Kapadokya

yazar:

kategori:

Kapadokya

Kappadokia’nın yüzey şekilleri yaklaşık 30-60 milyon yıl önce, yanardağ patlamalarının bölgeyi bir kül tabakasıyla kaplamasıyla oluşmuştur. Katılaşarak, tüf adı verilen, kolay aşınabilir bir malzemeye dönüşen kül tabakasının üstü, yer yer sert volkanik kaya katmanlarıyla kaplıdır. Tüf zamanla aşınmış ve Ürgüp civarındaki şapkalı peribacaları, kanyonlar, platolar, vadiler gibi eşsiz oluşumlar meydana gelmiştir.

Kapadokya1

Kapadokya2

Doğanın bu uzun ve sabırlı oluşumuna çok sonraları insanlar da katılmıştır. Bu tarih, oluşumun başlamasından çok sonra olsa dahi, günümüzden de çok öncelere yaklaşık 9-10 bin yıllık bir tarihe dayanır. Korunaklı kayalara yerleşen insanlık ilk evlerini sabırla kayalara oyarak oluşturmuşlardır. 2 bin yıl kadar önce de ilk Hıristiyanlar da ilk kiliselerini yine bu kayalara oymuşlardır. Daha sonrada güvenli yer altı kentleri oluşturarak Kappadokia’da kentleşmeyi başlatmışlardır. Bu büyük ve güvenli yer altı kentleri bölgede uygarlığın temelini oluşturur. Doğanın ve insanlığın birbirlerini tamamlayarak yaptıkları bölgede bir düş kentini doğurur: Kapadokya…

 

Kappadokia yaklaşık 300 km²’lik bir alanı kaplar. Türkiye’nin sahil bölgelerinin dışında olup da en çok turist cezbeden bölgesidir. Ürgüp ve Göreme ile birlikte Nevşehir civarındaki kısmı, bölgeyi dünya çapında üne kavuşturan büyüleyici doğal oluşumları görmek için en iyi yerlerdir. Amerika’dan, Uzak Asya’dan ve Avrupa’nın hemen her ülkesinden insanlar doğanın ve insan aklı ile emeğinin elele verip yarattığı bu doğa ve kültür zenginliğini solumaya yılın her mevsiminde gelirler. Kısa süreli tatillerle de iç turizmin uğrak noktasıdır.

Doğanın ve insan emeğinin yarattığı bu güzelliklerin bir çoğunu görmek ve anlamak istiyorsanız Kapadokya’yı en azından bir rehber kitap ile gezmek çok isabetli olacaktır. Ayrıca acentaların günübirlik turlarına da katılarak bölgeyi keşfedebilirsiniz. Kendi başına gezmeyi seven gezginler için bol miktarda bulunan kiralık motorsikletler ve ATV’ler bölgeyi gezmek için en uygun araç olacaktır.

Kapadokya3

Bölgenin Oluşumu

Kapadokya4

Erozyon ve İklim Etkisi: Kappadokia’nın olağandışı yeryüzü şekilleri, kısmen su, rüzgar ve sıcaklık değişiminin yarattığı erozyon sonucunda oluşmuştur. Yağmur ve akarsular tüfü aşındırıp rüzgarla birlikte gevşek malzemeleri uzağa taşır. Kışın aşırı sıcaklık değişimleri kayaların genleşip büzülmesine ve bunun sonucunda da dağılmasına yol açar.

Aşınmış Tüf Arazisi: Nevşehir – Ürgüp – Avanos üçgeni içindeki tüf katmanlarının ilk baştaki kalınlığı 100 metreye dek ulaşıyordu. Eski tüfün aşınması sürdükçe genç koniler oluşmaktadır. Bu süreç yaklaşık 10 milyon yıldır devam etmektedir.

