İzmir, ülkenin en batıya dönük şehirlerinin başında gelir. İzmir’in, İzmir Körfezi’ndeki konumu, kente MÖ 3. yüzyıldan günümüze kadar değişmeyen ticari bir önem kazandırmıştır. Şehir yüzyıllar boyunca Smyrna adıyla anılmıştır. Şehrin kökeninin, Yeşilova Höyüğü buluntularına dayanılarak MÖ 8500’e kadar uzandığı sanılmaktadır. Şehir, 1922 yılına dek binlerce Rum Ortodoks’unu kapsayan büyük bir Hristiyan nüfusa sahipti, ancak bunların büyük bir kısmı Kurtuluş Savaşı sırasında ve sonrasında şehri terk etmiştir. Türkiye’nin üçüncü büyük kenti olan ve NATO bölge karargâhını barındıran İzmir, çok kültürlü bir yapıya sahiptir.
İzmir’in geniş bulvarları, ağaçlık yaya bölgeleriyle dengelenmiştir. Otobüs, vapur ve metro ile kent içi ulaşım sağlanmaktadır. Faytonlar da gezinti için hoş bir seçenektir.
İzmir’in Tarihi Merkezi
Konak Saat Kulesi
1901 yılında yapılmış olan Saat Kulesi, İzmir’in simgesidir. Saat Kulesi, Osmanlı Padişahı Sultan II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yılını kutlamak amacıyla yapılmıştır. Sultan II. Abdülhamit, halka Avrupalıların saat alışkanlıklarını kazandırabilmek için ülkenin çeşitli yerlerinde 58 saat kulesi yaptırmıştır. Konak Saat Kulesi bunların en güzellerinden biridir. Saat Kulesi’nin süsleme üslubu, yanı başında yer alan Konak Camisi’nin zarif sadeliği karşısında bir tezat oluşturur. Bu yapı 25 metre yüksekliğinde, dört katlı ve sekizgen planlıdır. Saat Kulesi’nin dışı baklava dilimi kabartmalarla süslenmiş ve dört tane 75 cm çapında saat eklenmiştir.
Kemeraltı Çarşısı
Anadolu’dan getirilen satılacak ürünler, İzmir’e getirilip buradan Ege’ye kıyısı olan ülkelere, Yunanistan ve İtalya’ya gemilerle gönderilirmiş. Benzer şekilde bu ülkelerden gelen çeşitli mallar da İzmir limanı aracılığıyla Anadolu’ya dağıtılırmış. Bu durum, Kemeraltı bölgesini doğal bir ticaret merkezi haline getirmiştir. İzmir’e gelen turistlerin ilk uğrak yerlerinden biri olan Kemeraltı Çarşısı, canlılığını bugün de hâlâ koruyor.
Arkeoloji Müzesi
Müzenin başlıca eserleri, MÖ 3 bin ile 300 yılları arasında insan nüfusu barındıran Yeşilova Höyüğü’nden buluntuları kapsamaktadır. Bizans cam eşyaları göz alıcı olsa da, en dikkate değer sergi “Hazine”dir. MÖ 6.-3. yüzyıllardan kalma altın takılar, Antik Çağ’da sanatın ne denli gelişmiş olduğunu kanıtlar niteliktedir. Roma ve Bizans dönemlerinden altın ve gümüş sikkeler sergilenmektedir.
Etnografya Müzesi
Arkeoloji Müzesi’nin hemen yanında yer alan Etnografya Müzesi, 1831 yılında yapılmış eski bir Fransız hastanesinde yer almaktadır. Yorgancılık ve keçecilikten, silah ve ağaç kalıplı baskıya kadar pek çok yerel el sanatı sergilenmektedir. Gelinlikler, cam eşyalar, nazar boncuğu üretiminde kullanılan bir cam fırını ve İzmir’in ilk eczanesinin bir kopyası da sergilenmektedir.
Hisarönü
Konak tarafından veya Fevzipaşa Bulvarı’ndan girilebilen Hisarönü, Kemeraltı bölgesinin en egzotik yerlerinden biridir. Küçük lokantalar, tatlıcılar, kahveler ve çeşitli dükkânlarla oldukça karmaşık sokaklarla çevrilidir. İzmir’in ünlü kelle söğüşü, sütlü tatlıları, şambali tatlısı ve kokoreçi bu pitoresk ortamda yenmektedir. Hisar Camisi alanın belirleyici yapısıdır. Ortasında merkezi büyük bir kubbe ile iki yanda uzunlamasına üçer büyük kubbesi bulunmaktadır. Daha geride üç küçük kubbe yer almaktadır. Son cemaat yeri, yedi kubbeli bir revaktan oluşmaktadır. Meydana bakan şadırvanı bulunan cami birçok kez onarım görmüştür. Güneyden ve batıdan payanda kemerleri ve duvarlarla desteklenmiştir. Osmanlı süsleme sanatının güzel örneklerine sahip cami, kentin en büyük camisidir.
