Selçuk: Efes’ten Fazlası
Birçok ziyaretçi Selçuk’u yalnızca Efes’e ulaşmak için bir geçiş noktası olarak görse de bu küçük Ege kasabası başlı başına zengin bir tarih ve kültür hazinesidir. Elbette Efes, sadece Selçuk’un değil, Türkiye’nin de en önemli antik kentlerinden biridir. Ancak Selçuk, Efes’ten ibaret değildir; kentin her köşesinde farklı bir tarihî katman, her taşın altında başka bir hikâye yatar.
Ayasuluk Tepesi ve Selçuk Kalesi
Selçuk şehir merkezinden yürüyerek ulaşılabilen bu tepenin zirvesinde Selçuk Kalesi yer alır. Aziz Yuhanna’nın burada yaşadığına ve öldüğüne inanılır. IV. yüzyılda yapılan ilk kilisenin yerine, VI. yüzyılda İmparator Justinianus döneminde devasa bir katedral inşa edilmiştir. Bu yapının taş ve sütunlarının bir kısmı, yıkılmış Artemis Tapınağı’ndan alınmıştır. Girişteki Truva kahramanı Achilleus kabartması bugün Londra’daki Woburn Abbey Kilisesi’ndedir. Hristiyanlarca kutsal sayılan Aziz Yuhanna’nın mezarından çıkan tozun hastalıklara iyi geldiğine inanılır. Tepeyi çevreleyen surlar, erken Hristiyanlık döneminden kalmadır.
İsa Bey Camii
Bazilikanın hemen aşağısında, Aydınoğulları Beyliği döneminde 1375 yılında Mimar Ali tarafından inşa edilen İsa Bey Camii yer alır. Anadolu’daki en eski camilerden biri olan bu yapı, klasik Selçuklu mimarisi özelliklerini taşır. Caminin inşasında, antik Artemis Tapınağı’ndan alınan bazı sütunlar ve taşlar da kullanılmıştır.
Efes Arkeoloji Müzesi
1929 yılında kurulan Efes Müzesi, Türkiye’nin en önemli arkeoloji müzelerinden biridir. Bugünkü modern müze binası 1964 yılında inşa edilmiş, 1992’de ise kapsamlı bir restorasyondan geçmiştir. Müze, Efes ve çevresindeki kazılardan çıkarılan eserlerin sergilendiği tematik galerilere sahiptir. Artemis heykelleri, Eros figürinleri, mozaikler ve günlük yaşama dair binlerce obje burada ziyaretçilerini bekler. Müze, Efes’i gezmeden önce mutlaka ziyaret edilmelidir.
St. Jean Kilisesi (Aziz Yuhanna Bazilikası)
Aziz Yuhanna’nın mezarının üzerine kurulan bu devasa dini yapı, adeta bir hac merkezi işlevi görmüştür. Yapının altı büyük kubbesi ve haç planlı mimarisi dikkat çekicidir. Bazilikanın inşasında da Artemis Tapınağı’ndan taşınan sütun ve mermerler kullanılmıştır. Günümüzde kalıntıları ziyaret edilebilir ve geniş bir alan üzerine yayılan yapının planı ziyaretçilere geziyi kolaylaştıracak şekilde sunulmaktadır. Hristiyan inancına göre, Aziz Yuhanna burada gömülüdür ve mezarının bulunduğu yerden yayılan tozun şifalı olduğuna inanılır.
Saadet Hanım Hamamı Müzesi
Efes Arkeoloji Müzesi kompleksinin bir parçası olan 16. yüzyıldan kalma Osmanlı hamamı, restore edilerek Türkiye’nin ilk hamam müzesi hâline getirilmiştir. Hamam kültürünü yansıtan objeler, temsili banyolar ve mimari detaylarla ziyaretçiye farklı bir deneyim sunar.
Takip Kapısı – Zulüm Kapısı
Bizans surlarının girişlerinden biri olan bu kapıya halk arasında “Zulüm Kapısı” adı verilmiştir. Kapının üzerinde Yunan mitolojisinin ünlü kahramanı Achilleus’un (Aşil) kabartmaları yer alır. MÖ 6. ya da 7. yüzyıla tarihlenen bu rölyefler bölgenin ne denli eski ve katmanlı bir tarihe sahip olduğunu gösterir.
