrak noktalarıdır. Karaöz Koyu, az kumlu da olsa sahili, denizi, restoranları ve köy içindeki ev pansiyolarıyla tatil için iyi bir alternatif oluşturur. Karaöz’den yürüme mesafesinde Papaz ve Korsan Koyları da turistlerin ilgisini çeker. Burada bir geceden fazla kalmak ideal olacaktır. Bunlarla birlikte antik kentlere meraklıysanız yakınlardaki Gagae Antik kentini de ziyaret edebilirsiniz.
Kumluca
Rhadiapolis’e Kumluca’nın 2 kilometre ötesindeki Hacıveliler Köyü’nden ulaşabilirsiniz. Bir Lykia şehri olan Rhadiapolis çam ağaçlarıyla örtülmüş vaziyettedir. Ortada bir küçük tiyatro, kuzeyde Bizans Kilisesi ve tepede Helenistik kule bulunur.
İdebessos Kumluca’nın kuzeyinde, Yenikışlar Köyü’nün Karaağaç (Kozağacı) mahallesi yakınlarındadır. Kentin akropolü, Alakırçay’a hakim bir konumdadır. Duvarlar, tiyatro, taştan oyulmuş su kanalları, lahit gibi çevrede görülen eserler ve yapıların hemen hemen tümü Roma devrine aittir. Üç lahitten oluşan aile mezarları dikkat çeker.
Finike
Finike, Toros Dağları’nın uzun bir silsilesi olan Gülmez Dağları eteklerine ve Karasu Çayı’nın iki yakasına kurulmuş portakal bahçeleri ve seralarıyla ünlenmiş bir kasabasıdır. Verimli meyve bahçeleri portakal ve limon ağaçlarıyla doludur ve beldenin amblemi portakaldır. Finike’den Kumluca’ya kadar kilometrelerce uzanan kumsal’da konaklamak için oteller ve pansiyonlar bulunur.
Finike Antik Çağda Phoenikus adıyla anılırdı. Bir zamanlar Osmanlı gemilerinin yapımında kullanılan kereste ihracatıyla bilinen ilk liman günümüzde dolmuş ve yerini modern bir yat limanı almıştır.
Kuzeyde, bir tiyatrosu, pek çok mezarı ve İmparator Ausgustus’un evlat edindiği ve MÖ 44 yılında Ermenistan’dan dönerken burada ölmüş olan oğlu Gaius Caesar için yapılmış bir anıtı olan Limyra antik kentinin kalıntıları yer alır.
Lykia Birliği’nin nüfuzlu bir üyesi olmasına karşın, Olympos’un erken tarihi hakkında pek az şey bilinmektedir. Buraya yazları kuruyan bir dere yatağı olan dar bir vadi içinde uzanan yoldan ulaşılır. Kent kalıntıları, 4 km uzunluğundaki kumsalın gerisinde büyüleyici bir konuma sahiptir. Güneyde, sürmeli kapıları olan kare biçimli benzersiz mezarlarıyla büyük bir nekropol bulunur. Güney kıyısında bir tiyatro, hamam ve iskeleler de vardır. Kuzey kıyısında ise bir akropolis, mezarlar, İmparator Marcus Aurelius döneminden bir tapınak ve bir Bizans hamamı yer alır. İlkbaharda antik kent anemonlarla kaplanır, dere boyunca yalıçapkınlarının kanat sesleri işitilir ve sazlıklarıda ördekler barınır.
Lmyra, Turunçova beldesinden 4 kilometre ötede, seralar arasında bulunur. Tiyatro, Xatabura mezar anıtı, antik kenti bölen yolun sol tarafında bulunur. Yolun diğer tarafında ise kilise, hamam sütunlu cadde kalıntıları, tiyatronun arkadasında Akropole doğru yüzlerce irili ufaklı lahit ve kaya mezarı vardır.
Arykanda, Finike-Elmalı yolu üzerinden Finike’den yaklaşık 30 kilometre uzaklıkta bulunur. Bu etkileyici antik kent sarp kayalıklı bir tepe, yamaçların üzerinden kurulmuştur. Kalıntılarla birlikte ortaya çıkan manzara etkileyici görüntüler sunar. Bir Lykia kenti olan, Arykanda’da bazilika, hamam, devlet agorası, odeon, küçük tiyatro, 3 oturma sıralı stadion önemli kalıntılar arasındadır. Lykia tipi lahitler ormanlık alan içinde dağılmış vaziyettedir.
Demre (Myra)
Noel Baba olarak bilinen St. Nicolaus’un yaşadığı yer olarak bilinir Demre.
Demre’nin 3 km güneybatısındaki Andriake limanı Antik Myra kenti, İÖ 5. yüzyıl civarında kurulmuş ve deniz ticaretiyle zenginleşmiştir. Resmi adı Kale olan Modern Demre ise Myra kalıntılarının 2 km kadar ötesinde yer almaktadır. Myra’da tiyatro ve yüzeylerine etkileyici ev mezarlar oyulmuş iki sarp kayalık görülmeye değerdir. Charles Fellows 1840 yılında bölgeye geldiğinde, mezarların üzerindeki boyalar hala görülebiliyordu ve yazıların harflerini kırmızı ve mavi renklerdeydi.