Kızlarağası Hanı
Tipik bir Osmanlı hanı olan Kızlarağası Hanı, restore edilmiş ve hanın avlusu kafeye dönüştürülmüştür. Üst katta sanat ve mobil onarım atölyeleri yer alır. Burası, çeşitli el sanatı ürünleri ve bakır eşya almak için oldukça ideal bir yerdir. Kızlarağası Hacı Beşir Ağa’nın yaptırdığı hanın inşa kitabesindeki tarihe göre 1744’te bina edildiği kesin olarak anlaşılmaktadır. Kızlarağası Hanı’nın, zamanında ticari açıdan İzmir’in en merkezi yerine (liman ağzına) yapılmış olması, hanın ne denli önemli bir işlev yüklendiğinin göstergesidir.
Havra Sokağı
Kemeraltı’nı kesen sokaklardan biri Havra Sokağı’dır. Sokak, günümüzde İzmirlilerin çok rağbet ettiği balıkçıları ve manavlarıyla renkli bir alışveriş yeri olmuştur. Sokağa adını, 1492 yılında İspanya’dan Osmanlı topraklarına göç eden ve İzmir’e yerleşen Yahudilerin bölgede inşa ettiği havralar vermektedir. Salom, Algaze, Sinyora, Bikur, Tez Hayim ilk akla gelen sinagoglardır. Talmud Tora ise belki de en eskisidir ve çeşitli yıllarda restore edilmiştir. Bunların çoğu günümüzde ibadete açıktır.
Eski Osmanlı Bankası
Bina, 2. Kordon ile Fevzipaşa Bulvarı’nın kesiştiği köşede yer almaktadır. 1926 yılında mimar G. Mougeri tarafından yapılan yapı, uzun yıllar Osmanlı Bankası olarak kullanılmıştır. Banka birleşme sonucu kapandığı halde bina hâlâ bu adla bilinmektedir.
Saint Polikarp (Polycarpe) Kilisesi – Aziz Polikarpos Kilisesi
Necatibey Bulvarı üzerindeki İzmir’in en eski kilisesi, Aziz Yuhanna’nın ilk öğrencilerinden biri olan Aziz Polikarp’a adanmıştır. 70 yılında Anadolu’da doğan Polikarp, genç yaşta İzmir Kilisesi’nin yönetimine gelmiştir. İzmir’in koruyucu azizi olduğuna inanılan Polikarpos, Hıristiyanlar için önemli bir karakterdir. Burası, İzmir’in en eski Roma Katolik Kilisesi ve Katolik Başpiskoposluğu’dur. 1620 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Aziz Polikarpos’a bir şapel eklenmesine izin verilmiştir.
Santa Maria Katolik Kilisesi
İzmir’in tarihi Konak semtinde yer alan Santa Maria Katolik Kilisesi, 17. yüzyılda inşa edilmiş ve şehrin çokkültürlü yapısının önemli bir simgesi olarak günümüze ulaşmıştır. Mütevazı dış cephesiyle dikkat çeken kilise, içine adım attığınızda huzur veren dingin bir atmosfere sahiptir. İç mekândaki ahşap işçilik, vitray pencereler ve dini figürler, mimarinin sadeliğiyle uyum içinde. Hâlâ aktif olarak kullanılan bu ibadethane, hem inanç turizmi hem de tarihi mimari meraklıları için görülmeye değer duraklardan biridir.
Cumhuriyet Meydanı ve Atatürk Anıtı
Cumhuriyet Meydanı, bayram törenlerinin ve gösterilerin yapıldığı yerdir. Atatürk Anıtı, İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica tarafından 1933 yılında yapılmıştır. Anıt, Atatürk’ün İstiklal Savaşı’nda ordulara verdiği “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” komutunu simgeler.
Kordonboyu
İzmir Körfezi’nin kıyısındaki Kordonboyu, tümüyle bir rekreasyon alanı olarak düzenlenmiştir ve günün her saatinde canlı bir alan olma özelliğini taşımaktadır. Özellikle yaz akşamları, burada yemek yiyenler, gezinenler ve yürüyüş yapanlarla dolup taşar.
Pasaport İskelesi
Kordon’un en bilinen yerleri arasında bulunan Pasaport İskelesi, her yaştan ve her kesimden insanın uğrak noktasıdır. Kahveleri ile ünlü olan bu iskele, keyifli vakit geçirmek isteyenlerin tercih ettiği yerlerdendir.
Ahmet Piriştina İzmir Kent Arşivi ve Müzesi
İzmir’in tarihi mirasını korumak ve araştırmacılara sunmak amacıyla kurulan Ahmet Piriştina İzmir Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM), kentin geçmişine ışık tutan önemli bir merkezdir. Burada İzmir ile ilgili arşiv belgeleri, haritalar ve fotoğraflar sergilenmektedir. Kentin kültürel ve sosyal gelişimini gözler önüne seren müze, özellikle tarih meraklıları için önemli bir kaynaktır.
Tepekule, Agora ve Kadifekale
İzmir kenti, MÖ 800’lü yıllarda bugünkü Bayraklı semtinde bir “kent” olarak kabul ediliyordu. Geometrik planlı kentlerden birisiydi. Limanı, deniz ticareti, savunma sistemi ve yönetim sistemiyle bir kent devleti olarak varlığını sürdürdü. Bütün liman kentleri gibi saldırılara uğradı, salgın hastalıklar yaşadı; kentsel özelliklerini yitirdiği dönemler oldu. Ancak her seferinde küllerinden yeniden doğdu. Bayraklı’daki Tepekule, Namazgâh semtindeki Agora ve Kadifekale’deki kalıntılar bu tarihin tanıklarıdır. Kazıların sürdüğü Tepekule ve Agora ile Agora’dan Kadifekale’ye kadar uzanan bölge, burada büyük bir kent merkezinin bulunduğunun kanıtları olarak görülebilir. Ayrıca Buca-Şirinyer yolunda görülen büyük su kemerleri de Roma döneminden günümüze ulaşmış altyapı eserlerindendir.
Roma İmparatorluğu, 395 yılında ikiye ayrıldı. Bu bölünmede Anadolu, dolayısıyla İzmir, Doğu Roma toprakları içinde yer aldı. 476 yılında Batı Roma’nın yıkılmasıyla birlikte Doğu Roma, yani Bizans İmparatorluğu, bölgenin hâkimi oldu. İzmir de Bizans İmparatorluğu’nun önemli bir kenti olarak varlığını sürdürdü.
Smyrna / Tepekule
Karşıyaka’ya giderken Bayraklı semtinde ortaya çıkarılan Smyrna’da (Tepekule) yapılan kazı çalışmaları, burada MÖ 3000 yıllarında yerleşim olduğunu gösteriyor. Tekel İdaresi’nin Numune Bağları ile iç içe olan höyük, “Hacı Musto Tepesi” olarak da anılmaktadır. İkinci binyılda kentin adı “Tismurna” olarak geçmektedir. MÖ 1100 yıllarında Aioller, MÖ 950 yıllarında ise İyonlar tarafından kolonize edilmiştir. MÖ 8. yüzyılda Homeros’un burada yaşadığı ve İlyada ile Odysseia destanlarını burada yazdığı düşünülmektedir. Edebi ve tarihi değeri günümüzde de çok büyük olan bu iki destan, yazıldığı dönemin en büyük eserleri arasında sayılmıştır.
Tepekule’yi gezmek için Karşıyaka yolundaki tabelaları takip etmek yeterlidir. MÖ 3000’den itibaren sürekli yerleşim alanı olarak varlığını sürdürmüştür. Troya-Yortan ve Hitit uygarlıklarına ait buluntuların ortaya çıkarıldığı ören yerinde kazılar devam etmektedir. MÖ 7. yüzyıla ait megaron tipi evler ile Kral Tantalos’un mezarı en önemli arkeolojik buluntular arasında yer almaktadır. Kazılarda bulunan, ortasında avlu bulunan üç ev, çok odalı konut mimarisi açısından oldukça ilgi çekicidir. Kentin düzenli ızgara planlı olması ve konut mimarisi bakımından önemli bir örnek teşkil etmesi dikkat çekicidir. Ören yerinin güney eteklerindeki MÖ 6. yüzyıla tarihlenen çeşme yapısı ise dünyanın en eski çeşmelerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Agora
İzmir’de çok beğenilen yerlerden biri olan Agora, İzmir halkı tarafından genellikle göz ardı edilmiş bir yerdir. Roma kenti Smyrna’nın pazar yeri olan Agora’nın bugünkü kalıntıları, MS 2. yüzyıl civarına aittir. İmparator Marcus Aurelius, MS 178 yılındaki depremin ardından agorayı yeniden yaptırmıştır. İyi korunmuş Korint sütun başlıkları, kemerler ve bir bazilikaya (yönetim binası) ait kalıntılar, buraya gelen ziyaretçilere bir Roma kenti atmosferi hissettirmeye yeterlidir. Agora, Bizans dönemine kadar kullanılmıştır ve günümüzde İzmir’in önemli tarihi alanlarından biridir.
Kadifekale
Pagos Tepesi olarak da bilinen Kadifekale, Helenistik Dönem kalıntıları üzerine inşa edilmiştir. Başlangıçta 40 kulesi olan kaleye, sonraki yüzyıllarda Romalılar, Cenevizliler ve Osmanlılar sayısız ekleme yapmıştır. Kadifekale, bir akşamüstü gezisi için hoş bir mekândır ve İzmir Körfezi’nin eşsiz manzarasını gözler önüne sermektedir.
Roma Yolu
Eşrefpaşa’da Cumhuriyet Parkı’nın içinde, hâlen pazaryeri olarak kullanılan alanda bulunan yol, Roma döneminde Smyrna’nın önemli eserlerinden birisidir. Henüz kazı çalışmaları yapılmamıştır. Roma Yolu’nun tümüyle ortaya çıkarılması, Smyrna tarihine dair daha fazla bilgi edinilmesini sağlayacaktır.
