British Museum, dünyanın en eski ve en büyük müzelerinden biridir. Sir Hans Sloane’un bağışlarıyla temelleri atılmış ve zaman içinde birçok gezginin katkılarıyla zenginleşmiştir.

Müzenin koleksiyonu, 1.8 milyon yılı aşan bir zaman dilimine yayılan, 6 milyon parçadan oluşan muazzam bir öğe yelpazesine sahiptir. Bu koleksiyon, Kaptan James Cook, Lord Elgin, Lord Curzon ve Charles Towenly gibi 18. ve 19. yüzyılın gezginlerinin dünyanın dört bir yanından topladığı hazinelerle genişlemiştir.
Müzenin mimari yapısı, 1850 civarında inşa edilen klasik tarzdaki bir binadır. Müzenin merkezindeki Great Court, Avrupa’nın en büyük üstü kapalı avlularından biridir.

Great Court’taki danışma masası ve mağazalarda ücretsiz haritalar bulabilir ya da rehber kitap satın alabilirsiniz. Eğer koleksiyonları haritasız dolaşmak istiyorsanız, ana girişin solundan başlayarak Asur, Mısır, Yunan ve Roma galerilerini gezebilirsiniz. Müzenin Kuzey Kanadı’nda etnografya ve Klasik dönem Asya galerileri bulunur. Doğu bölümünde ise, erken İngiliz, Ortaçağ ve Rönesans eserleri sergilenir.
British Museum haritasına linkten ulaşabilirsiniz.
Antik Yakındoğu: Yaklaşık 6000 yıl önce, Asur Ninive sarayındaki büyüleyici rölyeflerle başlayan bu bölüm, Antik Yakındoğu’nun zengin tarihini temsil eder.
Antik Mısır ve Sudan Sanatı: Mumyalar ve skarabeler gibi eşsiz eserlerden oluşan bu 70,000 parçalık koleksiyon, Antik Mısır ve Sudan sanatının güzelliklerini sergiler.
Antik Yunan ve Roma Dönemi: Parthenon heykelleri, Yunan ve Roma vazoları gibi Klasik dünyanın göz alıcı koleksiyonu, bu dönemin eserlerini İÖ 3000-İS 400 arasında sergiler.
Japon ve Doğu Sanatı: Hindistan’dan Buda rölyefleri, Antik Çin eserleri, İslami seramikler ve çeşitli Japon sanat eserlerinden oluşan bu koleksiyon, Doğu sanatının çeşitliliğini gözler önüne serer.
Etnografya: Dünyanın dört bir yanından gelen 350,000 parçalık bu zengin koleksiyon, Afrika galerisindeki sanat ve el sanatlarıyla öne çıkar.
Tarihöncesi ve Avrupa: Tarihöncesi mağara yerleşimlerinden günümüze uzanan bu koleksiyon, Lindow Man gibi ilginç eserleri içerir. Sutton Hoo gemi enkazı, Ortaçağ mücevherleri ve Rönesans saatleri de dikkat çeker.
Sikkeler ve Madalyonlar: İÖ 7. yüzyıldan günümüze uzanan bu etkileyici koleksiyon, 750,000’den fazla sikke ve madalyon içerir.
Baskılar ve Çizimler: Rönesans döneminden kalma çok değerli baskılar ve çizimler, bu koleksiyonun önemli bir parçasını oluşturur.
Aydınlanma Dönemi: Dünyanın dört bir yanından getirilmiş 18. yüzyıl eserlerini içeren bu koleksiyon, Aydınlanma Dönemi’nin önemli örneklerini sergiler.
Joseph Hotung Great Court Gallery: Bu küçük galeri genellikle geçici sergilere ev sahipliği yapar, özel koleksiyonları ve sergileri ziyaretçilere sunar.
Parthenon Heykelleri (Elgin Mermerleri)
Parthenon, Atina’da bulunan antik bir tapınak olup, Antik Yunan mimarisinin ve sanatının önemli bir örneğidir. İÖ 5. yüzyılda, Perikles döneminde inşa edilmiştir ve Athena’ya adanmıştır. Parthenon’un frizi, tapınağın dış cephesini süsleyen bir kabartma frizdir ve Athena’nın Panathenaea Festivali’ni anlatır.