Selçuk Ulaşımı ve Doğal Zenginlikler
İzmir’e yaklaşık 70 kilometre uzaklıkta olan Selçuk’a, İzmir-Aydın otoyolu üzerinden özel araçla veya trenle kolayca ulaşılabilir. Selçuk, Türkiye’nin ilk demiryolu hattına ev sahipliği yapar; bu hat, İzmir Limanı’na tarım ürünlerinin taşınması için kurulmuştur. Ayrıca Adnan Menderes Havalimanı’na yaklaşık 45 dakikalık bir mesafededir.
Selçuk’un denize açılan kapısı Pamucak sahili, uzun kumsallarıyla yaz aylarında sakin bir kaçış noktasıdır. Komşu il olan Aydın’a bağlı Kuşadası da Selçuk’a oldukça yakındır ve bölgenin turistik yoğunluğunu tamamlar.
Artemision (Artemis Tapınağı)
Kuşadası yolu üzerindeki Artemision levhasından dönüldüğünde, Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri olarak kabul edilen Artemis Tapınağı’nın bulunduğu alana ulaşılır. İonlar, M.Ö. 700 civarında yerli halkın Ana Tanrıça Kybele’ye taptığı bu kutsal alanda ilk sunaklarını inşa etmiştir. Kentin büyümesiyle birlikte büyük bir tapınak yapılmaya başlanmış, 127 sütunlu Ion tarzındaki bu görkemli yapı 55 x 115 metre boyutlarında olup tamamlanması 120 yıl sürmüştür.
Ancak tapınak M.Ö. 356’da akıl hastası biri tarafından kundaklanarak yok edilmiştir. Daha sonra Büyük İskender’in desteğiyle halk tapınağı yeniden inşa etmiş, Helenistik dönemde 13 basamaklı podyum üzerine yükseltilen bu yapı da dünyanın yedi harikasından biri sayılmıştır. Ne yazık ki bu ikinci yapı da 263 yılında Gotlar tarafından tahrip edilmiştir. Yapılan kazılarda altın, fildişi ve diğer değerli sunaklar ortaya çıkarılmıştır. Bugün tapınaktan geriye yalnızca tek bir sütun ayakta kalmıştır.
Efes Antik Kenti
Efes, yalnızca Türkiye’de değil, tüm dünyadaki en etkileyici antik kent harabelerinden biridir. İlk Helen yerleşimi M.Ö. 1000 civarında kurulmuş ve kısa sürede Ana Tanrıça Kybele’ye adanmış bir ibadet merkezi olarak ün kazanmıştır. Bugün ziyaret edilen Efes kenti ise, Büyük İskender’in generallerinden Lysimakhos tarafından M.Ö. 4. yüzyılda kurulmuştur. Roma döneminde Ege’nin başlıca limanı haline gelmiş, dönemin en büyük ve en zengin şehirlerinden biri olmuştur.
Kentin önemi, Hristiyanlık tarihi açısından da büyüktür. Meryem Ana’nın son yıllarını burada geçirdiğine ve Aziz Yuhanna’nın ona eşlik ettiğine inanılır. Ayrıca, Hristiyanlık tarihinde önemli yeri olan Efes Konsilleri burada toplanmıştır (İ.S. 431 ve 449).
Efes Antik Kenti’ni gezmeye başladığınızda iki farklı giriş kullanabilirsiniz: biri Kuşadası yolu üzerinden (alt kapı), diğeri ise Meryem Ana Evi yönünden gelen (üst kapı – Magnesia Kapısı).
Efes Antik Kenti’nin Kuruluşu
Efes kentinin ilk yerleşimi, tarih öncesi dönemde, günümüzde Selçuk-Çamlık karayolunun batısında, denizin zamanla çekilmesiyle karada kalan eski bir yarımada üzerinde kurulmuştur. Arkeolojik bulgulara göre kent, M.Ö. 2000’li yıllarda surlarla çevrili biçimde Ayasuluk Tepesi’ne taşınmıştır. Hitit çivi yazılı metinlerinde bu yerleşim “Apasas” adıyla geçer ve Arzawa Krallığı’nın merkezi olduğu düşünülür.