Alsancak
Alsancak, İzmir’de eski tarihlerden beri Musevilerin ve çeşitli mezheplerden Hristiyanların yoğun olarak yaşadığı bir semttir. Bu nedenle çok sayıda kilise ve sinagog bulunmaktadır. İzmir’in ekonomik yaşamında önemli bir rol oynamış Levantenler, günümüzde de bu rollerini bir ölçüde sürdürmektedir. Çoğunluğu Alsancak semtinde oturmaktadır. Kordonboyu’nun bir kısmını da kapsayan Alsancak semtinin bir bölümü yeni ve modern yapılardan oluşurken, diğer bir bölümü iki ve üç katlı eski Levanten evlerinden meydana gelmektedir.
Alsancak Garı
İzmir’den Aydın’a uzanan verimli topraklarda yetişen pamuk, üzüm, incir, tütün gibi tarım ürünlerini İzmir’e getirmek amacıyla inşa edilen ilk demiryolunun başlangıç noktası Alsancak Garı’dır. Eski adı Punta Garı olan yapı, 1858 yılında hizmete girmiştir. Günümüzde de aktif olarak kullanılan gar, Efes’in bulunduğu Selçuk’a, oradan Aydın ve Denizli’ye doğru keyifli bir tren yolculuğu yapmak için kullanılabilir.
Kültürpark
İzmir’in yaşamında önemli bir yeri olan Kültürpark, İzmir Enternasyonal Fuarı’na ev sahipliği yapmasıyla da bilinir. İzmir ve Türkiye ekonomisi için büyük önem taşıyan fuar, Kültürpark’ta düzenlenmektedir. Bu nedenle, İzmirliler günlük dilde burayı “Fuar” olarak anmaktadır. Geniş yeşil alanları, yürüyüş yolları, spor tesisleri ve etkinlik alanlarıyla Kültürpark, yıl boyunca pek çok organizasyona ev sahipliği yapmaktadır.
Atatürk Müzesi
Kordon’daki 248 numaralı iki katlı yapı, 1862 yılında tüccar Takfor tarafından konak olarak yaptırılmıştır. Atatürk, İzmir’e geldiğinde bu evde kalmış ve çalışmalarını burada sürdürmüştür. 1941 yılında müzeye dönüştürülen bina restore edilmiştir ve günümüzde ziyaretçilere açıktır.
Kıbrıs Şehitleri Caddesi
İstanbul’un İstiklal Caddesi, Ankara’nın Karanfil Sokak’ı ve İzmir’in Kıbrıs Şehitleri Caddesi meşhurdur. Sürekli kalabalık ve hareketli olan caddede kafeler, pastaneler, barlar, mağazalar ve birçok farklı dükkan karşılıklı olarak sıralanmıştır. Bu caddeye açılan ara sokaklar, İzmir’in gece hayatının merkezlerinden biridir.
Alsancak Sevgi Yolu
Burası, İzmir’in en şirin sokaklarından biridir. Sıralı palmiyelerle süslenmiş caddede, Yeşilçam’ın ünlü isimlerinin hatıra plakaları yere konulmuştur. Takı, hediyelik eşya, hobi malzemeleri ve kitapçılar gibi birçok satış noktası, ziyaretçilerini beklemektedir.
Karşıyaka ve Bayraklı
Karşıyaka, İzmir’in büyük kent içi ilçelerinden biridir. Ancak Karşıyakalılar, semtlerini neredeyse ayrı bir memleket gibi görürler. Karşıyaka’da doğup büyüyen veya uzun süre burada yaşayanlar için Karşıyakalı olmak, İzmirlilikten biraz daha fazlasını ifade eder. Karşıyaka’ya kara veya deniz yoluyla ulaşmak mümkündür. Karayolu, körfezin sonunu dolaşarak gider. Bir zamanlar bataklığa dönüşen körfezin bu kesimi büyük ölçüde temizlenmiştir. Yerel yönetim, yakın zamanda burada denize girilebileceğini söylemektedir. Yıllardır yaşanan kirliliğe ve son beş yıldaki temizlenme sürecine bakılınca, bu hedefin gerçekleşmesi olası görünmektedir.
Bayraklı
Karşıyaka’ya kara yoluyla giderken, körfez yayına yayılmış ve tepelere doğru düzensiz yapılaşmış bir semtten geçiyoruz. Burası Bayraklı’dır. İlk İzmir, yani Smyrna, burada, şimdi Tepekule olarak anılan bölgede kurulmuştur. (Daha fazla bilgi için diğer sayfalarımıza bakınız.) Karşıyaka’ya doğru ilerlerken karşımıza çıkan ve etekleri Bayraklı semtinin uzantısı olarak yapılaşmış Yamanlar Dağı, aynı zamanda efsanelerle anılan bir dağdır.
Karşıyaka
Karşıyaka, bugünkü adını Türk komutanlarından Çaka Bey, İzmir’i aldığında almıştır. Bayraklı tarafından gelindiğinde, iskeleye varmadan önce Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın 1973’te yapılan anıtı sahilde yer alır. Buradan Bostanlı’ya doğru, sahil bandı çok uzun bir rekreasyon alanıdır. Pembe kanatlı flamingolardan tepeli pelikanlara kadar birçok güzel kuş türü görülerek uzun yürüyüşler yapılabilir. Karşıyaka, eskiden Kordelya (Cordelio) adıyla anılan bir sayfiye ve eğlence yeriymiş. Adının, Aslan Yürekli Richard’dan (Richard Coeur de Lion) geldiği düşünülmektedir. 1190’lı yıllarda Üçüncü Haçlı Seferi’ne katılan Richard’ın İzmir’e gelip gelmediği bilinmemekle birlikte, Kudüs’e giden Hristiyan şövalyelerden bir grubun Karşıyaka’da ordugâh kurduğuna dair bilgiler bulunmaktadır. Karşıyaka iskelesinin karşısındaki küçük çarşı bölümü ve sahil şeridinde apartmanların arasında yaşamayı başarmış eski konaklar, kentin bu yöresinin geçmişine dair izler taşımaktadır.
Karşıyaka’nın Yakın Tarihi
1865 yılına kadar ormanlık ve zeytinlik alanlarla kaplı olan Karşıyaka, tren yolunun geçmesiyle ilk büyümesini gerçekleştirmiş, 1884’te vapur seferlerinin başlamasıyla ikinci gelişme hamlesini yapmıştır. Sahil şeridine Levantenler ve büyük yabancı tüccarlar yerleşirken, Soğukkuyu tarafına Türkler yerleşmeye başlamıştır. Karşıyaka’da ilk cami, 1874 yılında yapılmıştır. Bostanlı’ya eskiden Papa Scala veya Papaz Köyü denirmiş ve Menemen’in karpuzu ile kavununun yüklendiği bir iskele bulunurmuş. Bostanlı adı da buradan gelmektedir.
Karşıyaka’nın Köşkleri
Karşıyaka, Bornova ve Buca gibi, yazlık yalıların ve köşklerin yapıldığı bir yerdi. Ancak, Bornova ve Buca’daki eski köşklerin önemli bir kısmı günümüze ulaşabilmişken, Karşıyaka’nın köşkleri apartmanlaşma furyasına kurban gitmiştir. Şimdi yerlerinde büyük ve çok katlı apartmanlar bulunan bu eski köşklerden bazıları şunlardır: Durmuş Yaşar Köşkü (1914), artık izi kalmayan Fikri Altay Köşkü, İplikçizade Köşkü, Gifre Köşkü, İki Heykeller Köşkü ve daha başkaları. Löhner Köşkü, yerine apartman yapılmayan ender köşklerden biridir, ancak o da metruk durumdadır. Bostanlı Dolmuş Durağı karşısında yer alır. Karşıyaka’da ziyaret edilebilecek kiliselerden biri de St. Helen Katolik Kilisesi’dir.
İzmir’in Ama İlle de Karşıyaka’nın Güzelleri
İzmir, kızlarının güzelliğiyle ünlüdür. Erkekleri de yakışıklıdır ancak bu konuda aynı ünü paylaşmazlar. Ya haksızlığa uğramışlardır ya da kızların güzelliği çok baskın çıkmıştır. Hangisinin doğru olduğu bilinmez, ancak İzmir’de dolaşan herkes bu güzelliği fark eder. Cahit Külebi’nin şiiri de bunu çok güzel anlatır:
İzmir’in denizi kız, kız deniz Sokakları hem kız hem deniz kokar.
Karşıyakalılar, İzmir kızlarının bu ününün aslında Karşıyaka kızlarından geldiğine inanır. İzmir’de Kordon’da bir gezinti ya da Karşıyaka’da Bostanlı’ya doğru bir yürüyüş, bu iddiayı anlamak için yeterli olacaktır.
Kral Tantalos ve Tantalos İşkencesi
Tantalos, İzmir çevresi ile özdeşleşmiş mitolojik bir kraldır. Zeus’un oğlu ve Lidya’nın ilk kralı olarak bilinir. Tantalos, tanrılarla iç içe yaşayan bir figürdü, ancak tanrılara ihanet ettiği için büyük bir cezaya çarptırıldı.
Hikâyeye göre, Tantalos tanrılar için bir ziyafet düzenler ve onların bilgeliğini sınamak amacıyla kendi oğlunu keserek yemeğe sunar. Tanrılar, bu korkunç ihaneti fark ederek Tantalos’u cezalandırır. Onu, yerin altındaki Hades’e gönderir ve burada sonsuz bir işkenceye mahkûm ederler.
Tantalos, suyun içinde boynuna kadar durur, ancak su içmek için eğildiğinde su çekilir ve asla içemez. Başının üzerinde lezzetli meyveler asılıdır, ancak onları almak için uzandığında, dallar rüzgârla uzaklaşır ve meyveleri asla yiyemez. İşte bu yüzden, “Tantalos İşkencesi” terimi, insanın ulaşamayacağı bir şeyin sürekli göz önünde olması ama asla elde edilememesi anlamında kullanılır.