Panathenaea Festivali, Athena’ya adanmış büyük bir şenliktir ve her dört yılda bir düzenlenirdi. Festival sırasında, Atina halkı Athena’ya sunular getirir, müsabakalara katılır ve çeşitli törenler düzenlerdi. Parthenon frizi, bu festivalin bir parçası olan büyük bir geçit törenini tasvir eder.
Parthenon frizi, Lord Elgin’in 1801-1805 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu’ndan (günümüzde Yunanistan) getirilen ve günümüzde Britanya Müzesi’nde sergilenen Elgin Marbles olarak da bilinen bir koleksiyonun parçasıdır. Lord Elgin, Parthenon’un bazı heykellerini ve kabartmalarını Atina’dan İngiltere’ye taşımıştır. Lord Elgin’in bu eseri müzeye armağan etmesi, Antik Yunan eserlerinin korunması ve günümüze taşınması açısından önemli bir adımdı, ancak aynı zamanda tartışmalı bir konu olarak da bilinir. Yunanistan, Elgin Marbles’in iadesini talep etmektedir.
Hayvan Mumyaları
Antik Mısır kültüründe hayvanlar, özellikle kedi ve kutsal inek gibi, önemli dini ve spiritüel sembollerdi. Kediler, Mısır mitolojisinde birçok tanrısal özellikle ilişkilendirilmiş ve özel olarak saygı görmüş hayvanlardı. Bu nedenle, ölen kedilerin mumyalanması, onları öte dünyada korumak ve özel bir ritüel ile saygı göstermek amacıyla yapılırdı.
Antik Mısır’da, ölülerin öte dünyada rahat bir geçiş yapabilmesi için bedenlerinin korunması büyük bir öneme sahipti. Bu nedenle, mumyalama sadece insanlar için değil, aynı zamanda kutsal sayılan hayvanlar için de uygulanırdı. Mumyalar, özel tapınaklarda veya mezar alanlarında bulunan çok sayıda farklı hayvan türünü içerebilirdi.

İÖ 30 yılına tarihlenen kedi mumyasının Abydos’tan gelmiş olması, bu bölgenin antik dönemde önemli bir dini merkez olduğunu gösteriyor. Duvar resimlerinde görülen hayvan biçimindeki betimlemeler, Mısır mitolojisindeki tanrıları temsil edebilir ve bu figürlerin ölümden sonraki hayata olan inançlarına dair ipuçları sağlayabilir.
Fundalıktaki Koç
“Fundalıktaki Koç” olarak bilinen antik eser Sümer sanat eserini ifade etmektedir. Bu eser, genellikle bir kabartma panosu üzerinde betimlenen bir koçu temsil eder ve antik Sümer şehri Ur’dan gelmiştir.

Ur, antik Sümer medeniyetinin önemli bir şehriydi ve zengin kültürel mirası ile bilinirdi. Fundalıktaki Koç, denizkabukları ve altın varaklarla süslenmiş bir sanat eseridir. Bu tür eserler genellikle tapınaklarda veya zengin ailelerin evlerinde kullanılmış, dini ve ritüel amaçlar için yapılmıştır.
Sümerler, sanatta genellikle doğayı, hayvanları ve tanrıları betimlerdi. Fundalıktaki Koç da bu temel temalardan birine odaklanmış gibi görünüyor. Ayrıca, müzik enstrümanları gibi ilginç detaylar da bu eserde yer aldığı belirtilmiştir.
Bu tür eserler, arkeologlar ve tarihçiler için antik medeniyetlerin yaşam tarzları, inançları ve sanat anlayışları hakkında önemli bilgiler sağlar. Fundalıktaki Koç gibi eserler, günümüze kadar ulaşan antik Sümer sanatının önemli örneklerindendir.
Mildenhall Hazinesi
Mildenhall Hazinesi, İngiltere’nin Suffolk bölgesinde, Mildenhall köyü yakınlarında 1942 yılında bir çiftçi tarafından tesadüfen keşfedilmiş olan önemli bir Roma dönemi hazinesidir. Bu hazine, 4. yüzyıla tarihlenir ve 34 adet muazzam gümüş tabak içerir.

