Pamukkale
Pamukkale’nin eşsiz travertenleri, Türkiye’nin en çok ziyaret edilen doğa harikalarından biridir. Denizli’ye 19 km, Karahayıt oteller bölgesine ise yalnızca 5 km uzaklıktadır. Travertenler, yer altından çıkan sıcak suyun yamaçlardan akarken karbondioksit kaybedip kalsiyum karbonat bırakmasıyla oluşur. Bu kimyasal süreç sonucunda beyaz kireçtaşı terasları meydana gelir ve Pamukkale’ye adını veren görüntü ortaya çıkar.
Travertenlerin bir bölümü, korunmaları amacıyla ziyaretçilere kapatılmıştır. Zaman içinde oluşan yapılaşmalar nedeniyle beyaz travertenlerin yer yer griye dönmesi üzerine bu alanda yapılaşma yasaklanmış ve aşağıda panoramik bir seyir terası oluşturulmuştur. Yapay göletler ve su kanalları çevresinde yürümek, fotoğraf çekmek ziyaretçiler için keyifli bir deneyim sunar.
Bazı traverten oluşumları, pamuk dağını andıran beyazlıkta; bazıları ise Çaldağ’ın güney yamacından çıkan ve kalsiyum oksit içeren sular sayesinde gökkuşağı gibi renkli katmanlar barındırır. Suyun içerdiği karbondioksit buharlaşırken geriye kalsiyum karbonat çökelir. Güneş ışınlarının etkisiyle bu beyaz katmanlar daha da belirginleşir.
Pamukkale’nin şifalı suları binlerce yıldır kaplıca olarak kullanılmaktadır. Antik çağlardan bu yana birçok hastalığa iyi geldiği bilinen bu termal sular, özellikle cilt üzerinde güzelleştirici etkileriyle ilgi çeker. Yerel halk, testi gibi nesneleri bu sulara batırarak üzerlerinin mineralle kaplanmasını sağlar ve bunları hediyelik eşya olarak satar.
Pamukkale’ye hayat veren kaynakların yakınında, geçmişte büyük bir uygarlık kurulmuştur: Hierapolis.
Hierapolis Antik Kenti
Pamukkale travertenlerinin üst kısmında yer alan Hierapolis, geniş bir alana yayılmış antik bir kenttir. Kent, Bergama Kralı II. Eumenes tarafından kurulmuş ve adını, Bergama’nın efsanevi kurucusu Telephos’un annesi Hiera’dan aldığı sanılmaktadır. MÖ 133 yılında, II. Attalos’un vasiyetiyle Bergama Krallığı ve Hierapolis Roma İmparatorluğu’na bırakılmıştır.
MS 1. yüzyılda büyük bir depremle yıkılan kent, yeniden inşa edilerek özellikle MS 2. ve 3. yüzyıllarda büyük bir gelişme göstermiştir. İlk başlarda Musevi halkın yaşadığı kentte Hristiyanlık hızla yayılmış, bu süreçte İsa’nın havarilerinden Aziz Filipus’un burada çarmıha gerilerek öldürüldüğüne inanılır. Aziz’e ait anıt mezar, kentin üst kısımlarında Çaldağı eteklerinde yer almaktadır.
Hierapolis’in planlı şehir yapısı oldukça dikkat çekicidir. Kent, 300 x 3.000 metre boyutlarında bir teras üzerine kurulmuştur. Doğu-batı yönünde uzanan ana caddenin iki yanında dükkânlar bulunurdu. Antik kentte ilk karşılaşılan yapılardan biri hamamdır. Hamamın arkasında palaestra (spor alanı) yer alır. Kuzey kanadında imparatora ve resmi törenlere ayrılmış büyük odalar vardır. Avlunun batı kenarında spor aktivitelerinin yapıldığı geniş salon yer alır. Buradan sıcak ve soğuk bölümlere geçilir.
Kentteki en önemli yapılar arasında, MS 6. yüzyılda inşa edilen Hristiyan Bazilikası, yüzme havuzu, anıtsal çeşme, tiyatro, St. Philipus’un mezarı ve nekropol yer alır. Hierapolis Tiyatrosu, MÖ 200 yılında inşa edilmiş olup 20.000 kişilik kapasiteye sahiptir. Günümüze yalnızca 30 oturma sırası ulaşmıştır. Tiyatronun kabartmaları bugün Hierapolis Müzesi’nde sergilenmektedir.