 

Peribacaları: Kapadokya’da görülen olağanüstü kaya oluşumları, Kappadokia’nın ilk yerlileri tarafından yeraltında yaşayan perilerin bacaları olduklarına inanıldığından, “peribacaları” adıyla anılır. Bazılarının yüksekliği 40 meyreye dek ulaşır.

Mantar Biçim: Sıradışı bir erozyon örneği olan mantar biçimli kayanın en güzel örnekleri Gülşehir yakınlarındadır.

Uzun Biçim: Bunların üstlerinde daha sert bir malzemeden katmanlar bulunur.

Kaide Biçim: Tüf sutununun üzerine bazalt kütlesinin oturmasıyla oluşur.

Koni Biçimi: Bazalt başlığın altındaki tüf erozyonla aşınır ve başlık düşer.

Kapadokya5

Tamamlanmış erozyon; sonucunda başlıklar aşınmış ve Göreme Vadisi’nin konik biçimleri ortaya çıkmıştır.

Koruyucu başlıklar; aşınmış olan oluşuma ilginç bir biçim verir.

Sert tabaka; altındaki boşluklar barınaklara dönüştürülmüştür.

Tüf katmanları; ‘ndaki çatlaklar sayesinde, kaya içine barınak ve kiliseler oymak mümkün olmuştur.

Akan lavlar; sertleşerek, tüf üzerinde koruyucu bir katman oluşturur.

Erozyon; çatlak ve kırıkları genişletir, bazı kısımları ana gövdeden ayırır ve tuhaf biçimleri yaratır.

Nevşehir

Kappadokia bölgesindeki en büyük kent ve aynı zamanda idari merkezi Nevşehir’dir. Antik Çağ’daki adı Nyssa olan kentte Selçuklu ve Osmanlı döneminden kalma, 1725 tarihli  Kurşunlu Camisi ve Medresesi’nin yanı sıra, bir kale ve güzel bir müze de vardır. Kentin bir mahallesi haline gelen Nar Kasabası doğal ve kültürel mirası ile öne çıkarken, Çat Kasabası da uzun dehlizlerle kayalara oyulmuş yerleşimiyle ilgi çeker. 

Çevredeki peribacaları ve yeraltı kentleri en çok turist çeken yerlerdir; günebakanlar, taze nohut demetleri, eşekler, şekerpancarları ve teraslara serilmiş kayısılar da, bu yöreye gelenlerin daha sonra hatırlayacakları görüntüler arasındadır. Nevşehir yöresinin bir başka cazip yanı da Hıristiyanlık döneminin izleridir. Kappadokia’da, Hıristiyanlığın 4. yüzyıl kadar erken bir döneminde dahi, keşişler ve münzeviler yaşıyordu.

Kapadokya6

Kapadokya6

Uçhisar:

Bölgeyi gezmeye başlamak için Uçhisar’ı seçmek uygun bir tercih olacaktır. Uçhisar, Ortahisar ile birlikte bölgenin doğal kalesi görünümündedir. Adı da buradan yakıştırılmıştır. Bu doğal kalenin Hititler ve Bizans döneminde savunma amaçlı kullanıldığı bilinmektedir. Uçhisar’ın tepesine çıkılınca çevrenin muhteşem manzarası ortaya çıkmaktadır.

Göreme ve Açık Hava Müzesi

Göreme peribacalarının içinde yerleşimin ve tabi yaşamın sürdüğü, yerleşik nüfusu yaklaşık 2000 olan bir kasabadır. Açıkhava müzesine girmeden Hıristiyanlık öncesi dönemden kalan kaya mezarları ve kasaba içinde Orta Mahalle Kilisesi görülmeye değerdir. Avcılar Köyü çıkışında özel arazi içinde kalan ve sahiplerinin adıyla anılan Yusuf Koç ve Durmuş Kadir kiliseleri vardır. El Nazar ve Saklı Kilise de yakın çevrede bulunmaktadır.