Bu efsane, Tantalos’un günümüzde bile Spil Dağı ve çevresinde, özellikle İzmir’de anlatılan bir hikâye olarak yaşamaktadır.
Konaktan Güzelyalı’ya Doğru
Asansör
Karataş semtindeki Asansör, 19. yüzyıldan bu yana çalışmaktadır. Çatıdaki restorandan kentin güzel manzaraları gözler önüne serilir. Asansöre çıkan sokak, Dario Moreno Sokağı, İzmir’in eski Yahudi mahallesinin restore edilmiş kısmındadır. Sokak, adını kente tutkun olan 1960’ların ünlü şarkıcısından almıştır. Üst ve alt kısımda yer alan iki cadde; Mithatpaşa Caddesi ile Halil Rifatpaşa Caddesi arasındaki yolu kısaltmak amacıyla İzmirli Musevi iş adamı Nissim Levy tarafından yaptırılmıştır. 1907 yılında inşaatına başlanan Asansör, o günden bugüne kent için çok önemli bir yer haline gelmiştir.
Beth İsrail Sinagogu
Mithatpaşa Caddesi üzerinde, 265 numarada bulunan Sinagog, 1907 yılında ibadete açılmıştır. 1200 altın liraya mal olan Sinagog, İzmir’deki en büyük Musevi ibadethanesidir.
Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi
1881 yılında ıslahhane olarak inşa edilen bina, daha sonra öksüzlerin okuduğu Mekteb-i Sultani tarafından kullanıldı. Ardından Hamidiye Sanat Mektebi’ne dönüştü. Zaman içinde bazı eklemeler yapıldı. 31 Mart 1997’de çıkan yangında dört duvar olarak kalınca yeniden inşa edilmiştir.
İzmir Kız Lisesi
1917’de İttihat ve Terakki Mektebi olarak kullanılan yapı, 1936 yılından itibaren kız lisesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1985 yılında çıkan bir yangında kül olan bina, yeniden yapılmış ve 1990-1991 öğretim yılından itibaren yeniden eğitime açılmıştır.
Notre Dame Lourdes Katolik Kilisesi
Göztepe semtinde, 81. sokakta bulunan kilisenin yakın çevresinde güzel parklar yer almaktadır.
Sahil Yolu
Konak Meydanı’ndan Güzelyalı’ya kadar uzanan sahil yolu, taşıt trafiğine açıktır. Oldukça geniş olan yolun bir kısmı ise gezi yolu olarak kullanılmaktadır. Ayrıca yol boyunca dizilen lokantalar, kafeler ve barlar, yaz akşamlarında sıcaklardan bunalan semt sakinlerine serin birer sığınak sunmaktadır.
Balçova
Termal, Teleferik, İncilalti
İzmir’in batı yönündeki Balçova ve İzmir Körfezi’ne kıyısı olan İncilalti ve çevresi, kentin gezi ve eğlence alanları arasında yer alır. Balçova’dan Çeşme yönüne doğru, sahil boyunda yazlık evler, lokantalar, iç kısımlarda ise mandalin bahçeleri bulunmaktadır. Balçova, İzmir’in kent içindeki termal merkezi olarak bilinir. Antik çağdan beri bilinen ve kullanılan kaplıcaların eski adı Agamemnon’dur. Antik adı, Troya kentine saldıran Mykene Kralı Agamemnon’dan gelmektedir. Balçova Kaplıcaları, İzmirli şair Homeros’un destanlarında ve Strabon’un Coğrafya’sında da yer alır. Antik dönemlerden günümüze kadar uzun bir tarih boyunca kaplıca olarak kullanılmış, hastalara şifa dağıtılmıştır. Ancak antik çağdan kalan izler günümüze ulaşmamıştır. 1763 yılında Fransız Elfont Mil tarafından yeniden ortaya çıkarılmış ve kullanılabilir hale getirilmiştir. Günümüzde modern termal tesislerde, modern tıbbın olanaklarından faydalanılarak tedavi uygulanmaktadır. Sıcak su, çamur banyosu ve şifa içme suyu bulunur. Suyun sıcaklığı 63 dereceyi bulmakta ve 3.3 oranında radyoaktivite içermektedir. Şifa suyu, sodyum bikarbonat ve klorür içerir. Soğuk algınlığı, kronik üst solunum yolu iltihaplanmaları, nefrit, bazı enfeksiyonlar, romatizma, metabolizma bozuklukları ve deri hastalıklarının tedavisinde yarar sağlanmaktadır. Modern Balçova Kaplıca Tesisleri artık sadece hastaların şifa bulmak için gittiği bir yer değil; tatil, eğlence ve doğal güzellikler için de rağbet gören bir mekandır. Açık ve kapalı yüzme havuzları, hemen arkasındaki çamlığın oksijeni bol havası üzerine bir de körfez manzarası eklenmektedir. Bilinen yakın tarihe göre, bugünkü yerleşim 300-400 yıl önce kurulmuştur. İlk yerleşim bölgesi Yeni-Kale (İnciraltı) yöresiydi. Ancak zengin bir kavim olan ve o zamanlar Balçova ya da Balçikova olarak adlandırılan Balçovalılar, sürekli denizden gelen korsan istilalarından korunmak için bugünkü Aşağı Mahalle tabir edilen Hacı Ahmet Deresi etrafına yerleşmişlerdir. Evler genellikle kerpiçten yapılma basit köy evi tarzındadır. (Balçikova denilmesinin nedeni eski ve yeni yerleşim bölgesinin bataklık oluşudur.) Bugün hala Bahçelerarası Dalyan Yöresi aynı karakteristik özellikleri taşımaktadır.