Antik havuz, Apollon Tapınağı ile ilişkili kutsal bir yapının kalıntısıdır. Havuzda, geçmişten kalma mermer sütun parçaları hâlâ suyun içinde görülebilmektedir.
Nekropol
Hierapolis’teki nekropol (mezarlık), Anadolu’nun en büyük antik mezarlıklarından biridir. Yaklaşık 2 km boyunca uzanan bu alanda geç Helenistik dönemden erken Hristiyanlığa kadar çeşitli dönemlere ait 1200 kadar tümülüs, lahit ve ev tipi mezarlar yer alır. Bölgede bu kadar çok mezarın bulunmasının nedeni, hastaların şifa bulmak için Hierapolis’e gönderilmesidir.
Hierapolis Kuzey Hamamı Yine 3. yüzyılda yapılmış olan bu hamam yapısı, kentin diğer hamam komplekslerinden biridir. Fonksiyonu ve dönemi itibariyle bazilikaya dönüştürülen yapılarla benzerlik gösterir.
Domitianus (Frontinus) Kapısı
M.S. 82-83 yıllarında Asya Prokonsülü Julius Sextus Frontinus tarafından yaptırılan bu üç kemerli anıtsal kapı, imparator Domitianus’a ithaf edilen yazıtlar nedeniyle “Domitianus Kapısı” olarak da anılır. Yanlarındaki iki silindirik kule ile dikkat çeken yapı, kuzey girişini oluşturur.
Hierapolis Latrina, Frontinus Kapısından girildiğinde sol yanda yer almaktadır.
Sütunlu Cadde – Frontinus Caddesi (Plateia) Şehrin ana caddesidir. Yaklaşık 1 km uzunluğundaki cadde her iki tarafında dükkânlar ve portiklerle çevrilidir. Caddenin başında Domitian Kapısı sonunda Kuzey kapısı yer alır.
Hierapolis Agora
1.yüzyılda inşa edilen Roma dönemi agorası, Frontinus Kapısı ile Kuzey Bizans Kapısı arasında, kuzey kesimde yer alır. Kuruluşunda şehir dışında kalan bu alan, M.S. 60 yılındaki büyük deprem sonrası ticari agora olarak kullanılmaya başlanmıştır. Dönemin en büyük agoralarından biri olarak bilinir ve hâlen büyük kısmı toprak altındadır.
Hierapolis Helenistik Tiyatro (Kuzey Tiyatro)
Şehrin batı kapısının kuzeyinde, dağ eteğindeki bir dere yatağında yer alır. Helenistik ve erken Roma dönemine ait olduğu düşünülen bu tiyatro, henüz kazı çalışması yapılmamış olduğu için günümüzde görülememektedir. “Kuzey Tiyatro” ya da “Dış Tiyatro” olarak da bilinir.
Triton Çeşmesi
Hierapolis’in kutsal alanı içerisinde yer alan Triton Çeşmesi, antik dönemde hem dini ritüeller hem de estetik süsleme amaçlı kullanılan önemli bir yapıdır. Çeşme adını, mitolojide deniz tanrısı Poseidon’un oğlu olarak bilinen ve deniz kabuğu biçimli borusuyla dalgaları kontrol eden Triton figürlerinden alır. Bu figürlerin yer aldığı kabartmalar, çeşmenin mimarisinde dikkat çekici süsleme unsurları olarak öne çıkar.
Çeşme, Katedral ile Kuzey Kapısı arasında, kutsal alanın ana aksı üzerinde yer alır. Yapı hem ziyaretçilerin ritüel temizliği için su sağlamakta hem de kentin dini atmosferine katkı sunmaktadır. Bugün kalıntıları arasında sütun parçaları ve Triton figürlü kabartmalar görülebilir.
Hierapolis Katedrali
6. yüzyıla tarihlenen bu Bizans dönemi yapısı, toprak altında kalmış olup kilise ve manastır kompleksinden oluştuğu düşünülmektedir. Hierapolis’in Hristiyanlık dönemindeki dini önemini yansıtan yapılardan biridir.