Myra’nın en eski kısmı, İÖ 5. yüzyıl tarihli savunma surları olan akropolis tepesindedir. Demre kanyonunun yamaçlarında açılmış kanallardan Myra’ya içme suyu sağlanırdı. Andriake’deki kükürtlü soğuk su kaynaklarıyla sağaltım yapılırdı ve hamamlar bu iki kaynağın suyunu kullanırdı. Aziz Nikolaos efsanesinin kökeni, azizin doğum yeri Patara’ya dayandırılsa da, Aziz Nikolaos Kilisesi Demre’yi ziyaret nedenlerinden biridir. Bu küçük Bizans kilisesi mimari ve ruhani açıdan kutsaldır. Kilisede uzun süre gözlerden uzak kalmış freskler gün yüzüne çıkarılmıştır.
Gerçek Noel Baba: 4. yüzyılda Myra psikoposu olan Nikolaos, sonsuz cömertliği ve dindarlığıyla tanınırdı. Öldükten sonra aziz ilan edilmiş ve efsanelerle balıkçıların ve çocukların koruyucu azizi olmuştur ve Myra’da bir hac merkezi haline gelmiştir. Nikolaos ayrıca fırıncıların ve gelinlik kızların da koruyucu azizidir. Noel Baba’nın Demre’de iki heykeli vardır. Biri Rus Ortodoks Kilisesi’nin üzerinde durmaktadır. Azizin mür içinde saklanan kemikleri kilisesine gömülmüştür. Kilise 809 yılında Araplar tarafından yıkılmış olsa da, kemikler yok olmamış ve 1087 yılında İtalya’daki Bari’ye taşınmıştır. Demre’deki kilise Rus prensi tarafından 19. yüzyılda yeniden yaptırılmıştır. Demre, aynı zamanda, Aziz Nikolaos Vakfı’nın merkezidir.
Kekova Adası
Demre ilçesi yakınlarında Kaleköy ve Üçağız açıklarındaki küçük, kayalık bir adadır. Kaynaklara çoğu kez “Kakava” diye geçmiştir. 4.5 km²’lik yüzölçümü olmakla birlikte bu adada kimse yaşamamaktadır. Kekova Adasında antik çağdaki deprem sonrası su altında kalmış tarihi kalıntılar bulunur. 2. yüzyılda bir depremde yıkılan antik bir kent olan “Dolchiste/Dolikisthe”nin kısmen batık kalıntıları vardır.
Theimussa / Üçağız
Antalya’nın Demre ilçesine bağlı küçük bir köydür. Denizin kıyısına kurulmuş olan Üçağız’ın, antik dönemdeki adı Theimussa‘dır. Deniz kıyısındaki Üçağız köyüne, D400 karayolundan, Kaş’ın hemen doğusunda ayrılan 19 km’lik yoldan ulaşılır. Antik Lykia kenti Theimussa’nın yerine buradaki kalıntıların taşları kullanılarak yapılmış olan evler, restoranlar ve pansiyonlar, denize üç ağızla açılan korunaklı bir koyun kıyısına sıralanmıştır.
Simena / Kaleköy
Günümüzde Kaleköy olarak adlandırılan antik Likya kenti, Simena kalıntıları üzerinde kurulmuştur. Yığma taştan yapılmış evler çevreyle uyumlu bir yapı oluşturur. Yukarılara doğru küçük bir tiyatro, sağa sola dağılmış lahitler vardır. Lahitlerin bir bölümü denizin içindedir. Kekova adası boylu boyunca bu şirin köyün karşısında yer alır. Kaleköy’ün akropolünde olağanüstü çekici bir manzara vardır.
Aperlae
Apolonia: Üçağızdan’dan 10 kilometrelik bir yolculuk ile Apollonia antik kentine ulaşabilirisiniz. Bol vaktiniz varsa gezilebilecek alternatif bir konum oluşturur. Kalıntılardan anlaşıldığına göre MÖ 4. yüzyılda kurulmuştur.
Aperlae: MÖ 400’lerde kurulmuş Likya kentidir. Sıçak Yarımadası’nın eteklerindedir. Tarihte veya siyasette önemli bir rol oynamamıştır, ancak 1300 yıllık ömrü dikkate değerdir.
Kyeneai: Yavu köyünde bulunan antik Likya kentidir. Lykia Bölgesi’nin önemli kentlerinden biri olan Kyaneai’da görülen kaya mezarları, Lykçe yazıtlar, oda mezarlar ve akropolis’te görülen kaya odaları, yerleşimin en geç M.Ö. 4. yüzyıldan itibaren var olduğunu göstermektedir.



























Bir yanıt yazın