Kapadokya8

Kapadokya9

Göreme Vadisi, Kappadokia bölgesindeki kayalara oyulmuş şapel ve manastırların en yoğun olduğu yerdir ve çoğu 9. yüzyıl ve sonrasına tarihlenen 30’dan fazla kilise, yumuşak volkanik tüf içine odalar oyularak yapılmıştır. Kiliselerin pek çoğunda, Eski ve Yeni Ahit’ten sahneler, özellikle İsa’nın hayatı ve azizlerin işlerini konu alan Bizans freskleri dikkate değerdir. Vadinin kültürel önemi resmi olarak kabul edilmiş ve pek çok mağara restore edilip koruma altına alınarak Göreme Açık Hava Müzesi oluşturulmuştur. Göreme Vadisi UNESCO’nun Dünya Miras Listesi’ne de alınmıştır. Yeraltı mezarlarında 2006 yılında yapılan kazılarda insan kalıntıları bulunmuştur.

Açık Hava Müzesi’ne Meryem Ana Kilisesi’ni görerek giriliyor. Müze içinde kiliselerle birlikte keşişlerin yemekhaneleri, mezar odaları, kiler ve mahzenler bulunmaktadır. Ama her zaman restorasyon ve onarım çalışmaları sebebiyle tamamı açık olmayabilir. 

Müze alanındaki ibadet yerlerini gezerken 7. yüzyıldan 12. yüzyıla kadar olan dönemin kilise mimarisi izlenirken, düz tavanlı, beşik, tonozlu, tek veya üç apsisli, merkezi haç planlı gibi farklı tarzlarda yapılmış kiliselerin fresklerinde de ikonalaşma dönemi ve yerel üsluplar görülebilir. Fresklerin bazıları iyi durumdayken, bazıları tahribat görmüştür. 

Kapadokya10

Kapadokya11

Kızlar Manastırı: Kaya içine oyulmuş bu yapıda, keşişler yaşar ve çalışırlardı. Üst odalara, merdiven ya da bir tür yapı iskelesi yardımıyla ulaşıldığı sanılmaktadır. Dört kat olarak oyulmuştur.

Elmalı Kilise: Fresklerdeki ustalıkla öne çıkan kilise, 11. yüzyıldan kalmadır. Güneydeki uçurumun kıyısındaki tümseğe oyulmuştur.

Azize Barbara Şapeli: Kilisenin adı, batı duvarındaki Azize Barbara’nın tasviri olduğu sanılan bir freskten gelir. Orta apsiste, oturan İsa figürü bulunur. Aziz George ve Aziz Theodoros’un ejderhayı öldürmesi betimlenmiştir.

Yılanlı Kilise – Aziz Onuphrius Kilisesi: Beşiktonozlu kilisede, azizlere adanmış renkli freskler görülebilir. Adını azizlerin savaşarak yok ettikleri ejderha resminden almaktadır.

Karanlık Kilise: Ortasında küçük bir avlu bulunan sütunlu bir kilise olan Karanlık Kilise’de İsa’nın göğe yükselişinin tasvir edildiği freskler vardır. Fresklerin en iyi izlenebildiği kilisedir.

 

 

Tokalı Kilise: Müze girişi yakınında yer alan Tokalı Kilise’de bulunan freskler, Göreme Vadisi’nin en güzel freskleri arasındadır. 

Çarıklı Kilise: Elmalı Kilise ve Karanlık Kilise’ye benzemekle beraber, Hz. İsa’nın çarmıha gerilişi ve çarmıhtan alınış sahneleri kilisenin farklı özelliğidir. 

Keşiş Hücrelerinin Girişi: Vadinin güney ucundaki kayalara oyulmuş küçük hücrelerde, bir zamanlar keşişler yaşarlardı.

Kılıçlar Vadisi: Beyaz tüf kayalardan oluşan vadi tünelleri, içinden suyolu geçen peribacaları, ilginç şekilli kayalıklar ve kilisesi ile görülmeye değer bir konum oluşturur.