Aziz Filipus’un Mezarı ve Sekizgen Kilise (Martyrion)
Aziz Filipus’un MS 80 yılında çarmıha gerildikten sonra taşlandığına inanılan yerde, MS 5. yüzyılda sekizgen planlı bir martyrion (şehitlik kilisesi) inşa edilmiştir. Yapının her kenarı 20 metredir ve iç kısmı mermer kaplıdır. Kripta (mezar bölümü) içerisinde Aziz Filipus’un naaşının bulunduğuna inanılır.
Aziz Filipus’un mezarının bulunduğu kutsal hac mekânına ulaşımı sağlayan Aziz Filipus Kapısı, Hierapolis Antik Kenti’nin kuzeydoğusunda, surlar üzerinde yer alır. Bu anıtsal kapı, hacıların kutsal alana giriş yaptığı noktadır. Kapıdan sonra gelen alanda, hacıların ruhsal ve fiziksel arınmalarını sağlamak için Sekizgen Hamam inşa edilmiştir. Alan içerisinden geçen ve bugün yalnızca temelleri kalan Roma dönemi köprüsü, demir konstrüksiyonla kısmen yeniden canlandırılmıştır. Bu yapılar, hac yolculuğu ve dini ritüellerin ayrılmaz birer parçası olarak Aziz Filipus Kutsal Alanı’nın bütünlüğünü tamamlar.
Aziz Filipus’un Mezarı, Üçgen alınlıklı bu anıt mezar, düzgün kesme traverten bloklardan inşa edilmiştir. Kareye yakın dikdörtgen planlı mezarın içinde üç yönde ölülerin yerleştirildiği taş yataklar bulunmaktadır.
Aziz Filipus Mezar Kilisesi, 5. yüzyıla tarihlenen bu Bizans yapısı, üç nefli bir kilisedir. Girişin solundaki nefte, Aziz Filipus’un üçgen alınlıklı mezarı yer alır.
Ayazma, Aziz Filipus Kutsal Alanı, Roma dönemine ait bu kutsal alan, hacıların bir tür arınma gerçekleştirdiği kutsal su kaynağını barındırır. Martyrion’a çıkan merdivenin sağında yer alır.
Aziz Filipus Martyrion Kilisesi, Aziz Filipus’un şehit edildiği noktada, 5. yüzyılda sekizgen planlı bir martyrion inşa edilmiştir. Ortasının ahşap kubbeyle örtülü olduğu düşünülen yapı, sonsuzluğu simgeleyen sekiz sayısına atıfla sekizgen olarak tasarlanmıştır. Yapı dıştan kare planlıdır ve kenarlarında 28 adet istiare odası bulunmaktadır. Bu odalarda hacılar uyku esnasında tedavi edilmekte ve geleceğe ilişkin kehanetler aktarıldığına inanılmaktadır.
Hierapolis Tiyatrosu
Yaklaşık MS 200 yılında inşa edilen tiyatro, 20 bin kişi kapasitelidir. Günümüze yalnızca 30 oturma sırası ulaşabilmiştir. Sahne binasının kabartmaları oldukça etkileyicidir ve orijinal heykeller müzede sergilenmektedir.
Hierapolis Plütonyum (Cehennem Kapısı)
Ölüler dünyasına geçiş kapısı olarak kabul edilen bu kutsal mekân, yer altı tanrısı Plüton’a adanmıştır. Burada yapılan dini ritüellerde kurbanlık hayvanlar, zehirli gazın etkisiyle hayatlarını kaybederdi. Antik çağda bu olay, tanrıya kurban sunulması olarak kabul edilirdi. Coğrafyacı Strabon, burayı ziyaret etmiş ve şunları yazmıştır: “Bu yer o kadar güçlü ve sis benzeri bir dumanla kaplı ki, birisi yerleri çok zor görebilir. İçeriye giren her türlü hayvan anında ölümle tanışır. İçeriye serçeler yolladım ve anında son nefeslerini vererek düştüler.” Bu açıklama, yer altından çıkan karbondioksit gazının ne kadar öldürücü olduğunu göstermektedir.
Apollon Tapınağı ve Kutsal Alanı: MS 1. yüzyılda kentin baş tanrısı Apollon adına inşa edilmiştir. Yüksek platformu ve anıtsal merdivenleriyle dikkat çeker. Aynı zamanda kehanet merkezi olarak da kullanılmıştır.