Ayasuluk Tepesi’nde bulunan bir Miken mezarı, kentin M.Ö. 2000 sonlarında Ege’den göç aldığını göstermektedir. Yerli halktan oluşan ilk Ephesos topluluğu, İon göçleri sırasında Ayasuluk çevresinde Artemis kültü etrafında yaşamıştır. İon yerleşimciler, özellikle tüccar ve denizci loncalar, yerli halkla kısa sürede kaynaşarak Artemis Tapınağı çevresindeki yerleşime hâkim olmuşlardır.
Pers işgali sonrasında Büyük İskender’in ölümünün ardından generallerinden Lysimakhos, kenti Bülbül Dağı ile Panayır Dağı arasındaki bugünkü konumuna taşımış ve surlarla çevirmiştir. Günümüzde ziyaret edilen Efes Antik Kenti, M.Ö. 3. yüzyıldan İ.S. 6. yüzyıla kadar uzanan izler taşır.
Hristiyanlık tarihi açısından Efes büyük öneme sahiptir. İncili yazan havari Yuhanna’nın Hazreti Meryem ile birlikte kente geldiğine ve burada yaşadıklarına inanılır. Küçük Asya’daki Hristiyan topluluklara yazdığı mektuplarla tanınır. Aziz Paulus’un ziyaretleri nedeniyle de Efes, “Tanrı’nın ikinci evi” olarak kabul edilmiştir.
İ.S. 6. yüzyılda Ayasuluk Tepesi’ne inşa edilen St. Jean Bazilikası ile birlikte yeniden buraya yönelen yerleşim, Efes’in kaderini değiştirmiştir. Zamanla limanın alüvyonlarla dolmasıyla birlikte ticari hayat bugünkü Kuşadası’nın bulunduğu Neapolis’e kaymıştır. 1304 yılında Aydınoğulları Ayasuluk’u ele geçirmiş, 1426’dan itibaren ise bölge Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Efes’in Ünlü İsimleri
Efes’te yaşamış birçok önemli bilim ve sanat insanı vardır. Şairler Kallinos ve Hipponaks, filozof Herakleitos, ressam Parrhasius, dilbilimci Zenodotos ve hekimler Soranus ile Rufus bunlardan bazılarıdır.
Arvalya ve Çukuriçi höyüklerinde yapılan kazılar, Efes tarihinin M.Ö. 6000’e kadar uzandığını göstermektedir. Antik kaynaklar, Efes’in ilk olarak Ayasuluk Tepesi’nde kurulduğunu doğrular. Hitit tabletlerinde geçen “Apasas” isminin Efes’e işaret ettiği düşünülür. Antik coğrafyacılar Strabon ve Pausanias ile tarihçi Herodotos, Efes’in tıpkı İzmir gibi Amazonlar tarafından kurulduğunu yazar. Ancak günümüzde bu iddialar mitolojik bir anlatım olarak kabul edilmektedir.
Herakles Kapısı
Küretler Caddesi girişindeki kapının adı, aslan postuna bürünmüş Herakles rölyeflerinden gelir. İlk başta iki katlı bir yapı olan ve İS 4. yüzyıldan kaldığına inanılan kapının büyük orta kemeri ve kemerin üst köşelerinde Nike heykelleri bulunuyordu. Küretler Caddesi boyunca kentin ileri gelenlerinin heykelleri sıralanırdı.
Küretler Caddesi
Memmius Anıtı’ndan başlayıp Celsus Kütüphanesi’ne doğru inen eğimli cadde Küretler Caddesi’dir. Herakles Kapısı’ndan aşağıya doğru inildikçe sağda Trajan Çeşmesi görülür (102-114). Cadde üzerindeki önemli bir yapı da Hadrian Tapınağı’dır. Yazıtından, 117-138 yılları arasında yapıldığı anlaşılmaktadır. Tapınak sonradan yıkılmış ve 4. yüzyılda restore edilmiştir. Portikonun iç duvarında göreceğiniz dört kabartma süs alçıdan yapılmış kopyalardır. Asıllarını müzede görebilirsiniz. Tapınağın arkasında bulunan Scholastika Hamamları, 10. yüzyılda yapılmış, 4. yüzyılda restore edilmiştir.