Deve Turu: Göreme Vadisi ve çevresi, rehber eşliğinde turlarla, deve sırtında da görülebilir.

Kapadokya12

Kapadokya13

Kızılçukur Vadisi – Kızılvadi Çukuru: 

Kızılvadi Çukuru, Göreme ile Çavuşin arasında düşsel görüntülerle dolu bir parkur adeta. Kapadokya’daki en güzel yürüyüş rotalarından biridir. Güllüdere vatağında bulunan çukurda, inzivaya çekilen keşişlerin hücreleri görülebilir. Güllüdere ve Kızılçukur’un kaya kütlelerine 12 kilise oyulmuştur. Bu kiliseler Vaftizci John Kilisesinin etrafına toplanmıştır. Bölge ilk hıristiyan yerleşiminin olduğu yer olarak düşünülüyor.

Günbatımında çarpıcı bir güneş batışı sunan Kızılçukur, Gündoğumunda da Kapadokya’daki balon turlarını izlemek için bambaşka renkler sunuyor.

Ortahisar:

Aynı adlı kasabanın ortasında kalan kaya kütlesine kale denilmiştir. Bir zamanlar içinde yaşanılan kayaya, oyma evlerin yanından merdivenle çıkılmaktadır. Bulutsuz bir günde 70 kilometre uzaklıktaki Erciyes Dağı bile görülebilir. 

Karşı mahalledeki Cambazlı Kilisesi de özel mülkiyet alanı içinde kalmıştır. Sahiplerinden izin alarak kiliseyi ziyaret edebilirsiniz. Evinizin bahçesinde size ait bir kilisenizin olması size biraz tuhaf gelse de bölge halkı buna alışmış durumda. 

Kapadokya14

Kapadokya15

Paşabağı Keşişler Vadisi:

Çavuşin’i geçip Avanos’a doğru ilerlendiğinde peribacalarının oluşumunu izleyebiliceğiniz küçük bir müze gibidir. Yeni oluşmakta olan, oluşumunu tamamlamışı ve bozulmaya başlamış olanları ile peribacaları incelenebilir.

Zelve:

Gözlerden uzak bir manastır bölgesi olan Zelve ören yeri, üç derin vadiden oluşur ve her yerinde ve her yükseklik seviyesinde, odalar ve mağaralar bulunur. İçlerinde freskler olan zor ulaşılır şapel ve inziva yerleri için metal yürüyüş platformları ve merdivenler yapılmıştır. 1950 depreminden etkinlenmiş olan Çavuşin/Zelve bölgesindeki mağara barınakları bakımsız kalmıştır. 1952 yılında tamamen boşaltılmış olan bölge Göreme gibi bir açık hava müzesi olarak düzenlenmiştir. Ören yeri, maceraperest ziyaretçilere hitap edecektir. Mağara ve odaların çoğuna ancak karanlık delik ve tünellerden tırmanılarak ulaşılabildiğinden yanınızda fener ve pil bulundurun. Vadi tabanında iki küçük kilise bulunur. Hem Üzümlü Kilise’de hem Balıklı Kilise’de süslemeli kabartmalar vardır. Sivri külahlı, taş bir kulesi olan Balıklı Kilise, Osmanlı döneminde cami olarak kullanılmıştır.

Kapadokya16

Kapadokya17

Ürgüp:

Ürgüp bölgenin en gelişmiş turizm merkezidir. Turistik tesis sayısı ve çeşitliliği bakımından merkez durumundadır. Kaya oyma evlerin bazılarında yaşam halen sürerken bazıları da otel ve restoran olarak hizmet vermektedir.