Nymphaeum (Anıtsal Çeşme)
Apollon Tapınağı’nın doğusunda yer alan bu anıtsal çeşme, su kültüyle bağlantılı kutsal yapılar arasında yer alır. MS 2. yüzyıla tarihlenen yapı, su perileri (nymph’ler) adına yapılmıştır. Mermer bloklarla inşa edilmiş olan çeşmenin cephesinde süslemeler ve nişler yer alır. Hem süs hem de işlevsel bir yapı olan Nymphaeum, kentteki su dağıtımının bir parçasıydı ve çevresindeki kutsal alanların ritüel temizliklerinde önemli bir rol oynuyordu. MS 1. yüzyılda kentin baş tanrısı Apollon adına inşa edilmiştir. Yüksek platformu ve anıtsal merdivenleriyle dikkat çeker. Aynı zamanda kehanet merkezi olarak da kullanılmıştır.
Kutsal Havuz (Antik Termal Havuz / Kleopatra Havuzu)
Apollon Tapınağı’nın kutsal alanı içinde yer alır. Antik dönemden bu yana şifa merkezi olarak kullanılan bu havuz, termal suyun içinde yer alan devrilmiş sütun kalıntılarıyla dikkat çeker. MS 7. yüzyılda meydana gelen bir deprem sonucu tapınak çevresindeki sütunlar havuza devrilmiş ve bugünkü görüntüsünü almıştır. Yaklaşık 36 derece sıcaklıktaki termal sular, başta romatizma ve cilt hastalıkları olmak üzere pek çok rahatsızlığa iyi geldiği düşünülen zengin mineralli bir yapıya sahiptir. Efsaneye göre, Kleopatra’nın bu havuzda yüzdüğü ve güzelliğini bu sulara borçlu olduğu da anlatılır. Bugün ziyaretçilere açık olan bu antik havuz, hem tarihi atmosferi hem de şifalı sularıyla Pamukkale’nin en çok ilgi çeken noktalarından biridir.
Hierapolis Büyük Hamam (Roma Hamamı – Hierapolis Arkeoloji Müzesi)
Antik kentin en büyük yapılarından biri olan bu görkemli kompleks, Roma dönemine ait etkileyici mimari özellikler taşır. Geniş salonları, tonozlu tavanları ve dayanıklı taş yapısıyla dikkat çeker. Günümüzde Hierapolis Arkeoloji Müzesi olarak kullanılan bu yapının içinde, antik kentten çıkarılan heykeller, lahitler, kabartmalar, seramikler ve mermer eserler sergilenmektedir. Müze, ziyaretçilere hem Roma hamam kültürünü hem de bölgenin arkeolojik zenginliğini tanıtan önemli bir duraktır.
Karahayıt ve Kırmızı Su Travertenleri
Pamukkale’ye yalnızca 5 kilometre mesafede bulunan Karahayıt, hem yerli hem de yabancı ziyaretçiler için önemli bir termal turizm merkezidir. Burası, “Kırmızı Su” olarak bilinen doğal oluşumlarıyla tanınır. Yüzeye çıkan yüksek sıcaklıktaki termal su (yaklaşık 60°C), içeriğinde yoğun miktarda demir ve çeşitli mineraller barındırır. Bu mineraller zamanla çevredeki kayaçların üzerine çökelerek, kırmızı, turuncu ve kahverengimsi tonlarda traverten benzeri bir yapı oluşturmuştur. Bu benzersiz renklenme, Karahayıt’ı Pamukkale’den ayıran en çarpıcı özelliktir.
Karahayıt suları; romatizma, kireçlenme, bel-boyun fıtıkları, kas ve eklem ağrıları, cilt hastalıkları ile metabolizma rahatsızlıklarının tedavisinde destekleyici unsur olarak kullanılmaktadır. Termal tesislerde çamur banyosu, sıcak su havuzları ve kaplıca kürleri gibi birçok sağlık turizmi uygulaması sunulmaktadır.
Son yıllarda modern otellerin ve sağlık merkezlerinin açılmasıyla birlikte Karahayıt, “Termal Sağlık Köyü” olarak da anılmaya başlamıştır. Ziyaretçiler, doğayla iç içe olan bu bölgedeki yürüyüş yollarında gezerken hem kırmızı su kaynaklarını gözlemleyebilir hem de açık havada termal su deneyimi yaşayabilirler.
Karahayıt, sunduğu şifa kaynakları ve özgün doğal dokusuyla, Pamukkale-Hierapolis ziyaretine anlamlı bir tamamlayıcılık katar.

Bir yanıt yazın