Tabaklar genellikle büyük ve orta boyda olup, üzerlerinde yüksek kabartma tekniğiyle işlenmiş mitolojik sahneleri tasvir eder. Deniz perileri, satyr’ler, tanrı ve tanrıçalar gibi mitolojik figürler ve diğer dekoratif unsurlar bu tabaklarda bulunmaktadır. Bu figürler, Roma mitolojisi ve Yunan mitolojisinin etkileşiminden kaynaklanan karma bir sanat anlayışını yansıtmaktadır.
Mildenhall Hazinesi’nin tam olarak kim tarafından ve niçin gömüldüğü konusunda kesin bilgiler olmasa da, tahminlere göre, bu tabaklar zengin bir Roma ailesine ait olabilir ve belki de bir tür dini veya ritüel kullanım için yapılmış olabilir. Mildenhall Hazinesi, Roma dönemi sanatının önemli bir örneğini temsil eder.
Rosetta Taşı ya da Reşit Taşı
Rosetta Taşı, Mısır’da 1799 yılında Fransız askerleri tarafından bulunan ve üzerinde aynı metni üç farklı yazı sistemiyle içeren önemli bir antik yazıtı ifade eder. Bu üç yazı sistemi şunlardır: Yunanca, Mısır hiyeroglifi ve Demotik (halkın yazısı).

Rosetta Taşı, Mısır’ın kuzeyindeki Rosetta şehri yakınlarında, Fransız Napolyon Bonaparte’un ordusu tarafından keşfedildi. Üzerindeki metin, aynı mesajı üç farklı yazı sistemiyle içerdiği için bilginin çözümlenmesi açısından büyük bir öneme sahiptir.
Yunan alfabesi, çözümlenmiş ve bilim insanları, Mısır hiyerogliflerini anlamak için kullanılan bir dizi sembolü tanımlayabilmişlerdir. Bu çözümleme, Jean-François Champollion tarafından 1822 yılında başarıyla tamamlandı. Rosetta Taşı’nın çözümlenmesi, Mısır hiyerogliflerinin anlaşılmasında büyük bir ilerleme sağladı ve antik Mısır kültürü ve yazı sistemi hakkındaki bilgilerimizi derinleştirmemize olanak tanıdı.
Portland Vazosu
Portland Vazosu, Napoli Büyükelçisi Sir William Hamilton tarafından satın alındıktan sonra, Portland Düşesi’ne satılan ve 1. yüzyıldan kalma antik bir mavi-opak cam vazodur. Vazo, Roma dönemine ait olup, Pompeii’de bulunan bir mezardan gelmektedir. Genellikle “Portland Vazosu” olarak adlandırılır, ancak başka adlandırmalar da kullanılabilir.

Vazo, antik Yunan zanaatçıları tarafından yapılmış olduğuna inanılan bir eserdir. Üzerinde, Yunan mitolojisinin kahramanlarından olan Meleagros’un ölümünü tasvir eden bir dizi kabartma bulunur. Vazonun alt kısmında ise başka bir kabartma daha yer alır. Bu antik eser, cam işçiliğindeki zarif detayları ve özenli işçiliği ile bilinir.
Portland Vazosu, 18. yüzyılın sonlarında Avrupa’da antik eser ilgisinin arttığı bir dönemde önemli bir koleksiyon parçası haline geldi. Bu vazo, özellikle Neoklasik tarzdaki sanat ve tasarıma olan etkisiyle bilinir.
Firavun II. Ramses
İtalyan kaşif Giovanni Battista Belzoni, mühendis ve Mısır arkeolojisinin öncülerinden biridir. Mısır’da çalışmalarına başladığında, antik kentlerde kazılar yaparak ve eserleri taşıyarak tanınmıştır. Belzoni’nin Mısır’daki çalışmaları arasında II. Ramses’e ait eserleri keşfetmesi önemli bir yer tutar. Bu dönemde, özellikle II. Ramses’e ait eserleri keşfetmiş ve birkaç önemli eseri Avrupa’ya taşımıştır.