Hadrian Tapınağı
Hadrianus’un İS 123 yılında kenti ziyaretinin onuruna yapılan tapınağın cephesindeki mermer rölyeflerde, tanrılar ve tanrıçalar görülür. Tapınak, İmparator Hadrianus onuruna yapılmıştır. İmparator Hadrianus’un ziyaretleri öncesinde ve sonrasında kentte birçok yapı ve heykel yaptırılmıştır. Bu yapıların birçoğu günümüze kadar iyi bir şekilde ulaşabilmiştir. Bu eserler yalnızca Türkiye’deki müzelerde değil, Almanya ve İngiltere gibi tarihi Avrupa müzelerinde de sergilenmektedir. Kült odasının önünde yer alan sütun düzeneği, Suriye tipi adı verilen bir alınlık taşır. İç duvardaki frizdeki kabartmalar, şehrin kuruluşuyla ilgili efsaneyi anlatmaktadır.
Yamaç Evleri
Hadrian Tapınağı karşısında, Küretler Caddesi’nin Bülbül Dağı yamaçlarında, zenginlere ait yamaç evlerinin restore edilmiş halini ziyaret edebilirsiniz. 1. yüzyıla ait bu evlerin bazıları dört kata kadar yükseliyordu. Evlerin zeminleri mozaiklerle, duvarlar ise freskler ve heykellerle süslenmişti. Hem döneminin hem de günümüz mimari uygulamaları açısından son derece mükemmel olan bu evlerde sıcak ve soğuk su kullanılıyor, duvarlardan geçirilen künk borularla evlerin ısınması sağlanıyordu. Evlerin zemin katlarında misafirler için büyük bir salon, mutfak ve banyo; üst katlarda ise yatak odaları bulunuyordu.
İki adada yapılan kazıların birincisinde ortaya çıkan evlerde taşınabilir tüm eşyalarla, mozaik ve freskler sökülerek müzeye taşındı. İkinci adada bulunan evlerden koruma çatısı tamamlananlar ziyarete açıldı. Bu evlerde mozaik, fresk ve eşyalar yerlerinde bırakıldı, böylece evlerin mimari etkileyiciliği ve dekorasyon mükemmelliği gözler önüne serildi. Bu iki eve, Skolastika Hamamı’nın karşısındaki merdivenli sokaktan ulaşılabilir. Evlerin alt tarafında anıt mezar ve Bizans Çeşmesi kalıntıları bulunuyor.
Celsus Kütüphanesi
Şahsi fikrime göre Efes’teki en nadide eser ve Türkiye’deki en iyi korunmuş eserlerden biri Celsus Kütüphanesi’dir. İS 114-117 arasında, Konsül Gaius Julius Aquila tarafından babası için yaptırılmıştır. Kütüphane önce Gotlar’ın saldırılarında, sonra ise 1000 yılındaki depremde tahrip olmuştur. Cephedeki nişlerde yer alan heykeller, Sophia (bilgelik), Arete (erdem), Ennoia (akıl) ve Episteme (ilim) figürleridir.
Mermer Cadde
Mermer cadde, Tiyatro ile kütüphaneyi birbine bağlayan caddedir ve aynı zamanda Artemis Tapınağı’na giden kutsal yolun bir bölümüdür. M.S 1.yyda inşa edilen cadde, ileriki yüzyıllarda da pek çok tadilat görmüştür.
Tiyatro
Efes Antik Tiyatrosu, Helen döneminde Panayır Dağı’nın yamacında kurulmuş, Romalılar tarafından onarılmıştır. Günümüzde sanat tarihi açısından dünya çapında önemli bir yapıdır. 25.000 kişi kapasiteli olan tiyatro, dönemin ihtişamını gözler önüne seriyor. Toplamda 3 katlıdır ve hem yerli hem de yabancı ziyaretçiler için önemli bir ilgi odağıdır.