Ürgüp, bugün Bizans dönemi mağara yerleşimleriyle öylesine özdeşleşmiştir ki, kentin Roma ve Selçuklu dönemi kolayca gözden kaçar. Antik Çağ’da Assiana olarak bilinen Ürgüp, Selçuklu döneminde Başhisar adıyla anılırdı. 13. yüzyıldan kalma Kadıkalesi kalıntıları ve Altıkapı Türbesi, Selçuklu döneminin izleridir. Nükrettin Türbesi’nin yanında, 19. yüzyılda yaşamış bir köy ağası olan Tahsin Ağa’nın adını taşıyan bir kütüphane bulunur. Kasabada Cumhuriyet’in kurulduğu 1923 yılına dek büyük bir Rum nüfusu yaşardı.

Ürgüp’ün müzesinde tarih öncesi kadar erken bir dönemden başlayarak Bizans dönemine değin uzanan seramik ve heykellerin yanı sıra dokuma, giysi, silah ve kitap gibi çeşitli nesneler sergilenir.

Ürgüp Kappadokia’yı dolaşmak için uygun üstlerden biridir. İlçenin en yüksek tepesi Temenni Tepesi’dir, Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan türbesi de buradadır. 

Bu bölge her zaman tarım ürünleriyle, özellikle de üzümüyle ünlüdür. Ürgüp etiketli şarap canlandırıcı ve hafiftir. Beyaz şaraplar kırmızılara göre daha otantik ve ilgi çekicidir. Her yıl düzenlenen bir de uluslararası şarap festivali vardır. Diğer yerleşim yerlerine göre gece hayatı da daha canlıdır.

Kapadokya18

Kapadokya19

Avanos:

Kızılırmak’ın suladığı Avanos, çömlekçiliğiyle ünlü, güzel ve yeşil bir kasabadır. Yamaçları bağ ve meyve bahçeleri ile doludur. Halı ve kilim dokumacılığı benzeri biçimde öne çıkan yerel sanatlar arasında anılmaya değerdir. Yörenin çanak çömlek atölyeri de burada bulunmaktadır. Her atölyenin tezgahının başına oturup elinizi çamura bulaştırarak bir küçük  vazo yapmayı deneyebilirsiniz. Fiyatlar oldukça makul, kendinize veya dostlarınıza hediye almak için en uygun lokasyonlardan biridir.

 

Roma döneminde Venessa adıyla anılan Avanos, 1466 yılında Nevşehir’le birlikte Osmanlı egemenliğine girmiştir. İlçe, ihtişamlı cami ve medreseleri olmasa dahi tipik taşra kasabası görünümünü korumuştur. Merkezde 15. yüzyıldan kalan ve Yeraltı Camisi olarak da bilinen Ulu Cami ve Selçuklu döneminden Alaeddin Camisi bulunur.

Avanos’un 5 kilometre kadar doğusunda, 1238 yılından kalma, klasik kare planlı bir Selçuklu hanı olan Sarıhan bulunur. Onarılmış olan han, bir zamanlar İpek Yolu üzerinde seyahat eden tüccarlara sağlanan konaklama imkanlarıyla, ahır ve mescit gibi başka hizmetler hakkında güzel bir fikir verir.

Kapadokya20

Kapadokya21

Mustafapaşa:

Eski adı Sinasos olan Mustafapaşa, mükemmel bir şekilde korunmuş bir Rum köyüdür. Köy sakinleri Yunanistan ile Türkiye arasındaki 1923 tarihli nüfus mübadelesinde köyü terk etmişlerdir. Taş oymalarına, duvar resimlerine ve eski sakinlerinin yaşamlarından izlere sahip olan evlerden bazıları ihmal edilmiş olsa da, balkonlar ve heykellerle süslenmiş pencereler hala güzel bir manzara yaratır. Kasaba merkezinde bulunan 19. yüzyıldan kalma Constantinus ve Helena Kilisesi, ne yazık ki; kötü bir durumdadır. Aziz Nikalaos manastırı ve kasabanın dışındaki Aziz Basileios Kilisesi dikkat çekici yapılardır. 