Antonio Beatoc. 1860s
Belzoni’nin en bilinen keşiflerinden biri, Abu Simbel Tapınağı’nın girişindeki dev Ramses heykellerini yeniden keşfetmesidir. Ayrıca, II. Ramses’in anıtsal tapınaklarından bazılarında da kazılar yapmış ve bu eserleri Avrupa’ya getirmiştir. Onun çalışmaları, o dönemde Avrupa’da Mısır arkeolojisinin popülerleşmesine ve antik Mısır sanat ve kültürü hakkında daha fazla bilgi edinilmesine katkı sağlamıştır.

Bu heykel, On Dokuzuncu Hanedan firavunu II. Ramses’i tasvir etmektedir ve başında Nemes başlık bezi ile üstünde bir kobra taç bulunmaktadır. Bu hasar görmüş heykel, sonradan üst gövdesinden ve başından ayrılmıştır. Heykelin geri kalan kısmı Mısır’da kalmıştır. Başlangıçta Ramesseum’un kapısının yanında duran heykel sırasının bir parçasıydı. Diğer heykeller hala tapınakta bulunmaktadır.
Mikstek-Aztek Mozaik Maskesi
Mikstek-Aztek mozaik maskesi, 15. yüzyılda Mikstek kültürüne ait zanaatçılar tarafından üretilmiş ve Meksika’daki Aztek kraliyet sarayı için yapılmıştır. Bu mozaik maskesi, tanrı Quetzalcoatl’a adanmıştır.

Quetzalcoatl, Meksika mitolojisinde önemli bir tanrıdır ve tüyleri renkli bir kuş olan quetzal kuşuyla ilişkilendirilir. Quetzalcoatl, bilgelik, rüzgar, gezegen Venüs ve hayatın yaratıcısı olarak kabul edilir. Aztek kültüründe önemli bir yer tutan bu tanrı, aynı zamanda Mikstek kültüründe de önemli bir parçasıdır.
Mozaik maskeler, Meksika’nın antik kültürlerinin sanatındaki önemli örneklerden biridir. Bu maskeler genellikle tanrı ve tanrıçalara adanmış ritüel objelerdir. Mozaik teknikleri, renkli taş, kabuk, obsidyen ve diğer malzemelerin bir araya getirilmesiyle oluşturulur. Bu mozaik maskeler, dönemin sanat anlayışını, dini inançları ve ritüel uygulamalarını yansıtan önemli kültürel eserlerdir.
Kwakwaka’wakw – Fırtına Kuşu
Kwakwaka’wakw, kendi kültürleri ve sanatları ile tanınan Kuzey Amerika yerli halklarından biridir. Kanada’nın Britanya Kolombiyası’nda yaşamaktadırlar.

Fırtınakuşu, Kwakwaka’wakw kültüründe önemli bir simge ve totem hayvanıdır. Kwakwaka’wakw sanatı, genellikle bu tür sembollerle süslenmiş olan büyük ve renkli ahşap heykelleri içerir. Bu heykeller genellikle potlatch törenlerinde kullanılan önemli objeler arasındadır.
Potlatch, Kwakwaka’wakw kültüründe öne çıkan bir gelenektir. Bu törenlerde, kabile şefleri ve zengin aileler, davetlilere hediyeler dağıtarak sosyal statü ve zenginliklerini gösterirlerdi. Bakır, potlatch törenlerinde önemli bir role sahipti ve bazen büyük bakır plakalar veya bakır dövmeye yarayan örsler gibi metal objeler bu törenlerde kullanılırdı.

Bu objelerin üzerindeki oymalar ve süslemeler, Kwakwaka’wakw kültürünün zenginliğini ve sanatsal ustalığını yansıtır. Fırtınakuşu heykelleri, bu kültürün sembolizminde önemli bir yer tutar ve genellikle soyun veya klanın sembolü olarak kullanılır.
Amitabha Buda Heykeli
Amitabha Buda heykeli, Çin Sui Hanedanı dönemine, yani İS 585 yılına tarihlenmektedir. Amitabha Buda, Budizm’in Mahayana geleneğinde önemli bir figürdür ve özellikle Batı Cenneti (Sukhavati veya Pure Land) olarak bilinen cennet bölgesinin hükümdarı olarak kabul edilir.

Bu dönemde, Çin’de Budizm resmi din olarak kabul edildi ve sanat ve mimari bu dönemde büyük bir gelişme gösterdi. Amitabha Buda’nın heykelleri ve tasvirleri, Çin sanatında ve Budist ibadet yerlerinde sıklıkla görülen önemli temsillerden biridir.
Amitabha Buda’nın çoğu tasviri, onun meditasyon halinde, huzurlu bir duruşta veya el işaretleriyle betimlenmiş şekillerdedir. Bu tür heykeller ve tasvirler, Budist ibadet yerlerinde veya tapınaklarda kullanılarak inananlara meditasyon ve huzur gibi öğretiler sunar. İS 585 yılına tarihlenen bir Amitabha Buda heykeli, o döneme ait sanatsal ve dini anlayışın bir yansıması olabilir.
Kutsal Emanet Reliği
“Kutsal Emanet Reliği,” Orta Çağ dönemine ait bir sanat eseri olup, British Museum koleksiyonunun önemli parçalarından biridir. Fransa’da 1390 civarında yapılmıştır. Bu dönem, Orta Çağ’ın sonlarına denk gelir. Altın malzeme, dönemin lüks sanat eserlerinde sıkça kullanılan bir unsur olup, bu eserde de öne çıkmaktadır.

Eserin en çarpıcı özelliklerinden biri, detaylı süsleme işçiliğidir. Altın yüzey, emaye ve çeşitli değerli taşlarla özenle süslenmiştir. Bu süslemeler, o döneme ait zanaat becerilerini, sanatçının ustalığını ve dini temaları yansıtmaktadır. İkonografik unsurların kullanımı, “Kutsal Emanet” ifadesiyle muhtemelen İsa’nın çarmıha gerilmesi sırasında taşıdığı tacın bir parçasını temsil etmektedir.
Tang Hanedanı Figürleri
Tang Hanedanı figürleri, Çin tarihindeki Tang dönemine (M.Ö. 618 – M.S. 907) ait sanat eserlerini ifade eder. Tang dönemi, Çin sanatının altın çağlarından biri olarak kabul edilir ve bu döneme ait figürler genellikle estetik açıdan zarif, detaylı ve gerçekçi olarak bilinir. Tang figürleri, seramik, bronz veya diğer değerli malzemelerden yapılmış olabilir. Bu figürler genellikle hanedan döneminin kültürel, dini ve sosyal özelliklerini yansıtarak o dönemin sanatsal zenginliğini gösterir.

Şiva Natarāja
Şiva Natarāja, Hindu mitolojisinde önemli bir tanrı olan Şiva’nın “Dansçı” veya “Dans Eden Şiva” formunu temsil eder. Bu figürde, Şiva’nın saçları arasından akan Ganj Nehri ve sağ ayağının altındaki cüce şeytani varlık Apasmara, cehaletin simgesi olarak resmedilmiştir. Tanrı, evrenin döngülerini temsil eden bir dans olan “anandatandava”yı gerçekleştirir. Dans eden Tanrı’nın bu tasviri, Hindu kültüründe evrensel döngülerin ve yaratılışın sürekli yenilenmesini sembolize eden derin bir anlam taşır.

Bu figürde, Ganj Nehri’nin Şiva’nın saçları arasından akması, yaşamın kaynağını ve Ganga’nın kutsal suyunun gücünü sembolize eder. Apasmara’nın Şiva’nın sağ ayağının altında olması, Tanrı’nın cehaleti nasıl yok ettiğini gösterir. Figür, bir döngünün sonunu ve diğerinin başlangıcını simgeler, evrensel döngülerin devamlılığını ve yeniden doğuşu yansıtır.
Şiva Natarāja’nın sol omuzunun üzerindeki kırık kemer, evrenin döngüsünün sonsuzluğunu ve Tanrı’nın egemenliğini temsil eder. Bu detay, sınırları aşan evrensel bir kuvvetin varlığını ifade eder. Figür, bakır alaşımında dökülmüştür, bu malzeme geleneksel olarak dini ve sanatsal eserlerde kullanılmaktadır.
Hoa Hakananai’a
Hoa Hakananai’a, Paskalya Adası’ndan getirilen ve şu anda British Museum’da sergilenen önemli bir moai heykeli olarak öne çıkar. Heykel, 1868 yılında bir İngiliz gemisi mürettebatı tarafından Paskalya Adası’ndaki Orongo bölgesinden alınarak Londra’ya getirilmiştir. Bu moai, Rapa Nui dilinde “uzaklıktaki arkadaş” veya “uzaktaki arkadaş getirdi” anlamına gelen bir isimle anılmaktadır.

British Museum’da sergilenen Hoa Hakananai’a, Paskalya Adası’nın gizemli tarihini ve yerel kültürünü anlamak için önemli bir kaynaktır. Heykel, adanın taş oyma geleneğinin en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilir. Sanatsal detayları ve kültürel sembollerle süslenmiş olması, Paskalya Adası yerlilerinin sanatındaki üstün yetenekleri yansıtmaktadır.
Bu moai, British Museum koleksiyonları içinde özel bir konuma sahiptir ve “şaheser” olarak nitelendirilmiştir. Bu tanımlama, eserin hem sanatsal hem de kültürel açıdan önemli bir değere sahip olduğunu vurgular. Hoa Hakananai’a, Paskalya Adası kültürünün nadir ve değerli bir örneği olarak, müze ziyaretçilerine adanın mistik atmosferini ve tarihini keşfetme fırsatı sunar.
Ashurbanipal’ın Aslan Avı Kabartması
Ashurbanipal’ın Aslan Avı kabartması, British Museum’un sergilediği Nineveh Kuzey Sarayı’ndan çıkartılan, öne çıkan Asur saray kabartmaları arasında yer almaktadır. Bu kabartmalar genellikle Asur sanatının en mükemmel örnekleri olarak kabul edilmektedir. M.Ö. 7. yüzyılda hüküm süren Asur İmparatorluğu’nun kralı Ashurbanipal’ın hükümdarlığı dönemine ait olan bu kabartma, sanatsal ve kültürel bir zenginliği temsil etmektedir.

Sahnedeki ana tema, Ashurbanipal’ın aslan avını tasvir etmektedir. Kralın av sırasında aslanı öldürme anı canlı bir şekilde betimlenmiştir. Kabartma, detaylı anlatımı ve göz alıcı sanatsal ifadesiyle dikkat çeker. Nineveh Kuzey Sarayı’ndaki bu kabartmalar, Asur sanatının zirvesini temsil eder ve Asur İmparatorluğu’nun gücünü, zenginliğini ve hükümdarlığının görkemini anlatan önemli belgelerdir.
British Museum, bu tür eserleri geniş kitlelere sunarak Asur İmparatorluğu’nun kültürel mirasını ve sanatsal değerini koruma görevini üstlenmiştir. Ashurbanipal’ın Aslan Avı kabartması, müzenin koleksiyonları içinde öne çıkan eserlerden biri olarak ziyaretçilere antik Mezopotamya’nın etkileyici geçmişine dokunma fırsatı sunmaktadır.
Nereidler Anıtı
Nereidler Anıtı, günümüz Muğla ili, Fethiye’ye yakın olan Ksanthos bölgesinde bulunan bir heykel mezarıdır. Yontulmuş frizlerle süslü bir kaide üzerine yerleştirilmiş olan bu anıt mezar, Yunan tapınağı planına sahiptir. MÖ 4. yüzyılın başlarına, yaklaşık olarak MÖ 390 civarına tarihlenen anıt mezar, Ksanthos kralı Arbinas’a ait olduğuna inanılarak inşa edilmiştir.

Mezarın inşa edildiği dönemden Bizans dönemine kadar ayakta kaldığı düşünülmektedir. Ancak zaman içinde harap olmuş ve kalıntıları 1840’ların başında İngiliz gezgin Charles Fellows tarafından keşfedilmiştir. Charles Fellows, keşfettiği kalıntıları British Museum’a taşımıştır. Müze, anıtın doğu cephesini yeniden inşa ederek bu önemli eseri koruma altına almıştır. Nereidler Anıtı, hem Yunan mimarisi hem de Likya bölgesinin tarihine dair önemli bir arkeolojik örnek olarak British Museum koleksiyonlarında sergilenmektedir.
Lewis Satranç Figürleri
Lewis Satranç Figürleri, toplamda 78 satranç figüründen oluşan tarihi bir koleksiyondur. Bu figürler, Hebrides adalar grubunun en büyük adası olan Lewis adasında keşfedilmiştir. Lewis Satranç Figürleri, İskoç Hebridler’de, özellikle Lewis adasında bulunmuştur ve tarihsel olarak Norveç’te üretildikleri tahmin edilmektedir. Bu satranç takımı, ortaçağ oyun taşları olarak büyük bir öneme sahiptir ve sanat tarihindeki önemli eserlerden biridir.

Lewis Satranç Figürleri, 12. yüzyılın sonlarına veya 13. yüzyılın başlarına tarihlenmektedir ve genellikle piyon, kale, at, fil, vezir ve şah gibi standart satranç figürlerini içermektedir. Bu figürler, Ortaçağ döneminin sanatını ve oyun kültürünü yansıtarak, satranç oyununun tarihi evrimine ışık tutmaktadır.
British Museum, bu tarihi satranç figürlerinin önemini ve değerini anlamak amacıyla Lewis Satranç Figürleri’ni koleksiyonlarına eklemiş ve bu eserleri ziyaretçilerine sergilemektedir. Bu figürler, satranç tarihine ve kültürüne ilgi duyanlar için benzersiz bir arkeolojik hazinedir.
Usturlap (Astrolabe)
Bu olağanüstü büyük, çok hassas ve zarif bir şekilde oyulmuş alet, Sir Hans Sloane’e aitti ve dolayısıyla 1753 yılında British Museum’un kurucu koleksiyonlarının bir parçasıydı. Orta Çağ’dan günümüze ulaşan en eski ve en büyük İngiliz astrolabidir, ancak Arap astronomisi ve enstrümantasyonu konusundaki bilgiyi de yansıtmaktadır. Arka tarafındaki listede özellikle İngiliz kültürü için önemli üç aziz (Dunstan 19 Mayıs, Canterbury’li Augustine 26 Mayıs, Edmund 20 Kasım) bulunması ve Londra için işaretlenmiş bir plakanın varlığı, İngiliz kökenini muhtemel kılmaktadır. Bir plaka da, Paris’in enlemi olan 48º 30′ için işaretlidir.

Oxus Hazinesi
Oxus Hazinesi, Altın ve gümüşten yapılmış yaklaşık 180 metal işçiliği parçası ve Ahameniş İmparatorluğu dönemine ait 200 sikkeyi içeren bir koleksiyondur. Bu eserler, Oxus Nehri çevresinde 1877-1880 yılları arasında bulunmuştur. Buluntu yerinin kesin yeri belirsiz olmakla birlikte genellikle Kobadiyan civarında olduğu düşünülmektedir. Hazineye ait birçok parçanın muhtemelen mücevher yapımında eritildiği tahmin edilmektedir. Metal işçiliği M.Ö. 6 ila 4. yüzyıllara tarihlenirken, sikkelerin bazıları M.Ö. 200 civarından olabilir. Hazinenin olası kökeni, uzun bir süre boyunca süren adak sunumlarının olduğu bir tapınak olduğu düşünülmektedir.

Bu hazine, Ahameniş İmparatorluğu dönemindeki değerli metal işçiliğinin büyük bir bölümünün en önemli sağ kalan kısmı olarak kabul edilir. Altın adak plakalarının birçoğu genellikle basitçe yapılırken, diğer nesneler mahkeme tarafından beklenen mükemmel kaliteye sahiptir. British Museum, hayatta kalan metal işçiliğinin neredeyse tamamına sahip olup, bunları Victoria ve Albert Museum’dan ödünç alınan griffin başlı bileziklerle birlikte 52. Odada sergilemektedir. Bu eserler, farklı yollarla müzeye ulaşmış olup, birçoğu Augustus Wollaston Franks tarafından bağışlanmıştır. Sikkeler ise daha geniş bir alana yayılmış ve doğrudan hazineyle bağlantı kurmak daha zordur. Bir kısmı, Saint Petersburg’daki Hermitage Müzesi’nde bulunmaktadır ve diğer koleksiyonlarda da örnekler mevcuttur.
Benin Bronzları
‘Benin Bronzları’ (pirinç ve bronz heykeller), süslü dökme plakalar, anıtsal başlar, hayvan ve insan figürleri ile kraliyet simgeleri ve kişisel süs eşyalarını içeren bir sanat eserleri koleksiyonunu oluşturur. En az 16. yüzyıldan itibaren Batı Afrika’nın Benin Krallığı’nda, Benin Şehri’ndeki Oba’nın (kral) sarayı için çalışan uzman loncalar tarafından yaratılmışlardır. Krallık, ayrıca fildişi, deri, mercan ve ahşap gibi diğer malzemelerle çalışan loncaları desteklemiştir, ve ‘Benin Bronzları’ terimi bazen bu diğer malzemeler kullanılarak üretilen tarihi nesneleri kapsamak için de kullanılır.

British Museum’un merkezine yerleşik olan büyük avlu, etkileyici bir cam çatı ile çevrili, daha çekici bir görünüme sahiptir. Sir Norman Foster tarafından tasarlanan Great Court, Aralık 2000’de hizmete açılmıştır. Avlunun ortasında yer alan Reading Room, 1857 yılında inşa edilmiştir. Dünyanın en önemli kitaplarını ve el yazmalarını içeren bu okuma salonu, eskiden Londra’da yaşayan entelektüellerin çalışma mekanıydı. Günümüzde ise, önemli sergilere ev sahipliği yapmaktadır.
Kütüphanenin Ünlü Okurları:
- Mahatma Gandhi (1869-1948): Hintli Lider
- Oscar Wilde (1854-1900): İrlandalı oyun yazarı
- Virginia Woolf (1882-1941): İngiliz Romancı
- W.B. Yeats (1865-1939): İrlandalı şair ve oyun yazarı
- Thomas Hardy (1840-1928): İngiliz Romancı
- George Bernard Shaw (1856-1950): İrlandalı oyun yazarı
- E.M. Forster (1879-1970): İngiliz Romancı
- Rudyard Kipling (1865-1936): Şair, romancı ve imparatorluk tarihçisi
- Leon Trotsky (1879-1940): Rus Devrimci
Great Court, başkentin üzeri kapatılmış en büyük avlusudur. Avluda, çeşitli mağazalar, kafeler, danışma bölümü ve bilet gişeleri gibi olanaklar bulunmaktadır. Aynı zamanda, müzede sergilenen eserlerle ilgili detaylı bilgiler alabileceğiniz bir alan sunar. Avlunun atmosferi ve mimarisi, ziyaretçilere benzersiz bir deneyim sunmaktadır.

Great Court’un çatısından çevredeki çatılara bakıldığında, Reading Room’un geniş kubbesi dikkat çeker. Kentin tam kalbinde bulunan bu kubbe, adeta etkileyici cam çatıyı delip çıkmış izlenimi verir. Great Court’un mimarisi ve çatı tasarımı, çevresindeki çatılardan farklı bir atmosfer yaratır, ziyaretçilere görsel bir şölen sunar.

Bir yanıt yazın