Teleferik
Termal tesislerin yakınındaki teleferikle çıkılan ve İzmirli’lerin “teleferik” diye adlandırdığı tepe, yeşil alanlar ve körfez manzarasıyla ilgi görmektedir. Tepedeki lokantalarda yaygın olan yemek tarzı “kendin pişir, kendin ye!” şeklindedir. (Teleferik son 4-5 yıldır faal değil, ihalesi de çeşitli nedenlerle iptal edilmiştir.) Ayrıca değişik yemekler sunan lokantalar da bulunmaktadır. Dileyen malzemesini götürüp piknik yapabilir. Özellikle yaz aylarında sıcak İzmir havasından kaçıp serin bir mola vermek için çok uygun bir yerdir.
İnciraltı
İnciraltı, eskiden beri İzmirli’lerin hafta sonu gezintilerinin gözde yerlerinden biriydi. Sahilde balık lokantaları, iç kısımlarda çiçek seraları ve büyük mandalin bahçeleri bulunan bölge, Körfez’in kirlenmesiyle gözden düşmüştü. Körfez’in temizlenmesi, İnciraltı’na eski itibarını yeniden kazandırmış olsa da hâlâ eski ünlü plajları bulunmamaktadır. Balçova (İnciraltı) Gençlik Merkezi olarak düzenlenen Körfez sahilindeki çok geniş alanda kano ve deniz bisikletleriyle gezinti yapabilen bir dalyan, gezinti alanları, kafeler, restoranlar, bahçeli lokantalar, fast food türü yiyecek satış yerleri, yerel motiflerle düzenlenmiş gözlemeciler ve sinema gibi birçok farklı hizmet sunan yer bulunmaktadır. Ayrıca büyük bir otel ve alışveriş merkezi de bu alanda yer almaktadır. Otopark için küçük bir ücret ödenmektedir. Gençliklerinde İnciraltı’nda belki de ilk aşkını yaşamış olan orta ve ileri yaş kuşakları, şimdi çocukları veya torunlarıyla gezerken nostaljik duygular yaşamaktadırlar.
Buca
Buca’nın Tarihi
Buca’nın tarihi, MÖ 630 yılına kadar uzanır. Bu adın, Rumca “Kuyuda köpekle kalmış köy” anlamına gelen “Bovios” kelimesinden türediği sanılmaktadır. XVII. yüzyılın sonunda ise Bornova ile birlikte bir yerleşim yeri olarak gelişmiş, Batılılar ticaret için gelmiş ve yerleşmiş, yazlık konaklarını bu bölgeye kurmuşlardır.
Şirinyer ve Hipodrom
Günümüzde, Türkiye’nin birçok bölgesindeki insanlar için Şirinyer’deki hipodrom oldukça ünlüdür. Uzun yıllar boyunca at yarışlarının oynandığı bu hipodromda, Şirinyer’deki hipodromda da koşular yapılmaktadır.
Kızılçullu Su Kemeri
Şirinyer’e giderken yolun hemen yanında görülen su kemeri kalıntıları, kente su getirmek amacıyla yapılmış ve Geç Roma dönemine aittir.
Buca Tren İstasyonu
Şirinyer’deki tren istasyonu, Alsancak Garı’ndan başlayan tarihi İzmir-Aydın demiryolunun istasyonlarından biridir. Günümüzde hem bu yol hem de şehir içi tren taşımacılığında kullanılmaktadır ve yapıldığı dönemin özelliklerini korumaktadır.
Köşkler ve Dini Yapılar
Buca, Rumlar, Türkler, Yahudiler ve 1800’lü yıllarda İzmir’e yerleşen Levanten (Batılı Hristiyanlar) gibi farklı toplulukların bir arada yaşadığı bir bölgeydi. Bu nedenle birçok dini yapı da bulunmaktadır.
- St. John Baptist Kilisesi: Yıl boyunca açık olan bu kilise, 1838 yılında yapılmış bir Protestan İngiliz şapelidir. 1961 yılında Buca Belediyesi’ne devredilmiş ve kültür ve sanat etkinlikleri için kullanılmıştır. 2001 yılında ise yeniden kilise olarak kullanılmak üzere cemaate devredilmiştir.
- Forbes Köşkü: Buca’nın en görkemli ve bilinen Levanten malikanelerinden biridir. 1908 yılında onarım görmüş, bir yıl sonra yanmış, 1910 yılında tekrar yapılmıştır.
- De Jong Köşkü: 1800’lü yıllarda yapıldığı düşünülen bu köşk, sonrasında tenis kulübü ve sanatoryum olarak kullanılmıştır. Şu an Sağlık Meslek Lisesi olarak kullanılmaktadır, ancak okulun kapanmasından sonra boş durumdadır.
- Baltacı Köşkü: Yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, Buca’nın en eski yapılarından biridir. Osmanlı şehzadesi Abdülaziz’in burada bir süre kaldığı bilinmektedir. 1922’ye kadar Rum Yetimhanesi olarak kullanılmış, günümüzde ise Güzel Sanatlar Lisesi olarak eğitim hizmeti vermektedir.
- Rees Köşkü: Yapım tarihi hakkında kesin bilgi yoktur. 1930’lu yıllarda istimlak edilmiş ve şu an Buca Eğitim Fakültesi olarak hizmet vermektedir.
- Eski Belediye Binası: Günümüzde Kültür Müdürlüğü olan eski Belediye Binası, 1800’lü yılların malikanelerinden biridir ve Hacı Davud Forkouh ailesine aitti.
Hasanaga Bahçesi
107.615 metrekarelik dev bir alana sahip olan bu bahçenin ilk sahibi Levanten İtalyan işadamı Aliotti olduğu söylenir. Daha sonra Ödemiş çevresinden Hasan Ağa bahçeyi satın almıştır. Günümüzde park olarak kullanılan bu bahçede, ilk düzenlendiği zamanlarda yeraltından su kanalları bulunmaktaydı. Ağaçlar, yukarıdan bakıldığında hac şekli ortaya çıkaracak şekilde dizilmiştir ve 12 selvi ağacı, 12 havariyi temsil etmektedir. Bahçede bir buz pateni salonu da bulunmaktadır, burada geleceğin buz dansçılarını izleyebilir ve çay kahve içebilirsiniz.
Eski Buca / Yeni Buca
Buca, büyük toplu konutların yapıldığı bir alandır. Ancak eski Buca’nın sokaklarında dolaşırken, büyük zengin köşklerinin yanında çok güzel, üç katlı, cumbalı tipik Türk evlerinin örneklerini görmek mümkündür. Bazı Levanten evlerinin sahipleri, dünyadan ayrıldıkları için varisleri de artık Türkiye’de yaşamamaktadır, bu nedenle evler oldukça harabe durumdadır. Ancak yurtdışında olup da senenin bazı dönemlerinde gelip ata yadigarı evlerine bakan Levantenler de vardır. Asıl kaybolan ise bir zamanlar yöreyi ünlendiren bağlardır. Bu bağlardan pek eser kalmamıştır.
Yedigöller
Toplu konutlar ve blok apartmanlarla büyüyen Buca’da yeni rekreasyon alanları da açılmaktadır. Yedigöller bunlardan biridir. Ancak büyük göller yerine, küçük küçük, ardarda dizilen ve köprülerle bağlanan bir parktır. Adı “Yedigöller”dir!
Buca Göleti
Yerleşimin biraz dışında yer alan bu gölet, çevresindeki yeşillendirmelerle yaz günlerinde başta semt sakinlerinin uğrak yeri olan bir rekreasyon alanı olarak düzenlenmiştir. 140 bin metrekarelik alanda 30 bin metrekarelik yapay bir gölet oluşturulmuştur. Üzerinde küçük bir adası da bulunmaktadır. Amfitiyatro, seyir terasları, piknik alanları, çocuk oyun üniteleri, restoranı ve kafeteryası ile farklı ihtiyaçlara cevap veren bir alandır. Ayrıca alkol de satılmaktadır.
İzmir Kuş Cenneti – Çiğli
Orman Genel Müdürlüğü tarafından koruma altına alınmış olan Kuş Cenneti, Çiğli’deki Çamaltı Tuzlası sahasında yer alan 8.000 hektarlık bir alanı kaplamaktadır. Dünyada nesli tükenmekte olan tepeli pelikanlar, pembe kanatlı flamingolar, 2005 yılında İzmir’de yapılacak olan Dünya Üniversite Spor Oyunları’nın maskotu olan yali çapkını, gri ve siyah leylekler ve 205 kuş türüne ev sahipliği yapan bu cennet, sahip olduğu doğal şartlar bakımından Türkiye’nin en önemli sulak alanlarından biri olduğu gibi, dünya ölçeğinde de önemlidir. Doğaseverler ve fotoğraf meraklıları için Çamaltı Tuzlası ve Kuş Cenneti olağanüstü ilgi çekicidir. Saha içindeki Çamaltı Tuzlası, yıllık 600 bin ton kapasitesiyle Türkiye’nin tuz ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılamaktadır.

Bir yanıt yazın