Sütunlu Cadde / Liman Caddesi (Arkadiane)
Arkadiane Caddesi, tiyatronun önünden başlayıp limana kadar uzanır. 11 metre genişliğinde ve 600 metre uzunluğundadır. İki yanında sütunların sıralandığı bu cadde, Helenistik dönemde yapılmış olup, Roma dönemi eklemeleriyle daha da görkemli hale gelmiştir. Helenistik dönemde yapılmış, ancak Arcadius döneminde yenilenmiştir. Caddenin iki tarafında mozaik döşeli yaya yolu ve dükkanlar yer alır. Ortasında dört sütunlu bir anıt yükselir. Caddenin kuzeyinde spor tesisleri ve tiyatro tarafında gymnasion ile hamamlar bulunmaktadır. Caddenin ilerleyen kısmında Neron dönemine ait yapılar ve Meryem Ana Kilisesi kalıntıları bulunur. Caddenin sonunda yer alan yapılar ve inşa edilen sütunlar, dönemin imparatorluk gücünü ve ihtişamını simgeler.
Selçuk Çevresinde Ören Yerleri
Yedi Uyuyanlar Mağarası
İmparator Decius döneminde (3. yüzyıl), Efes’te Hristiyanlar inançları nedeniyle zulüm görür. Bu baskılardan kaçan yedi genç, Panayır Dağı eteklerinde bir mağaraya sığınır ve burada mucizevi bir şekilde 200 yıl boyunca uyurlar. Uyandıklarında Theodosius II dönemi başlamış ve Hristiyanlık artık resmi din hâline gelmiştir. Bu olay hem Hristiyan hem de Müslüman kültürlerinde kutsal kabul edilmiş, yedi genç öldükten sonra aynı yere gömülmüş ve mağaranın yanına bir kilise inşa edilmiştir.
Anadolu’nun farklı bölgelerinde benzer efsaneler bulunsa da, Efes’teki Yedi Uyuyanlar Mağarası en çok bilinen ve ziyaret edilenidir.
Meryem Ana Evi
Efes Antik Kenti’nin üst kapısından başlayan 7 kilometrelik düzgün bir yolla ulaşılan Meryem Ana Evi, Hristiyanlar için hac yerlerinden biridir. Burada Hz. Meryem’in yaşadığına ve öldüğüne inanılır. Küçük bir Bizans Bazilikası olan bu ev, yalnızca Hristiyanlar değil, Müslümanlar tarafından da kutsal kabul edilir. Ziyaretçiler şifa dilekleriyle gelir, adaklar adanır.
Bu evin keşfi ilginç bir hikâyeye dayanır. 1800’lü yılların başında Catherine Emmerich adlı, hayatı boyunca doğduğu kasabadan hiç ayrılmamış Alman bir mistik, rüyalarında Hz. Meryem’in evinin yerini tarif eder. 1891 yılında Henry Jung liderliğindeki bir heyet, Emmerich’in tarifine uyan bu evi bulur. İkinci avluda bulunan iki yapı, fresk ve mozaikleri korunarak ziyarete açılmıştır. Evlerin dekoratif zenginliği ve otantik yapısı dikkat çekicidir.
Evlerin aşağısında bir anıt mezar ve Bizans dönemine ait bir çeşme bulunur. Evin “Meryem Ana” adını almasının, 431 yılında Efes’te toplanan Ekümenik Konsil’in, “Meryem’in İsa’yı Tanrı’nın oğlu olarak doğurduğu” yönündeki kararına dayandığı düşünülmektedir.
Kuşadası Yolunda: Kültür Köyü
Pamucak-Selçuk-Gümüldür kavşağından Selçuk’a doğru ilerlediğinizde 330 metre sonra, köy yaşamının her boyutuyla canlandırıldığı eşsiz bir maket müzesi ile karşılaşırsınız. Benzerinin başka bir yerde bulunmadığı bu özel mekân, mutlaka ziyaret edilmelidir. Ayhan ve Nazmiye Çetin çifti, çocukluklarını geçirdikleri Konya’nın Akviran Köyü’nü maketlerle yeniden inşa etmeye karar vermiş.
Bahçeye birebir ölçekte köyün insanlarını yerleştirmişler. Tek katlı yapının içine el yapımı bebekler koymuşlar, küçük evler yapmışlar. Evlerin üzerlerinde tarhana seren kadınlar, sırtında çocuğunu taşıyan köylü kadınlar, sokakta yürüyen yaşlılar ve köyün küçük çarşısındaki dükkânlar bile düşünülmüş. Evler kâğıt, mukavva, ağaç ve köpükle üretiliyor. Köyün hemen hemen tüm gelenek ve görenekleri bu bebeklerle temsil ediliyor.
Şirince
Bir Köy Güzeli: Şirince
Selçuk’a, Kuşadası’na, Pamucak’a gelen yerli ve yabancı turistlerin vazgeçilmez tur güzergâhları arasında yer alan Şirince Köyü, elbette kendi başına da ziyaretçilerine ev sahipliği yapmaktadır. Güzelim taş evlerin özenle restore edilip dekore edilmesiyle yapılan küçük, şirin pansiyonlarda konaklayan tiryakiler her geçen gün artmaktadır. Selçuk’ta tarihî bir yolculuk yaptıktan sonra, havayı biraz değiştirmek ve rahatlamak için Şirince’nin yolu tutulmalı ve adeta düşsel bir yolculuğa çıkılmalıdır.
Kalenin hizasında yer alan Şirince tabelasını sağda gördüğünüzde, zeytin, şeftali ve mandalina ağaçları arasından hafif virajlarla kıvrılarak ilerleyen yolu takip ettiğinizde, on dakika sonra karşınıza birdenbire bir tablo çıkar. Bu gerçekten tabloya benzeyen köyün adı Şirince!
Dünden Bugüne
Yüz yıl kadar önce Şirince, dört-beş bin nüfuslu önemli bir Rum yerleşimiydi. Şirince’de doğup ailesiyle Yunanistan’a göçmek zorunda kalan Yunan yazar Dido Sotiriou’nun Benden Selam Söyle Anadolu’ya adlı romanı, buralarda geçer. Savaş öncesi, sırası ve sonrasıyla yörenin dramını anlatır. Köyün eski adı Kirkince, Rumların telaffuzu ile “Kirkince”ye dönüşmüş. Türkler ise bunu “Çirkince” olarak telaffuz ederlerdi. 1930’larda İzmir Valisi Kazım Dirik, köyün adını Şirince olarak değiştirmiş ve bu ad öylece kalmıştır. Doğru olan bu ad gerçekten yakışmıştır.
Şirince, eski kaynaklarda “Dağdaki Efes” veya “Eski Efes” olarak anılmaktadır. Küçük Menderes Irmağı’nın deltalarındaki sivrisineklerden kaçan halk, buraya yerleşmiş. Bir başka görüşe göre ise Menderes’in getirdiği alüvyonların tarlaları doldurup yaşanmaz hale getirmesi nedeniyle halk buraya göç etmiştir.
Köyün kuruluşuna ilişkin rivayetler farklıdır. Derebeyinin yanında çalışan köylülerden bir grup, azat edilmelerini ve kendilerine bugünkü Şirince Köyü ve çevresinin verilmesini isterler. Bunun üzerine bey, “Yerleşeceğiniz yer güzel mi?” diye sorar. Köylüler, beyi yanıltmak için “Çirkince” derler.
Şirince, 19. yüzyılda Osmanlı yönetiminde 1800 haneli bir Rum köyüydü. 1923-1924 yıllarındaki Türk-Yunan nüfus değişimi sırasında (Mübadele), köy boşalmış ve Kavala bölgesinden gelen mübadele nüfusu yerleştirilmiştir. Cumhuriyet döneminde ise kentlere göç nedeniyle nüfus azalmış ve 1950’lere kadar iki-üç bin kişilik bir belediye olarak varlığını sürdürmüştür. Şu an köyde yaklaşık 700 kişi yaşamaktadır. Göç edenler sadece kendilerini değil, köyün havasını da yanlarında götürmüşlerdir. Evlerinin kullanılacak her parçasını söküp Selçuk’ta yeni ev yapmakta kullanmışlardır. Yine de köy kimliğini korumuştur.
Geleneksel köy evlerinin güzel örnekleriyle dolu olan köyde, çoğu 100 ila 150 yaşlarında Rum evleri bulunmaktadır.
Köyün girişinde, solunuzda Artemis Şarap Evi’nin kocaman bahçeli lokantası yer alır. Bu bina bile Şirince’nin bir zamanlar nasıl bir köy olduğunu anlamanızı sağlayabilir. Çünkü bu büyük yapı, 80-100 yıl önce köyün okuluydu. Bugünkü okuldan daha büyük olan bu bina, günümüzde iyice restore edilip hemen yanında üretim tesisleri bulunan bir şarap üreticisinin lokantasına dönüştürülmüştür. İç mekanı da güzel, ama yazın köye ve ovaya bakan bahçesinde oturmak çok keyifli.
Şirince’nin sokakları ya araç giremeyecek kadar dar ya da merdivenli olduğu için burada bir otopark bulunuyor. Aracınızı oraya bırakmanız gerekiyor, çünkü köyün sokaklarında aracınızı kullanmak pek mümkün olmayacaktır. Şirince’nin sokaklarında rastgele dolaşmak, her köşe başında farklı bir güzellik keşfetmek anlamına gelir.
Köyde bulunan iki kiliseden daha büyük olan Aziz Yoannes Kilisesi, 1805’te yapılmıştır. Bu kilise son yıllarda onarımdan geçmiştir ve ziyaretçilere açıktır. Köy girişindeki Aziz Dimitrios Kilisesi ise bir dönem cami olarak kullanılmıştır. Harabe halde olan bu yapı, son yıllarda koruma altına alınmış ve restore edilmek üzere bekliyor. Büyük bölümü tahrip olsa da, fresklerinin bir bölümü canlılığını korumaktadır.
Köyü gezmenin en keyifli yollarından biri sokaklarda rastgele dolaşmaktır. Çünkü her girilen sokakta bir başka güzellik keşfedilebilir.
Şirince’yi tepeden görmek ve fotoğraflamak için Hodri Meydan seyir terasına çıkabilirsiniz. Yürüyerek gitmek zor olur derseniz, aracınızla da çıkabilirsiniz. Köyün güzel otellerinden biri olan Nisanyan Evleri’nin arazisinde, Ali Nesin’in Matematik Köyü de her yaz açılıyor. Bir uğrayıp merhaba demek iyi olabilir.
Hediyelik Eşyalar Çarşısı
Şirinceli kadınlar, el emeği göz nuru dantelleri, sehpa örtülerini, yazmalar, yün eldiven, çorap gibi el işlerini hem evlerinde hem de köy meydanındaki kurdukları çarşıda sergiliyorlar. Burada, yakınlarınıza ve sevdiklerinize hediye edebileceğiniz pek çok şey bulabilirsiniz. “Motif” adındaki butik, ilginç hediyelikler sunmaktadır. Türkiye’nin dört bir yanındaki el tezgahlarında dokunan saf yün ve ipek sallar, fularlar, örtüler, masa örtüsü, yatak örtüsü gibi ev dekorasyon ürünlerinden oluşan zengin bir koleksiyon bulunmaktadır. Çarşının diğer bölümlerinde ise butikler ve bibloların satıldığı hediyelik eşya dükkanları yer alır.
Yorulunca, şarap evlerinden birinde mola verebilirsiniz. Şirince’nin bol oksijenli havasında uyumanın keyfi ise başka bir deneyimdir. Eski evlerden restore edilmiş küçük otel pansiyonlarda kendinizi evinizdeymiş gibi hissedebilirsiniz. Dinlenmiş olarak, erkenden uyanırsınız.
Tabii ki, çeşit çeşit şarapların tadına bakarken ölçüyü kaçırmamak önemlidir.

Bir yanıt yazın