Bazı yapılar, güzel biçimde restore edilerek pansiyona ve otele dönüştürülmüştür.

Soğanlı:

Bu vadinin en cazip yanı, sakin ve hiç dokunulmamış olmasıdır. Hatta bu bölge Göreme Vadisi’nin bir minyatürü olarak düşünülebilir. Bir zamanlar bölgede yüzden fazla kilise olduğu sanılmaktadır, ancak günümüzde gezilebilecek altı kilise vardır. Bunların hepsi iyi korunmuş durumdadır ve günübirlik bir gezide dolaşarak tümü görülebilir.

Soğanlı’daki fresklerin zarif, pastel renkleri, sürmekte olan restorasyon çalışmalarında renklerin güçlenmiş olduğu Göreme kiliselerindeki fresklerin sert tonlarından farklıdır. Kappadokia’nın her yerinde satılan renkli bez bebekler, Soğanlı’nın el sanatlarından biridir.

Kapadokya22

Kapadokya23

Yeraltı kentleri: Tüf, yumuşaklığı nedeniyle kolayca kazılarak barınak yaratılmasına olanak sağlar. Derinkuyu’daki gibi bazı yerlerde yeraltında kentler kurtulmuştur. Bu yerleşim yerlerinde yaşama alanları, ahırlar, kuyular, havalandırma sistemleri, kiliseler ve ambarlar vardı.

Kapadokya’da her adımda bir başka şaşırtıcı görüntü karşılamaya devam ediyor insanı. Nevşehir merkezinin 30 kilometre batısında Derinkuyu ve ondan 9 kilometre önce Kaymaklı yeraltı şehirleri işte böyle bir etki yaratıyor ziyaret edenler üzerinde.

Derinkuyu:

Bu bölgede, yaklaşık olarak 36 yeraltı kenti bulunduğu düşünülmektedir, ancak bunlardan sadece birkaçında kazı çalışmaları yapılmıştır. Derinkuyu bunların en büyük, en ünlü ve en iyi aydınlatılmış olanıdır. Burada yaklaşık 20 bin kişinin yaşadığı sanılmaktadır. Sekiz seviyeden oluşan kent, 60 metre derinliğindedir. Derinkuyu ve 10 kilometre ötesinde yer alan, yine “karınca yuvası” benzeri bir yerleşim olan Kaymaklı arasında uzun bir “geçiş” tüneli bulunmaktadır. Tüneller saat 11.00 ile 15.00 arasında kalabalık olabilir bu saatlerde geri dönmeye çalışanlar hoş karşılanmaz.

İlk seviyede ahır, üzün cenderesi ve büyük bir tonoz görülür. Daha aşağılarda ise yaşama alanları, bir mutfak ve bir kilise bulunur.

Duvarların içine, yerleştirilmiş ağır değirmentaşları aslında yerleşim yerinin stratejik kısımlarını kapatmak için kullanılmış kapılardır. Dev havalandırma bacaları hala çalışır, ama içerisi nemlidir.

Kapadokya24

Kapadokya25

Kaymaklı:

1964 yılında keşfedilmiş olan Kaymaklı, bölgenin önemli ikinci yeraltı kentidir. Burada, 6. ile 9. yüzyıllar arasında, binlence kişinin yaşadığı sanılmaktadır. Bugün kentin beş seviyesi ziyarete açıktır, ama Kaymaklı’nın sekiz seviyeden oluştuğu düşünülmektedir. İlk seviyenin ne zaman ortaya çıktığı belli değildir. Yeraltı bölgesinin 2.5 km2’lik bir alana yayıldığı sanılmaktadır. Burası, bölgedeki diğer yeraltı kentlerinden daha küçük ve daha az kalabalıktır; odaları ve çeşitli kullanım amaçları daha ikna edicidir. Yeraltı kentinin nasıl olduğunu tasavvur edebilmek için erken gitmeye çalışın.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir